Kültür Sanat

Bir Kütüphanenin Kitabına Sahip Çıkma Hikayesi

Osmanlı kütüphaneleri sabah ezanı ile açılır, ikindi vaktine kadar hizmet verirlerdi. Osmanlı dönemindeki kütüphaneler genellikle haftanın üç günü açık tutulurdu. Kütüphanedeki görevli sayısı kütüphanenin büyüklüğüne göre değişirdi. Kütüphanelerde kitapları korumak ve bakımını yapmak üzere güvenilir bir veya birkaç sorumlu bulunurdu.

Kitaba dokunmak, sayfaları koklamak ve karıştırmak insanları pek cezbetmiyor artık. Dijital dünya bu hakkımızı da elimizden almak üzere. Yıllardır hep şunu düşünmüşüzdür: Öyle bir teknolojiye ulaşalım ki, insanlar kütüphaneleri zihinlerinde taşıyabilsinler. Bu hayal günümüz için oldukça zor olsa bile imkânsız değildir. Çünkü insan beyni milyonlarca kitabı saklayabilecek kapasiteye sahiptir. Bu düşünceler kafamı meşgul ederken bir anda yıllar öncesine gittim. Niçin mi?

İlkokul yıllarımda kitaplara ulaşmak güçtü. Hatta o dönemlerde kitap okumak lüks bile sayılabilirdi. Herkes ücretini vererek evine istediği kitabı alamazdı. Bunun için ilçe kütüphanesini sık sık kullanma ihtiyacı duyardım. İlçe kütüphanesinden aldığım ödünç kitaplarla kitap okuma zevkim gelişti. Bir gün aldığım bir kitabı iade etmek için kütüphaneye gittiğimde, görevliye zor gelmiş olacak ki, kitabı iade ettiğime dair herhangi bir işlem yapmadı. “Tamam, gidebilirsin” deyip gönderdi.

Aslında bir şeyler söyleyecektim; fakat biraz korku, biraz çekingenlik içerisinde hiç bir şey demeden kütüphaneden ayrıldım. Daha sonra bu kitabın kütüphane kayıtlarına, kayıp olarak geçtiğini ve bedelinin babamdan tahsil edildiğini öğrendim. Bu hadise, yıllarca kafamı meşgul etti. Ben o zaman hakkımı arayamamıştım. “Kitabı verdim” diyememiştim. Veya kitabı iade ettiğimi kimseye inandıramamıştım, üstelik sorumsuz (!) addedilmek…

Aradan yıllar geçti, birçok kitap okudum. Yıllar sonra mesleğinin gereği de Osmanlı Devleti’nde kitap ve kütüphane konularını çalıştım. Verilen ehemmiyeti gördüm, kurdukları ödünç kitap verme sistemini araştırdım.

Hiç düşündünüz mü acaba, Devleti Âli Osmaniyye, kitaba ve kütüphaneye nasıl yaklaşmıştı? Kütüphanelerden ödünç kitap veriliyor muydu? Kitabı kütüphaneye iade etmeyenler hakkında neler yapılırdı? Tabi cevabını aradığım ilk soru, bir kitabın kütüphane dışına çıkarılmasına izin verilip verilmemesiydi. Gelin isterseniz hep beraber bu hususta tarihe kısa bir yolculuk yapalım.

Rehin ve kefil karşılığında ödüne kitap

Osmanlı Devleti kendisinden önce kurulan islam devletlerinde olduğu gibi yaptırdığı hemen her cami, mescit ve külliyeyi kütüphane ile taçlandırmayı ihmal etmemiştir. Bu minvalde kütüphaneler için en önemli dönüm noktalarından birini 1661 yılında, Köprülü Mehmed Paşa tarafından başlanıp oğlu tarafından tamamlanan, Köprülü Kütüphanesi oluşturur. Bugünkü Fatih-Çemberlitaş civarında bulunan kütüphane, ilk ödünç verme sistemini uygulamaya koymuştur. Bu (1) yönüyle ayrı bir öneme sahiptir. Kütüphanede kitaplar rehin ve kefil karşılığında 6 ay boyunca ödünç verilebilip, çoğaltılabiliyordu. Kitabın bir bölümünü veya tamamını almak isteyen kişiler kütüphane görevlisine bunu bildirdiklerinde istedikleri o kısımlar çoğaltılarak kendilerine verilirdi. Batı dünyasında ise kütüphanelerden ödünç kitap verme 19. yüzyıl sonlarında başlamıştır.

Ödüne kitap vermemeye sebep olan hadise

Çok iyi niyetli bir yaklaşımla uygulanan bu ödünç verme sistemine 1698 senesinde ara verilmiştir. Neden mi? Bunun en mühim sebeplerinden biri kütüphane dışına çıkarılan kitapların zayi olması veya bir daha kütüphaneye teslim edilmemesiydi.

