GüncelKültür - Sanat

Bir Maksadı Olanların Yazısı

Tembelliğin kötü olduğunu hepimiz biliyoruz ve hiçbirimiz tembelliği kabullenmeyiz. Tembellik ya zihinsel, ya bedensel ya da her ikisi beraber yaşanır. İnsanların büyük bir kısmı zihinlerini, önemli bir kısmı bedenlerini ve yine çok önemli bir kısmı hem bedenlerini hem de zihinlerini çalıştırmazlar.

Dinlenmek kastıyla uzun uzun oturmak, televizyon seyretmek, dedikodu yapmak, kontrolsüz hayal kurmak gibi işlerle meşgul olan insan, farkına varmadan tembellik tuzağına düşmüştür. Oysaki hayat, süreklilik esasına dayalı hareketlilik ve aktiflik prensibi üzerine kuruludur. Hayatın her noktasında, en küçük canlı türlerinden (virüs), en büyük canlı türlerine (balina) kadar, hatta atomlardan galaksilere kadar bütün mahlûkat, amansız bir hareketlilik furyasında çırpınır.

Tembelliğin ilk cezası vücuda kesilir
Bedenleri tembellik içerisinde olan insanda, zararlı oluşumlar meydana gelir. Hareketsiz kaldığı için vücudundan zararlı maddeler atılamaz. Önce dokular yağ bağlar. Arkasından kilitlenmeye başlayan bünyede hücrelere oksijen ve besin dağılımı iyi yapamaz. Bunların sonucunda vücut hızla yaşlanmaya başlar. Sonrasında ise fiziki güç kaybı, kas zayıflığı, yorgunluk gerçekleşir. Şikâyetler artar, kireçlenme, zaman içerisinde felç ve daha bir çok hastalık görülür.

“Zihindeki tembellik” öldürmez ama süründürür
Bedensel tembellikten daha kötüsü olanı ise zihinsel tembelliktir. Bu tembelliğin çaresini bulmak da zordur. Zihinsel tembellik şuurlu düşünmeme, kontrolsüz olarak zihni harici ve dâhili telkinlerin etkisinde bırakma olarak görülür. Zihinsel tembelliğe alışan kişi, beyninin sinirsel bağlantılarını aktif bir şekilde kullanmadığı için, zekâ gerilemesi yaşar.

Hafızası gittikçe zayıflar, hatırlama yavaşlar; tabii ki bütün bunlar genel faaliyetlerin zarar görmesiyle sonuçlanır. Özellikle günümüzde öğrenilmiş çaresizlik yaşayan insanların, zihinsel tembelliğin etkisinde olduğu bir gerçektir.

“Beyni dinlendir” demek “tembel ol” demektir
Hikmet-i İlahi gereği insanın bazı organları sürekli çalışır ve hiç yorulma bilmezler. Kalp, yorulmayan (laktik asit üretmeyen) kaslardan yaratılmıştır. Yine beyin yeterli oksijen, glikoz ve enzimler sağlandığı sürece sürekli çalışır. Bazıları beynin dinlenmesi gerektiğini söyleyip dinlenmeyi yani tembelliği tavsiye ederler. Böyle olmadığı artık ispatlanmıştır. Her şeyi bırakıp beyni dinlendirmek demek, tam tersine beyni tembelleştirmek anlamına gelmektedir.

Aslında zihin yorgunluğu dediğimiz şey, beynin çalışması esnasında fiziki şartları ihmal etmemizden ileri gelir. Ya da psikolojik durumun fizyolojimizi etkilemesinden ortaya çıkan bir rehavet de yorgunluk olarak anlaşılır. Uyku anında dinlendiğini sandığımız beynin, uyanıkkenki hali kadar yoğun çalıştığı bilimsel olarak tespit edilmiştir.

Hedefini gören tembellik bilmez
İnsanoğlu bu dünyada var olduğu günden beri attan deveye, şahinden aslana, tohumdan ağaca her şeyi terbiye etme, ıslah etme gayreti içinde olmuştur. Nereye elini atsa gayreti ve zekâsı ile terbiye usulünü uygulayarak, ondan istifade etmesini bilmiştir. Hava, su gibi bazı temel maddeler dışında, hemen hiçbir şeyi, tabii halinde bırakmamıştır. Taşı yontmuş, yünü eğirmiş, ağacı biçip şekillendirmiştir. Çünkü işlenmiş, ıslah edilmiş, terbiye görmüş halinin ham halinden daha değerli olduğu bilincinde olmuştur. İnsanoğlu elbette ki kâinatın bu kanununun kendisi için de geçerli olduğunu idrak etti. Bu sebeple eğitime değer verdi, tecrübelerini ve bilgilerini sonraki nesillere aktardı, böylece hem yazdı, hem okudu, hem öğrendi, hem de öğretti.

İnsanlık tembellik hastalığına düşünce terbiye ile tedavi olabileceğini de öğrendi. Tembelliğin karşılığında “aktif olun, hareketli olun” dense de, asıl karşıtı şuurlu hareket etmek ve çok yönlü olarak kendi hedefini görebilmekte saklıdır.

Hedefini görmenin ilk adımı, gideceği yolda kendisi için gerekli olabilecek malzemelerin tamamını temin etmektir. “Çok yönlülük” olarak ifade edilen bu durum, birçok özelliğin bir arada
bulunması manasına geliyor. Teknoloji üretenler birçok üründe çok fonksiyonluluğu başarmaya çalışıyorlar. Bu özellik ilahi sanatın ve ilahi takdirin hayranlıkla temaşa edilen hususiyetlerinden de biridir. Peki, nedir bu çok yönlü olmak?

Çok hususiyetlilik ya da çok yönlülük
Zemzem, aç ve susuz İsmail Aleyhisselam için çok hususiyetleri olan bir mucizeydi. Çölün ortasında kesintisiz olması, bolca çıkması ve yüksek mineral değerlerine sahip olması gibi Peygamber Efendimiz “Her ne için içilirse şifadır.” buyurarak onun daha bir çok hususi niteliklerinin olduğunu beyan etmiştir. Bu hususta Müslüman olmak için Mekke’ye gelen Ebu Zerr Hazretleri’nin tam iki ay sadece zemzem ile beslenmiştir.

Aynı şekilde namazın da kendine mahsus hususiyeti vardır. Hareketli ve yoğun tempoda iş hayatı devam edenler için bir müddet yavaşlama ve sakinleşme fırsatı veren namaz, çok sabit ve hareketsiz bir hayatı devam ettirenler için ise canlılık vesilesidir.

Kur’an-ı Kerim, aynı anda hem avama hem de havasa hitap edebilen, miladi 6. Asırda yaşayan çiftçiye de, 21. Yüzyılda plazada yaşayan ve hiç dışarıya çıkmadan iş yapan kişisiye de
seslenebilen, hem tilaveti ve ahengiyle, hem de söz ve sanatlarıyla fesahat ve belagat devlerine diz çöktürebilen, hem fikir ve mantığıyla her çeşit itirazı susturmak, hem de sır ve hikmetleriyle bin bir gönülde bin bir mâkes* tecelliye sahip olabilen bir şaheser. Aynı anda hem mü’mine şifa hem kafire hüsran… Yine görülür ki Kur’an mucizesinde farklı hususiyetler ve çok yönlülük vardır. Bütün peygamberlerin müstesna hususiyetlerini şahsında toplayan Peygamber Efendimiz, hem insan hem cin taifesine risalet vazifesine sahiptir.

Hem çocuklara hem de yetişkinlere, yani yediden yetmişe herkese hitap edebilen ve en güzel şekilde örnek olan, coğrafyanın tüm lehçeleriyle kendisine indirilen ayetleri tebliğ eden bir Peygamber’dir. Hem en sevdiklerinin katillerine dahi kanat geren af ve hilmi, hem de ömrünün son on yılı gazvelerde geçen cihangirce izzeti.. Hem ben “Kurutulmuş et yiyen kadının oğluyum.” sözüyle gösterdiği samimiyet, mahiyet ve tevazu, hem de “Ene’nnebiyyü lâ kezip! Ene ibnü Abdülmuttalip!”, (Yalan yok, ben Peygamberim, ben Abdulmuttalib’in neslindenim) diye nida ederek, Huneyn’de harbi çeviren azamet ve özgüveni.. Hem hasır üstünde yatan kanaati, hem bir anda yüzlerce deve bağışlayan ve yüzlerce kurban kesen cömertliği…

Bir yanda ümmîliği, diğer yanda ilahi terbiye sebebiyle cihanın eşine rastlamadığı yücelikteki muallimliği.. Bir yanda yetimliği bir yanda ise asaleti… ile Peygamber Efendimiz, kendisine has hususiyetlerin ve çok yönlülüğün emsalsiz bir numunesidir.

Kendine has hususiyetleri ve çok yönlülüğü ilk dört halifede de görmek mümkündür. Yine aynı şekilde birbirinden değerli meziyetleri, dinlerine bağlı olan Osmanlı hükümdarlarında da görmek mümkündür. Çağ açıp çağ kapatan hükümdar olan Fatih Sultan Mehmet, yedi yabancı dil bilen ve bahçıvanlığa özel bir merakı olan; seferler arasında kalan zamanlarında Topkapı Sarayı ve diğer sarayların bahçelerinde çalışmaktan zevk alan, hem iyi bir kitap kurdu ve iyi bir koleksiyoncu, hem de büyük bir dersiam olarak bilinmesi, on parmağına on marifeti çalışarak elde ettiğini gösterir. Yavuz Sultan Selim, hobisi kuyumculuk olan, şiire meraklı, Türkçe şiirlerin yanında hem de Farsça bir divanı olan, çok kitap okuduğundan gözleri bozulan, bu yüzden de gözlük takan ilk padişah. Kanuni Sultan Süleyman babası gibi kuyumculuğa meraklı ama şiir alanında komutanlığı ve yöneticiliği kadar iddialı bir padişah.. Divanında tam 2.779 gazel bulunan, divan şairleri arasında en fazla gazel yazan şairin iki katı kadar gazeli olan, yazdığı iki satırlık mektubu ile Avrupa devletlerine nizam veren, zaman zaman da kunduracılık yapan bir hükümdar.

Sultan Birinci Ahmed, 14 yaşında başlayan padişahlığı 14 yıl sürdü. Hem divanı olan iyi bir şairdi, hem de iyi bir kaşık ustasıydı. Yaptırdığı caminin (Sultan Ahmet Camii) inşaatında, tebdili kıyafet mıcır taşıyıcı olarak çalışan bir işçi olması da son derece manidardı. Sultan İkinci Abdulhamid yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan bir padişahtı. Kendisine yapılan bombalı suikastte 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni asıllı Belçikalı katili affedip, Avrupa’da hafiyelik yapmaya gönderen.. Filistin’den toprak karşılığında Osmanlı’nın bütün borcunun silineceğini söyleyen Yahudi’ye bir daha randevu bile vermeyen..

Marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven.. İstanbul Boğazı için, biri bu günkü Fatih Sultan Mehmet köprüsünün bulunduğu mevkide olduğu halde, iki köprü projesi çizdiren.. İlk boğaz tüp geçidi projesini çizdiren.. Karadeniz’den Marmara Denizi’ne kanal projesi hazırlatan.. Çobanlık okulu dahil her mesleğe yönelik okullar açan ve bu okullarda ücretsiz kitap dağıttıran bir hükümdar…

Her birinin hususiyetleri teferruatlıca yazılmak istense sayfalar dolusu makale ve kitap yazılabilirdi. Onların her biri kendilerine ait bu hususiyetleri ve çok yönlülüğü, bekleyerek değil çalışarak elde etmişlerdi. Bizlere düşen de çok yönlü, çok özellikli, on parmağında on marifeti olan birileri olmaktır.

Çok kanatlı, çok lisanlı, çok fonksiyonlu, her parmağında ayrı bir maharet olan insanın verimi, fonksiyonlarının çeşitliliğine paralel olarak katlanır. Hedefi olanın gidecek yolu, elde edecek hususiyetleri vardır Günümüzde adı hiç duyulmamış bir tembellik türü vardır. O da ilim sahibi olan kişilerin tembelliğidir. Düşünün ki bir göz doktoru yıllarca emek verilmiş, çaba sarf edilmiş ama göz doktorluğu yapmıyor. Değerli bir ilmi var ama kullan(a)mıyor. Bu, tam bir tembellik olduğu gibi, uzmanlaşma sahasında bir zaruret olan branşlaşma ile de yetinmek başka bir tembelliktir. Bize örnek olanların hayatlarını inceledik. Orada gördük ki, sadece yaptığımız ya da uzmanlaştığımız meslekleri icra etmek yetmez.

Gerek kendimizi yetiştirmekte, gerekse yeni nesillerin yetiştirilmesinde çok yönlülük, kendine ait hususiyeti olmak dikkate alınmalıdır. Tarih, edebiyat, tefekkür gibi sosyal bilimler ve özellikle din ilmi sahasında boş bir doktor veya mühendis, ruhsuz bir hesap makinesinden farklı değildir…

Daha Fazla Göster

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı