Hikaye ve Günlükler

Bir Milyon(cu) Sebep

İnsanlık için küçük; fakat bir arı için büyük lokma.”
Bu ses elinde çiçeği ile arı beslemekte olan 12 yaşlarındaki kızdan gelmişti. O, bir arıyı evcilleştirmişti, hatta ona isim bile bulmuştu. Adı Brütüs’tü. Olur da arı onu sokarsa “Sen de mi Brütüs!” demek içindi.
Arısını besledikten sonra büyüteciyle karınca yuvasına yaklaştı. İşler yolundaydı, sadece okulun ilk günü olduğu için yavru karıncalar biraz mızmızlanıyormuş gibi geldi, o kadar. Onun dışında Karıncamanya, her günkü gibi nizamlı ve intizamlıydı.
Formasını giyip üzerine siyah sarı, o çok sevdiği hırkasını aldı. Mutfaktan girer girmez kahvaltı masasında olan ablası, onu görünce tiz çığlık attı. Abisi oralı bile olmadı.
“Anne şuna bak! Yine o hırkayı giymiş.” Hırkasına baktı. Gayet, temiz ve mevsim için elverişliydi. Tek bir kusuru bile yoktu.
“Ne varmış ki hırkamda?”
“Sen onu giydiğin için bize daltonlar diyorlar.” Abisi, ablası ve kendisinin arasında sadece bir yaş vardı, boy uzunlukları yaş sıralamasına uygundu. Yine de tek suç hırkasınındı, öyle mi?
O esnada gözü daltonların dördüncüsü olacak, o yıl okula başlayacak kardeşini aradı; ama bulamadı. Bir gün önce, evlerinin bahçesindeki dut ağacına çıkmışlar balıktan, kaplumbağadan, arıdan, karıncadan konuşurlarken itiraf etmişti kardeşi.
“Abla okula gitmek istemiyorum”
“Neden peki?”
“Okula gidersem pusula ve usturlap–su kaplumbağalarım– ile ilgilenemem. Okula gidince onları özlerim. Hem bulutlara ulaşabilmem için daha çok zıplamam lazım.”
Kardeşinin evlerinin arkasında bulunan yayı çıkmış o yatakta, neden delicesine zıplayıp durduğunu şimdi anlamıştı.
“Yani sadece iki sebebin mi var, okula gitmemek için?”
“Evet.”
“Bu kadar az ha!”
“Nasıl yani ?” Anlamaya çalışan gözlerle ablasına baktı. “Okula gitmemek için bir milyoncu sebebi olan bir kız tanıyorum. Bu kızı sen de tanıyorsun.” Ve anlatmaya başladı:
Bundan 6 sene öne ilkokula başladığım gün 23 Eylül’e denk geliyordu. Kuzey yarım küre için sonbahar, güney yarım küre için ilkbaharın başladığı malum gün, bunu bana yaşlı bir teyze öğretmişti. Ağaca çıkmış mavi önlüğümü kirletmiştim. Üzerimdeki lekelerle bir Arizona kertenkelesinden farksızdım. Annem, ağacın altında, inmem için dil döküyordu. Ablam geç kaldığı için söyleniyor, abim oralı bile olmuyordu. Annem pes etmeyeceğimi anlamış olacak ki zilin de çalmasıyla abimle ablamı okula götürdü.
Dönünce olacakları biraz hesap ettim, karıncalarım ve arılarımla görüşmemi engelleyebilirdi. En iyisi okula gitmekti. Okula giden bir çocuk resmi çizip ağacın kenarına iliştirdim. Okul yolunu tabi ki de biliyordum. Söğüt ağacından dönüp, yol kenarındaki karahindibaları takip edip, karşıma çıkan ilk ebegümeci demetinden sola dönünce, okula varmış olurdum.
Karahindibaları takip ederken başım bir telefon direğine çarpınca durdum. Kafamı kaldırınca telefon direğinin gülümsediğini gördüm.
Gülümseyen bir telefon direği mi? Bu tabi ki de takım elbiselerini giymiş bir adamdı. “Affedersiniz.”
“Okula mı gidiyorsun?”
“Evet, okula gitmiyorum, gitmek zorunda bırakılıyordum ya neyse.”
“Ama okul geride kalmış.”
Arkamı döndüm, gerçekten de okul çok geride kalmıştı.
“Ama ilk ebegümecinden sola dönünce okul… Yine şu çiçekleri koparan, otları yolanlar yüzünden yolumu kaybettim.” Yabancı, hayretle gülümsedi. Bir şey soracaktı ki okula gitmekten vazgeçmiş, yanı başımda duran portakal ağacına tırmanmaya başlamıştım çoktan.
“Hey! Okula gitmeyecek misin?” Tanımadığım ve telefon direğine benzeyen adama baktım. Bütün sinirimi ve okula gitmemek için bütün yalvarmalarıma rağmen, beni okula gönderen anneme söyleyemediğimi bir solukta haykırdım.
“Hayır, okula gitmeyeceğim. OKULA GİTMEMEK İÇİN BİR MİLYONCU SEBEBİM VAR.
“Bir milyoncu SEBEP ha…” Gülmeye başlamıştı. “O da ne demek!” az önceki çıkışımdan dolayı utanıp sesimi alçalttım.
“Bir milyoncu, annemin bizi götürdüğü dükkânın adı. İçinde bir sürü oyuncak minik eşya var o eşyaların adedi kadar sebebim var? ”
Durdu, düşündü, gülümseyerek başını salladı. Eğer dinlemek isterse ona sebeplerimi anlatabilirdim. Saatine baktı pek vakti varmışa benzemiyordu.
“Biliyor musun, okula gitmemizin tek bir sebebi var.” Neymiş o, dedim. Birazcık bile merakım yoktu.
“Çünkü okul bize gelemez, o yüzden biz okula gideriz.” Şaka yapıp yapmadığını anlayamamıştım. “Yani tek sebep, okul eve gelemediği için mi okula gidiyoruz? O zaman tekerlekli okul yapsınlar, herkesin evine gelsin.”
Tekrar güldü. “Hayır, hayır öyle değil. Okul bize gelemez demek her yerde bir şey öğrenebilirsin, öğrenmek sadece bir zamana veya bir mekâna mahsus değildir. Ama okul sana anlatacakları olan yaşlı bir teyze gibidir. Durmadan konuşur bazen aynı şeyleri tekrar eder bazen hiç duymadıklarını söyler. Ama ne olursa olsun sana bir şeyler öğretmeye istekli ve iyi niyetlidir. O yüzden git ve yaşlı teyzenin gönlünü hoş tut.”
“Ama yaşlılar çok yavaş konuşuyor ve bir de durmadan esniyor. Onu dinlemekten sıkılırsam ya da ne dediğini anlamazsam ne olacak?”
“O zaman” dedi eliyle yol kenarındaki çeşmeyi gösterdi. Minik damlalar musluktan kurtulur kurtulmaz düşüyor. Taş her üç saniyede düşen bu damlaların kuvvetinde değil de devamlılığından olsa gerek aşınmıştı.
“Senin kafan o taştan daha mı kalın?”
Taşa baktım hemen hemen aynı kalınlıkta sayılırdı. Evet demek için ağzımı açacağım esnada anlatmaya başladı.
“Çok eski zamanlarda alimler kitapların mum ışığında mürekkep batırdıkları divitlerle yazarken, ilim öğrenmek isteyen bir talebe ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir şey öğrenemiyor. Bunun üzerine eşyalarını toplayıp evine dönmeye karar verip yola çıkıyor. Bir mağarada minicik su damlalarının tonlarca ağırlıktaki taşı deldiğini görünce ‘Benim kafam şu taştan daha mı kalın!’ deyip geri dönüyor ve eğitimini tamamlıyor. Bu yüzden ona İbni Hacer denmiş.
“Bunu sana yaşlı teyze mi öğretti?” diye sordum. “Hayır, bunu yaşlı bir amcadan öğrenmiştim.”
“Yaşlı amca mı?”
“Evet, burada ne demek istediğini ben de anlamamıştım.”
“Peki, sonra ne yaptın abla?”
Ağaçtan inip derse koştum. Beş senedir hal hatır ediyorum yaşlı teyzeyi. 6. senemize başlayacağız. Bazen beni sıkıyor, uykum geliyor. Ama çoğu zaman gözlerimi açıp vay canına, diyorum. Eğitime başlamadan önce bir milyoncu sebebim vardı, oysa şimdi eğitime başlamak için bir milyon sebep var.”
Kısa süreli bir sessizliğin ardından ikna olmuşa benziyordu.
“Ama arılarını özlemiyor musun?”
“Özlüyorum, o yüzden sarı siyah hırkamı giyiyorum ya.”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı