Araştırma

Bilinçaltınız Elimizde Teslim Olun!

Bilinçaltına Ulaşmanın Tarihçesi

1950’li yıllara dayanan bilinçaltına teknik yöntemlerle ulaşma ve insanları istenilen davranışa yönlendirme işi 1960 yılında takıstop’un icadı ile daha da hızlandı. Takıstop sayesinde özellikle reklamcılar bilinçaltına yönelmenin, reklamın etkinliğini arttırdığını görmüşler ve bunun için bilinçaltı reklamcılık tekniklerini geliştirmeye başlamışlardı. Ulaşmak istedikleri nokta, tüketicilerin reklamı gördüğünde ya da onu dinlediklerinde farkında olmadan reklama maruz kalmalarıydı. “Bu o kadar kolay mı?” diye bir soru aklınıza gelebilir. Hayır, çok kolay bir sistem değil. Ama o bir sistem.

Bu sistemi harekete geçirmenin en zor noktalarından biri bilinçaltında oluşturulan hissi bilinç seviyesine çıkararak eyleme dökmek. Bilinçaltını bilinç seviyesine bağlayan bir takım duygular var. Bunlar açlık, susuzluk, doğum, ölüm ve cinsellik gibi duygular. Her kişide bulunan bu duygular, çok hassas olduğu için bir marka bu duygulardan birinin altına gizlendiğinde bilinçaltından yukarıya bilinç seviyesine
doğru açığa çıkması daha kolay olmaktadır. Susuzluğunuzu ya da açlığınızı dindirmek için bir ürünü aldığınızı hatırlıyor musunuz? Hatırlamazsınız. Ama sebebini bilmeden aldığınız onlarca ürün mutlaka vardır.

Markalar Duyguların Altında Kendine Yer Arıyor

Sadece his ve duyguya gizlenen bir yöntem değil bu. Markalar bazen de hayat tarzlarının altına da gizlenebilir. Ürünü alan kişi kendini görmek istediği sosyal guruba dahilmiş gibi hisseder. Uzun bir dönem (10-40 yıl) bilinçaltına duygu ya da hayat tarzı olarak işlenen bir markayı gören insanlar acıkabilirler ya da kendilerini elit bir guruba üye olmaya aday görebilirler. Bu ise kendi davranışlarının dışında gelişir. Biraz daha izah etmek için 50 yıllık deterjan firmalarının reklam filmlerini neden değiştirmediklerini anlatarak başlayabiliriz. Neredeyse hiç değişmeden bugün hala izlediğimiz bazı reklam filmlerinin değiştirimemesinin sebebi uzun ama yorucu olar bir şeyi başarmak istemeleridir. O da markanın doğum ya da açlık gibi hassas duyguların altına yerleştirilme isteğidir.

Bilinçaltında Görmediğimiz Gerçekler

İnsanın çevresini ve kendisini tanımasını sağlayan anlık süreçlerin toplamı bilici oluşturur. Bilinçaltı ise çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram olmasına rağmen tam tarif edilemeyen bir durumdur. Yapılan araştırmalarda doğumdan ölüme kadar algıladığımız tüm her şeyin depolandığı zihinsel bir bölgenin varlığı üzerinde durulmaktadır. Açığa vurulan veya içeride saklanan tüm duygu ve düşüncelerin kaynağını bilinçaltı oluşturmaktadır. Şuuraltı, alt benlik, bilinçdışı olarak da adlandırılan bilinçaltı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Genler vasıtasıyla duyguların bir sonraki nesle aktarılıp aktarılmadığı üzerinde durulmasa da bilinçaltı buzdağının görünmeyen kısmını oluşturduğu artık kabul edilen bir gerçektir.

Bilinç-Bilinçaltı İlişkisi

Bilinç aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda his, algılanmadan bilinçaltına depolanır. Duyduğumuz, gördüğümüz ama bilinç düzeyine çıkmadığı için algılayamadığımız birçok şey bilinçaltına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekte birçok hareketlerimizi etkileyebilir. Bu noktada bilinçaltına hitap eden tüm propaganda ve veriler, davranışlara yön veren
duygular olarak karşımıza çıkar.

Bilinç görünüşte kendinden emin ve güven vericidir. Ancak güçlü bir coşku ve etki bilincin dengesini bozar. Bozulan bu durumdaki insandan “öfkeden kendimi kaybettim”, “aklım başımdan gitti”, “bunlar insanı deli eder”, gibi ifadeler duyulabilir. Bilinçaltı çok nadir olarak bilinçli şeylere dönüşerek karşımıza çıktığı için bilinçaltının bilgisine başvurmak kolay değildir. Yoldan geçerken bir arabanın plakasını bilinçaltınız algıladığı halde hatırlamamız çok zordur. Çok nadir de olsa rüyalar yoluyla ve bazen de dil sürçmesiyle bilinç seviyesine çıkar. Ancak medyanın görüntü kirliliğinden dolayı rüyalara itibar edilemeyeceğini savunanların görüşü dikkate alınırsa bilinçaltına inmede rüya yolunun kullanılamayacağı anlaşılır.

Görmediğimiz Gerçekler

Bilinçaltı dediğimiz şey, bilincin binde 999’unu oluşturuyor. Yani siz şu anda beni, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ya da okuyorsunuz.

Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fo-vea hareketleri” olarak isimlendirilen bir durum vardır. Göz siz farkında olmadan etraftaki nesneleri ve anlık duruşlarının bilgilerini bilinçaltına atar. Göz devamlı bir tarama içinde bu depolamayı sürdürür. Tarar ve aldığı bilgileri bilinçaltına atar. Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz. Bilinçaltımız bunları bizden izin almadan depoluyor. Depolanan bu bilgiler de fikirlerimizi ve davranışlarımızı etkiliyor.

Bilinçaltına İnen Reklam Yolları

1. Dijital ses dosyalarına gömülen sesler MP3’lere kaydedilerek insanlara dinlettirilir. Düşük ses tonu ile hızlandırılmış bir konuşmayı normalde hiç kimse duymadım der ama bilinçaltı bunu kaçırmaz. En yaygın kullanılan bilinçaltı reklam tekniğidir.

2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyonlarda kullanılan görüntüler. Bunu iletişim bilimciler 25. Kare diye adlandırmaktadırlar. Uygulanması birçok ülkede son dönemde yasaklanmıştır. Ama geriye dönüp bakıldığında kimileri kabul etmese de bu yöntem insanların rızası alınmadan çok kötü niyetlerle bir dönem kullanılmıştır. Denetlenmesi uzun zaman aldığından yasak olmasına rağmen hala kullanılmaktadır.

3. Reklam afişleri, logolar ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil ve kelimelerle bilinçaltına mesaj verilmektedir.

Bu yöntemler, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir perspektifte kullanılmaktadır.

Bilinçaltına İnen Fısıltılar

Dijital ses dosyalarına gömülen ses mesajları adeta bir fısıltı halinde insanların bilinçaltına iner. MP3’lerin üzerinde oyna-nabilirliği, işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan bu dosyalar gizli mesaj için biçilmiş kaftandır. Peki sistem nasıl işliyor?

İnsan kulağı belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız bu sizin
duyabileceğiniz frekans aralı -ğında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat edin “duyabilecek” demiyorum, algılayabilecek diyorum.

8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3’ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli mesajı beyniniz dinler. Bu esnada kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında bilinçaltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunuyor. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkaran yazılımlar dahi var.

Hayata Damlayan Kareler

Gördüğümüz bir anlık görüntü 655 satır ve frame denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her

24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık var. İşte bu aralıktan görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25. kare anlıktır. Yani 1/24 olacakken, bu 1/2 5’e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır.

25. karenin temel mantığı da mesajı bilinçaltına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanayisinde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/film ya da bir belgeseli izlerken aynı zamanda

25 karelerle bilinçaltınıza gönderilen mesajlara/telkinlere/saldırılara maruz kalabiliyorsunuz.
Göz bunları görmüyor ama saniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü bilinçaltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sayesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/yapımcı/yönetmen kendi amacına, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25. Kare”lerle bilinçaltına gönderiyor.

26. Karede Yaşanan Hayatlar

“Türk dili konusunda oldukça etkin kabul edilen bir hocamızla bir dava nedeniyle bilirkişi seçilmiştik. Mahkemede duruşma salonunda hakim yemin etmemizi istedi. Hocamız bir anda Amerikan filmlerindeki gibi sağ elini kaldırıp yemin etmeye başladı.
Tabi uyarı üzerine bu durumu düzeltti. Hocamız bu davranışı aslında farkında olmadan yapmıştı. ” (Cumhuriyet, 2005: 5)

Bilinçaltına ulaşma ve kişileri kendi rızaları olmadan yönlendirme ile ilgili teknikler tabi ki farklı örnekler üzerinden birçok tartışma kapısı açılarak konuşulabilir.
Ama yukarıda verdiğimiz misal 25. Kareden çok daha düşündürücü bir yanımızı ortaya koyuyor. Bizden izinsiz olarak 25. Kare, gizli ses kayıtları ve ilanlardaki grafik hileleri ile üzerimize uygulamalar yapılasa da zaten filmlerin yoğun baskısı altında olanlar birçok şeyi 26. Kare olarak hayatlarına kopyalamış durumdalar.©

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı