BİR SOKAKTA KAÇ KEDİ/KÖPEK BARINABİLİR

0

İnsanımızın “hayvan severliği” bile geçici meraktan ibaret bir “spor” olmuş gibi. Eline tasmasını aldığı hayvanı, altına çektiği “modifiye” araba edasıyla dolaştıran tuhaf insanlar var memlekette,

Çocukluğumun kaybolmayan acı hatıralarındandır; defalarca ya köpek kovalamıştır ya da kaçtığım köpekten kurtulabilmek telaşıyla uyandığımda kan ter içinde kaldığım çok geceler olmuştur. Belki de bu ürküntü sebebiyle hiçbir hayvan benim nazarımda “evcil” değildir, maalesef; özellikle pençesi olanlar. Hâlâ kedi ya da köpeğe karşı hem şahsen mesafeli ve ihtiyatlıyımdır. Etrafımdakilere de ihtiyat tavsiye ederim. Hayvanlara kabahat bulmuyorum;

“aklıyla” övünen insanın da vahşetin doruklarını sık sık zorladığını görünce hayvanlar “ne yapsalar mümkündür” diyorum.

Her şeye rağmen onlar da can sahibidirler ve en az insanlar kadar yaşamak hakları vardır. Fakat onlardan insanlara ya da topluma erişebilecek zararlar için ne yapılmalı? Bir mahallede “sokağa salınmış” vaziyette kaç hayvan barındırılmak/ barındırılabilmeli? İlâ-nihâye üremelerine izin verilmeli mi? Yoksa bir sınır mı konmalı? Pek çok soru ve sorunu da beraberinde getiriyor bu mesele.

Son yıllarda -varoşlar müstesna- şehrin özellikle merkezi noktalarında başıboş hayvan pek de görülmüyor artık. Bunda sayıları artan barınakların ciddi payı var. Ama hâlâ bazı üzücü ve can acıtan vakaların yaşandığına dolaylı ya da doğrudan şahit oluyoruz. Bu tip hadiselerde kabahat olaya karışan hayvanda olduğu kadar, hayvan sahibinde esasında. İnsanımızın “hayvan severliği” bile geçici meraktan ibaret bir “spor” olmuş gibi. Eline tasmasını aldığı hayvanı, altına çektiği “modifiye” araba
edasıyla dolaştıran tuhaf insanlar var memlekette.

Öte yandan birçok beldede barınak inşa edilmişse de edilemeyen yerlerde ve edildiği halde gerekli özenin gösterilmediği mahallerde ne hayvanları ne de insanları zarara uğratmadan meseleyi tatlıya bağlamak lazım. Yerel yönetimlere bu konuda gerekirse baskı yapılmalı ve hele ki bu mevsimde sokaklara mahkûm edilen o hayvanların sağlık ve bakımları derhal temin edilmeli. Her sokak bir köpek değilse de bir-iki kediyi pekâlâ besler ve barındırır; diğerleri hayatta kalabilmek için barınaklara muhtaç. Ayrıca barınaklarda üremelerine de ancak bir noktaya kadar müsaade edilebilir. Aksi halde bakımları güçleşiyor.

Vaktiyle bu konuda bir hayli sıkıntı yaşanmış İstanbul’da. 1910 yılında artık mahalleleri istila edecek rakamlara ulaşan ve artık insanlara hayati zararlar vermeye başlayan köpeklerden kurtulmak için muhtelif çareler düşünülmüş. Bir biçimde itlaf edilmelerini engelleyen halk, belediye reisinin (Tevfik Bey (1867-1956)) hayvanları mavnalarla Hayırsız Ada’ya sevkine zoraki razı olmuş. Fakat hiçbir tedbir düşünülmeden ve hazırlık yapılmadan oraya adeta yığılan binlerce hayvan bir zaman sonra ya kahrından denize atlayıp canına kıymış ya da açlıktan ölmüş. Yazık ki kalanlara yem olmuş. Bu içler acısı manzara o kadar dikkat çekmiş ki konu basında günlerce islemiş. Belediyeye telgraflar yağmış, bu yürek burkan felakete son verin, diye. Umulan olmamış; ismiyle müsemmâ olan “hayırsız” ada o hayvanlara mezar olmuş sadece.

Düne göre bu konuda hayli mesafe alınmış gibi.

Vaktiyle belediyeler de uluorta itlaf ederlerdi hayvanları; fakat artık halk buna müsaade etmiyor. Köpekler gibi bazen mahalle/sokak aralarında sayıları kabarık görünen kedileri de belediyeler uygun biçimde toplayıp barınaklarda hayatlarına devam etmelerini sağlamalı. Havalar hayli soğudu…

(Toplam 196 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.