Kültür Sanat

Bir Tarihi Roman Talihsizliği Daha: “Şah&Sultan”

Türkiye’de divan edebiyatı çalışmalarıyla tanınan İskender Pala, tarzının dışına çıkarak popüler tarih alanında bir eser kaleme aldı.  Bu romanı da politik bir gündem konusuna, Alevi açılımına adadı1. Açılım çalışmalarının istenilen neticeye ulaşmamasını tiyatro, roman, v.s gibi kültürel faaliyetlerin eksikliğine bağlayan yazar, Alevi açılımının da başarısız olmaması için kalemini işe koştu ve tartışılan bir eser ortaya koydu.

Şah & Sultan, edebiyatçıları, dili ve tekniği ile tartışmaya sevk ederken aynı zamanda tarihçileri de uydurma-gerçeklik tartışmasına düşürdü. Yazar, bu romanı ile Sünni-Alevi dünyasını barıştırmayı hedeflerken, taraflar arasındaki makas daha da açılmış gibi görünüyor. İki taraf da kitapta bahsedilen sözde gerçekliğin, kendilerini anlatmadığı konusunda hemfikirler. Hatta işi daha da ileriye giderek mahkemeye intikal ettirenler bile oldu. Bir sivil toplum kuruluşu hazırladığı şikâyet dilekçesini mahkemeye verdi.  Dilekçede Şah İsmail’in şahsında toplumun bir kesimine hakaret ve aşağılamada bulunulduğu iddia edildi.

Kitap Bu Görevi Kaldıramaz

Yazar, bu eserine roman türünün taşıyabileceğinden fazla bir misyon yüklemiş. Bu görev esere, roman türünün taşıyabileceği ağırlıktan çok fazla gelmiş. Çünkü bu roman sayesinde yanlışların düzeleceği bekleniyordu ama öyle olmadı. Köklü bir geçmişe sahip sosyal bir mesele deniliyordu, o meselenin iki tarafı da böyle bir çözümden memnun değil. Kitabı okurken ikide bir karakterlerin ağzından veya iç ses olarak karşımıza çıkarak bizi bezdiren açıklamaların da sebebi kitaba yüklenen ağır misyon. Üstelik bu mesajların zorlama olması bu işkenceyi daha da çekilmez kılıyor.

Kitabın başına 2 tarihçiye düşülen teşekkür notu, sonunda bir kaynakça eklenmesiyle romana tamamen gerçeklerden oluşan tarihî bir eser havası verilmeye çalışılmış. Zaten kaynak kitapları okumayı sevmeyen bütün bilgisini ve görgüsünü de popüler yayınlara borçlu olan okur kitlesi de sorgulama yapmadan kabul penceresini açıyor. Hatta bir müddet sonra romanda okuduğu olayları gerçek gibi orada burada anlatmaya başlıyor. Dipnotlar düzenli kullanılsaydı bize de bu yazılanları araştırmak kalırdı. Böyle olmadığı için yanlışların ihalesi maalesef ortada kaldı. Haliyle bu hataları düzeltmek ve doğruları anlatmaya devam etmek de tarihçilere düşüyor.

İşte Tarihçilerin Tespit Ettiği Bazı Hatalar

Yazar, Timur’un Yıldırım Beyazid Han’ın hanımını esir ederek asker önünde sakilik yaptırdığını Yavuz Sultan Selim’in ağzından söyletiyor ki   (s. 225)  çok vahim bir hata. Bu hatanın bir ucu Osmanlı’ya dokunurken, diğer taraftan Timur gibi tarihe mal olmuş bir cihangiri zan altında bırakıyor.  Osmanlı tarihinin ilk dönem kaynaklarına baktığınızda bırakın böyle bir iddiayı, Timur’un mağlup Osmanlı sultanına bir cihangire yakışmayacak muamelede bulunmadığını az çok tarihle meşgul olanlar tarafından bilinen bir hadise.2

Bu husus zaten Osmanlı tarihinde kanayan bir yaradır ki pek çok tarihçi geçinen sözde kalemler bu hadiseyi istismar ederek farklı senaryolar uydurmuşlar. İşi Ehl-i sünnet bir padişahın intihar iddiasına kadar vardırmıştır. Burada şu hataları düzeltmek lazım ki Timur’un esir ettiği hanım, Yıldırım Han’ın Müslüman olmayan eşi Despina’dır. Timur, Despina ve iki kızını Yenişehir’de bulmuştur. Ancak hemen sonra hiçbir zelil muameleyi reva görmeden Beyazid Han’a göndermiştir. Bununlu da kulmuyuruk yazar hadisenin doğrululuğunu bile sorgulamadan buradan hareketle Osmanlı şehzadelerinin bundan sonra hiç Türk kadınla evlenmediklerini iddia ediyor. Ancak Yavuz Sultan Selim’in kendi annesinin bile Türk olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir.

Yavuz Sultan Selim ile Babası Arasında Uydurma Bir Hadise

Bir de Yavuz Sultan Selim’in babası ile arasında geçen ve Yavuz’un babasını göğsünden ittirdiğini ve bu sebepten babasının “şirpençe olasın” diye beddua ettiği hadisesi var ki düzeltmek mümkün değil. (s. 143) (“Sultan Selim sağ elini bir kartal pençesi gibi açıp Sultan Bayezit’in göğsünü şiddetle ittirmesi ve o yaşlı babanın oturduğu minderde yıkılacak gibi sendelemesi gözümün önünden hiç gitmiyor. … ihtiyar Sultan Bayezit, otuz yıldır hükmettiği devletin elinden gittiğine üzülen bir hükümdar olarak değil de oğlundan böyle bir muamele görme bahtsızlığını yaşayan bir baba o  larak çok ama çok içerlemiş olmalıydı. Yalnızca ‘Oğul beni zebun ettin, inşallah şirpençeler elinde can veresin’ diye mırıldanmış, sonra da boynunu bükmüştü”) Yavuz Sultan Selim bir kere şehzadeliği döneminde babası ile hiç görüşmemiş desek doğru olur. En nihayetinde saltanatı devralırken de babası sadece kendisine dua etmiştir.3

Katliam Senaryosu

Yazar, tarafsızlık uğruna sultanı şaha yaklaştırmak için katliam meselesini ortaya atmıştır. (s. 148-150) Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’da dirlik ve düzeni bozan isyancıları tespit ettirerek hak ettikleri cezayı vermesinin bir katliam gibi sunulması yanlıştır. Zira anarşinin bir etiketi yoktur, sadece kaynağı vardır. Yavuz etiketi bırakmış kaynağa inmiş ve o kaynağı kurutmayı hedeflemiştir. Eğer Yavuz Sultan Selim’in böyle bir niyeti olsaydı hiç kayıt tutturmadan gereğini yapabilirdi.

Romanı daha çekici hale getirmek için kullanılan aşk teması da maalesef romanın kusurlu taraflarından birisi. Zira Taçlı Hatun karakteri tarihî gerçekliği tamamen ihlal ediliyor. Yavuz Sultan Selim’in Taçlı Hatun sebebi ile Cafer Çelebi’yi idam ettirdiği hadisesi ise zaten başlı başına kötü ve yanlış bir senaryo. (s. 300) Artık bu noktada gerçekle kurgu, doğru ile yanlış karışıyor ve yoğun bir sis, gerçekliğin üzerine çöküyor. Aşk kavramını günümüzde mal olmuş kirli hali ile o günün kahramanlarına yakıştırmak çok anlamsız olmuş.

Şah İsmail Tarafındaki Hatalar:

İşin bir de Şah İsmail tarafı var. Ülkemizde kaynaklar Yavuz Sultan Selim Han hakkında daha çok bilgiye ulaşmayı sağlasa da, Şah İsmail hakkında da tarihi gerçeklere ulaşmak zor değil.  Öncelikle yazarın Alevi-Bektaşi terminolojisine hâkim olduğunu söylemek bu esere göre mümkün değil. Çünkü yazar, Şah İsmail’e şeyh, taliplerine mürit diyor ki  (s. 26) yanlıştır doğrusu şah ve taliptir. Yine muhasiplik ve cem olayını bir işret meclisi gibi tasavvur etmesi de zaten büyük tepki çekti. (s. 69) Yine şahın kendi yeğenini köle yaparak Taçlı Hatun’a hediye etmesi hadisesi de kurmaca. (s. 39) Ancak haremin tartışıldığı şu günlerde düzeltilemez bir hata olarak karşımıza çıkıyor.

Romancının Tarihe Karşı Mesuliyeti Vardır

Roman bile olsa cemiyetin vicdanında ve şuurunda tarihi olaylar ve tarihi şahsiyetler hakkında müspet veya menfi telakkiler meydana getirmek büyük bir sorumluluktur. Bu sorumluluktan ne kurgu ne de roman kavramının arkasına sığınarak kurtulmak mümkün değildir. İki tarihi şahsiyeti bir misyonu yerine getirmek için empati kelimesinin arkasına sığınarak birbirine yaklaştırmaya çalışmak, bir takım yanlışları, tarihe mal olmuş şahsiyetleri normal olarak göstermek hakikate aykırıdır.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu