‘Ben’ Değil ‘Biz’ Diyen Karıncalar

0

Dünyada en fazla bulunan canlı türü karıncalar, sayıca bizim 20 milyon katımız civarındadır. Onları ilginç kılan en önemli özellikleri ise yaşayış tarzlarıdır. Çünkü birbirleriyle sürekli dayanışma halinde, örgütlenerek topluluklar halinde ve koloniler şeklinde yaşamaktadırlar.

Adem SERDAROĞLU

Bu kolonilerde yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca üye bulunabilmesine rağmen, sosyal düzenlerinde en ufak bir aksaklık yaşanmamaktadır. Çünkü koloniler arası dayanışma sayesinde herkes sistemden azami derecede istifade edebilmektedir. Karıncaların çalışma şeklini bir çok bilim adamı ve sosyolog incelemiş, ancak insanlara uyarlamayı başaramamış ve düşünceleri birer ütopyadan ibaret kalmıştır. Çünkü günümüz materyalist insanları kendi çıkarlarını, umumun menfaatinden üstün görmektedir. Bu durumda sosyo-ekonomik birliktelik dahi kalıcı huzuru getirememektedir.

‘Ben’ değil, ‘biz’ derler

Bilinen en sosyal varlık karıncalardır. Evrimciler karıncaların bu derece örgütlenmiş olmalarına anlam verememektedirler. Evrimcilere göre, canlılar hayatlarını devam ettirebilmek için birbirleriyle mücadele etmek zorundadır. Her canlı sadece kendisini ve yavrusunu düşünür. Diğer canlılarla ve türdeşleriyle sürekli mücadele içinde bulunarak hayat savaşı vermek zorundadır. İşte bu, karıncaların hayat tarzına aykırı düşmektedir.

Tabiatta bulunan bütün böcek türleri hayatlarını yiyecek bulmaya adamış vaziyettedirler. Yiyecekleri bulurlar ve yerler. Karınları tekrar acıktığında ise yine yiyecek aramaya çıkarlar ve hayatlarını bu şekilde devam ettirirler. Karşılaşabilecekleri tehlikelerden uzak durmaya da son derece önem verirler. Ancak karıncalar böyle midirler?

Onlar ‘ben’ duygusunun çok ötesinde; ‘biz’ duygusuyla donatılmış vaziyettedirler ve asla geri adım attıkları görülmemiştir.

Fedakarlık ve iş bölümü

Karıncaların hayatları; disiplin, itaat, iş bölümü, dayanışma ve fedakarlık üzerine kuruludur. Bu minik bedenler, kolonilerini korumak ve beslemek adına kendi hayatlarını dahi hiçe sayarlar. Birbirleriyle yiyeceklerini paylaşırlar, bulundukları çevrelerini temizlerler ve gerektiğinde diğerleri için canlarını feda ederler. Kolonide yaşayan herkes ne iş yapması gerektiğini çok iyi bilir ve onu kusursuzca yapmaya çalışır. Aralarında bir tek bencil harekete dahi rastlamak mümkün değildir.

Karıncaları muvaffak kılan bu birliktelik ve fedakarlığın tezahürü şu örneklerde kendini göstermektedir.

1. Aynı koloniye mensup iki karınca bir biriyle karşılaştıkları zaman, eğer biri aç veya susuzsa ve diğer karıncanın da kursağında çiğnenmiş ve yarı sindirilmiş bir yiyecek varsa; kursağı dolu olan karınca hiç vakit kaybetmeden yiyeceğini diğer karınca ile paylaşır. Karıncalar larvalarını da kursaklarında bulunan bu yiyeceklerle beslerler.

Hatta çoğu zaman kendilerine daha az yiyecek ayırırlar. Karıncalar buldukları besin kaynaklarını paylaşma konusunda da oldukça cömerttirler. Buldukları kaynağı mümkün olduğunca çok karıncaya haber vermeye çalışırlar.

2. Yaprak kesici karıncalar günlerinin tamamını yaprak taşımakla geçirirler. Ancak, yaprak taşırken sineklerin saldırılarına karşı son derece savunmasızdırlar. Bu yüzden kolonide yaşayan küçük boylu karıncalar taşınan yaprakların üzerine yerleşirler ve yaprak kesici karıncaları sineklerin saldırılarından korurlar.

3. Bazı karıncalar, yaprak bitlerinin sindirim artıkları ile beslenirler ve bal karıncaları adıyla anılırlar. Bal karıncaları yaprak bitinden emdikleri bu şekerli besini balı saklayacak olan genç işçilerin ağızlarına boşaltırlar. Kavanoz görevi gören bu karıncalar aslında çok büyük bir fedakarlıkta bulunmaktadırlar. Çünkü kendilerinin 8 katı ağırlıkta bir yükle ters asılı durmak gerçek bir fedakarlık nişanesidir.

4. Gerektiğinde kolonilerini korumak için hayatları pahasına düşmanlarına zarar vermeye çalışmak, sıklıkla uyguladıkları bir savunma mekanizmasıdır. Birçok karınca türü bu saldırılarını çeşitli şekillerde gerçekleştirmektedir. Mesela Malezya’nın yağmur ormanlarında yaşayan karıncalar zehirli bir türdür. Bu karıncanın çenesinden vücudunun arkasına doğru uzanan zehirle dolu bir salgı bezi bulunur. Eğer karınca düşmanları tarafından sarılırsa, karın kaslarını şiddetli bir şekilde kasarak salgı bezlerini yırtar ve zehiri düşmanın üzerine püskürtür. Karıncanın bu hareketi aynı zamanda kendi ölümü anlamına da gelmektedir. Bunu bilmesine rağmen en ufak bir tereddüt sergilemez.

5. Eğer yuvaları istila edilecek olursa, karıncaların ilk yapacakları şey yavrularını korumak için harekete geçmek olacaktır. Yuvadaki asker karıncalar hemen saldırının yapıldığı bölgeye hücum eder ve düşmanla savaşırlar. İşçi karıncalar ise yardıma muhtaç larvaların hayatını kurtarmak üzere, çocuk odalarına koşarlar. Larvaları ve genç karıncaları çenelerinde yuvanın dışına taşırlar ve düşmanları gidene kadar onları güvenli bir yerde saklarlar. Böyle bir tehlike anında karınca gibi bir hayvandan beklenen kendi başının çaresine bakması ve kendine gizlenecek bir yer aramasıdır. Oysa ne asker karıncalar, ne kapıda nöbet tutan karıncalar ne de işçi karıncalar kendi hayatlarını düşünmemekte, her biri bir diğeri için kendi hayatını ortaya koymaktadır.

Bu, olabilecek en anlamlı fedakarlıktır ve milyonlarca yıldır bütün karıncalar bu şekilde yaşamaktadır.

Orman Devi’nin Düşündürdükleri

Colarado’da bulunan Long Peak dağının eteğinde dev bir ağaç gövdesi bulunmaktadır. Tabiat araştırmacıları bu ağacın yüz yıllardır orada olduğunu söylerler. Ağaç yaşadığı onca uzun yıllar boyunca on dört kez yıldırımdan zarar görmüş, sayısız kasırga ve fırtınayı atlatmış ve ayakta kalmayı başarmıştır.

Fakat bu orman devinin ölümü hiçte beklenildiği gibi kahramanca olmadı. Bir böcek ordusu ağaca saldırdı ve onu yere devirdi. Böcekler ağacın kabuğunu yediler ve ısırıklarıyla ağacın bütün direncini yıktılar. Yıldırımların, kasırgaların ve fırtınaların yıkamadığı bu dev, bir insanın iki parmağının arasında ezebileceği küçük böceklerin önünde yıkıldı kaldı.

Bu küçük böcekleri bu denli güçlü kılan şey; birlikte hareket etmenin verdiği kuvvetti. Bu minicik hayvanlar bile birlik oldukları vakit yıdırımlardan, kasırga ve fırtınalardan daha güçlü olabilmektedirler. Bu gizemi en iyi şekilde kullanabilen karıncalar, binlerce yıldır biz insanlara bir şeyler anlatmaya çalışmaktadırlar.

Dayanışma ruhu ile hareket ederek, birlik ve beraberliğini sağlayan toplumlar, giriştikleri her mücadelede (sosyal, ekonomik, eğitim..) başarılı olmak zorundadır. Toplumsal dayanışma olmadan, birlik ve beraberlik sağlanmadan atılan adımlar başarılıymış gibi algılansa da, uzun vadede kurumaya mahkum bir ağaçtan farksızdır.

Birlik ve beraberlik içinde olan toplumların karşılaştıkları en zor problemleri dahi kolaylıkla ü, sorunlarını çözen toplumların ise her geçen gün ilerleme ve gelişme kaydettiği hepimizce malumdur. Dünyada birlik ve beraberlik içinde hareket etmeden başarıya ulaşabilmiş ne bir ailenin, ne bir şirketin, ne bir devletin var olmadığını, akıllarımızdan çıkarmamalıyız.

(Toplam 750 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.