Kütüphaneden ödünç alınan kitapların iade edilmemesi, devrin şartları için kabul edilemez bir durumdu. Meseleyi aşağıdaki vesikadan daha iyi anlayabiliyoruz (2). “İstanbul askeri kassamına (Vârisler arasında miras malını taksim eden ve miras hakkını koruyan memur) yazılan bir hükümde, Güzelhisârî Ahmet isimli bir kadı zikredilen kütüphaneden almış olduğu bir adet Kuran-ı Kerim ve beş adet çok değerli kitapları iade etmeden vefat ettiği için, evininin ve eşyalarının titizlikle aranması ve kitapların bulunarak kütüphaneye iade edilmesi istenmektedir” (3) Bu tarihî belge kitapların kaybolması hakkında bilgi verme açısından dikkate şayandır. Güzelhisârî Ahmet’in evinde kütüphaneden almış olduğu kitaplar acaba bulunmuş mudur? Varisleri onlara Kadı Ahmet kadar değer verip korumuş, kütüphaneye teslim etme kadirşinaslığını göster midir? Bilemiyoruz; lakin kütüphane idaresi ödünç kitap verme sistemine ara verdiğine göre Güzelhisârî Ahmet’in varisleri bu konuda titizlik göstermemişlerdir.

Şimdi de sizlere, ödünç kitap verme sistemiyle alakalı başka bir kütüphaneyi zikredeceğim. istanbul’daki Beşir Ağa Kütüphanesi de kitap ödünç veren bir kütüphane olarak tasarlanmıştı. Tıpkı Köprülü Kütüphanesi gibi burada da kitap kayıpları tespit edilmiş ve bu kayıpların önüne geçebilmek için her yıl sayım mecburiyeti getirilmişti. Kütüphanedeki kitaplar kütüphane vazifelerine zimmetleşmişti. Böylece dışarıya kitap çıkarılması zorlaştırıldığı gibi hafız-ı kütüplerin daha dikkatli olmaları sağlanmıştı. (4)

Kütüphaneler ne zaman açık olurdu?

Osmanlı Devleti’nde ödünç verme sistemini uygulayan bu iki kütüphaneden söz ettikten sonra şimdi de Osmanlı kütüphanelerinin çalışma şekli hakkında kısa bir bilgi vermek isterim. Acaba Osmanlı kütüphaneleri nasıl işletilirdi? Kitaplar nasıl korunurdu? Eskiyen ve yıpranan kitaplara ne olurdu? Kütüphane görevlileri nasıl çalışırlardı? Kütüphanelerin çalışma saatleri nasıldı?

Osmanlı kütüphaneleri genellikle sabah ezanı ile açılır, ikindi vaktine kadar hizmet verirlerdi. Osmanlı dönemindeki kütüphaneler genellikle haftanın üç günü açık tutulurdu. Kütüphanedeki görevli sayısı kütüphanenin büyüklüğüne göre değişirdi. Kütüphanelerde kitapları korumak ve bakımını yapmak üzere güvenilir bir veya birkaç sorumlu bulunurdu. Ve bu sorumluların yardımcıları olarak tanımlanabileceğimiz hâfız-ı kütübler vardı. Kütüphanedeki kitapları korumakla ve ödünç verilen kitapları kaydetmekle görevli kâtib-i kütübler görev yaparlardı. Bazı kütüphanelerde yıpranan kitapları ciltlemek ve tamirini yapmak üzere bir de mücellithane kurulduğunu ve burada da mücellit işini yapacak yeterli sayıda personel görevlendirildiği kayıtlarda yer alıyor 5.

Demek ki insanları bilgiye, irfana götüren kitaplar her zaman kütüphane görevlileri tarafından muhafaza edilmiştir. İnsanlar nasıl değerli eşyalarını daha iyi korumaya çalışmışlarsa, insanlığın en değerli hazinesi olan kitapları hakkıyla muhafaza etmekte elbette daha önemlidir. Bu konuda Osmanlı Devleti’nin oldukça titiz bir anlayışa sahip olduğunu söylemeden geçmek kadir-naşinaslık olur kanaatindeyim.

Benim çocukluğumda kullandığım ilçe kütüphanesi ve teslim ettiğim kitabı kaybeden kütüphane görevlisi ise hâlâ unutamadığım çocukluk hatıralarımdandır.

Kitapların ödünç verilmesi vakfiyelerde belirtilmiştir. Kitapların dışarı çıkartılmasına müsaade edilmekle birlikte bu durum belli kaidelere bağlanmıştır. Çünkü o dönemde kâğıdın pahalı olması, baskı tekniğinin henüz tam gelişmemiş olması, hırsızlık ve kitaba zarar vermenin görülmesi gibi sebeplerle bu durum yasaklanmıştır.

İlim ve kültür hayatının vazgeçilmezi olan kütüphanelere rağbet, ne yazık ki, her geçen gün azalmaktadır. Bu kültür mekânlarının son yıllarda kitaplar için sadece dört duvar olmaktan başka bir faaliyeti de kalmadı sanırım. Sizce de günümüzde kütüphanede kitaplara ulaşma çabası giderek azalmıyor mu?

1    Ayşe Kubilay Yetişkin, “Eyüp’teki Müstakil Vakıf Kütüphanelerinin Mimarisi”, Eyüp Sultan Sempozyumu IX, istanbul, 2005, s. 248.
2    BOA, A. {DVN. ŞKT.d-28, 214.
3    BOA, A. {DVN. ŞKT.d-28, 215.
4    Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, 2278, 1.
5    Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, 2272, 3b.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı