Eğitim

Bir “Tıkla” Çocuk Eğitimi Olur mu?

Eğitim Gerçekleri

Her şeyimiz pratik olsun istiyoruz. Büyümek, iyi bir çevre edinmek, saygı görmek ve bunlara hemen sahip olmak nedense her şeyden önemli geliyor bize. Bu hız her yerde bizimle olsun istiyoruz. Ama çocuk eğitimi sabır, bilgi ve deneyim ister. Ve çocuğun her gün terakkisi için bunları kullanmak gerekir. Bir “tıkla” kişilik kazanılmaz, karakter de değiştirilemez.

Kişiliğin şekillenmesinde pek çok şey etkilidir: Fıtrat, çevre, eğitim… Bunların hepsi de aileyle ilgilidir. Çocuğa genetik özellikleri (fıtrat) aktarılan anne-baba o çocuğun en yakın çevresi ve eğitimcisidir. Lâkin bebekken evladının gelişimini ilgiyle takip eden aileler, onun çocukluk çağında heyecanlarını kaybediverirler.

Eğitimin beş altı yaşlarında tamamlandığını düşünüyorum. İnsanın yedisinde neyse yetmişinde de öyle olacağını peşin peşin kabul ettiğimden söylemiyorum bunu. Elbette beşikten mezara kadar bilgi ve beceriyle donanmaya devam edeceğiz; fakat küçük yaşta sağlam bir temel atılmazsa sağlam bir kişilik inşa etmenin de zor olacağını bilmemiz gerekir.

Psikologların, zaman zaman espri konusu olan, “çocukluğa inme” çalışmalarını düşünün. Bir yetişkinin asansöre binme korkusunun, çocukluğunda annesi tarafından tuvalete kilitlenmesine dayandırılması yanlış mıdır? Annesi o çocuğu asansörde değil tuvalette tek başına bırakmış, diyerek buna itiraz edilir mi? Üzerine kapı kilitlenen, bir yere kapatılan çocukta tabii ki klostrofobi gelişecektir…

Sözüne kulak verilmeyen çocuğun kendini değersiz hissetmesi kuvvetle muhtemeldir… Baba sigara, anne dizi bağımlısıysa çocuk da gördüğünü yapacaktır… Müspet yahut menfî, çocuk bütün tecrübelerini genelleştirecek, yaşadığı her olay onun dünya görüşünü şekillendirecektir.

Üç – beş yaşında oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşması gerektiğini bilen çocuk altı yaşında ana sınıfına giderken kolayca sosyalleşecektir. Çünkü o, cömertliğin ve arkadaşlığın ne anlam ifade ettiğini bilmektedir.

Üç – beş yaşında burnu aktığında hemen silinen, hapşırdığında ağzını kapatan, dışarıdan geldiğinde ellerini yıkayan, her gün dişlerini fırçalayan, misafire terlik veren çocuk yedi yaşında okula başladığında derli toplu bir öğrenci olacaktır. Sınıfta nasıl söz alınacağını, derse gecikince ne yapılması gerektiğini bir kez duyması ona yetecektir. Çünkü o, hayatın birtakım kuralları olduğunu bilmektedir.

Üç – beş yaşında erken kalkmaya alışan, her gün aynı saatte uyutulan, yemeği vaktinde hazır olan, gününün bir kısmını babasıyla geçiren, düzenli olarak parka götürülen çocuk sekiz yaşındayken ödevlerini zamanında yapacaktır. Çünkü o, programlı yaşamaya alışmıştır.

Üç – beş yaşında oyuncaklarını hatta yatağını kendisi toplayan, sofra sermeye yardım eden, alışveriş dönüşü küçük de olsa bir paketi taşıyan çocuk dokuz yaşındayken “büyümüş de küçülmüş” sıfatını hak eden oturaklı bir sınıf başkanı olacaktır. Çünkü o, sorumluluk sahibi olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilmektedir.

Üç – beş yaşındayken arkadaşlarıyla sorun yaşadığında büyükleri tarafından müdâhale edilmeyen, sıkıntıların üstesinden gelmesi için desteklenen çocuk on yaşına geldiğinde akranlarından daha olgun gözükecektir. Çünkü o, problem çözme yeteneğine sahiptir, sağduyuludur, soğukkanlıdır.

Üç – beş yaşındayken kitaplarla büyütülen, kitaplarla uyutulan, anne-babasının masal anlatmak yerine masal okumayı tercih ettiği, büyüklerini hep kitap okurken gören çocuk on beş yaşına geldiğinde tam bir kitap kurdu olacak, ergenliğin özelliklerini bilecek, yaşıtlarının yaşadığı sıkıntıları kolaylıkla atlatacaktır. Çünkü o, hayatı okumayı öğrenmiştir.

Üç – beş yaşındayken evde alınan kararlara iştirak eden, masal kitabını kendi seçen, bazı tercihlerinin yanlış olduğunu yaşayarak öğrenen ve bir bilene danışmanın faydalarını gören çocuk yirmi yaşına geldiğinde aldığı profesyonel destekle birlikte mesleğine doğru emin adımlarla ilerleyecektir. Çünkü o, kararlıdır.

Üç – beş yaşındayken “iyiyi örnek alan” çocuk otuz yaşında “iyi örnek olan” bir anne/baba olacaktır. Çünkü o, çocukların duyduklarını değil gördüklerini yaptığını çok iyi bilmektedir.

Üç – beş yaşındayken anne-babası tarafından kabiliyetleri ve ilgileri keşfedilmeye ve desteklenmeye çalışılan, yanlış yaptığında doğrultulan, kendisine uygun hedefler gösterilen çocuk kırk yaşında kariyerinin zirvesine yaklaşacaktır. Çünkü o, hem idealist hem de realisttir.

Üç – beş yaşındayken sözüne önem, kişiliğine değer verilen çocuk elli yaşında ülke ve dünya için önemli ve değerli biri olacaktır. Çünkü onun ülkesi için yapacakları ve dünyaya söyleyecekleri vardır.

Üç – beş yaşındayken merak duygusu köreltilmeyen, sonu gelmez sorularına cevap alabilen çocuk altmış yaşına geldiğinde hâlâ soran, araştıran biri olacaktır. Çünkü o, emekliliği değil sürekliliği istemektedir.

Üç – beş yaşındayken büyüklerine saygılı olmayı öğrenen çocuk yetmiş yaşına geldiğinde kelimenin tam anlamıyla “saygıdeğer” bir “büyük” olacaktır. Çünkü o, saygının değerini bilmektedir…

Hâsılı, üç – beş yaşlarında bellidir büyük adam olacak çocuk… Suçluluk duygusuyla depresyona sürüklenmeyen, fakat pişmanlıkları olan ve yanlışlarından ders alan… Pısırık değil, terbiyeli… Külfete sabreden, nimete şükreden… Korkulardan, kaygılardan âzâde…

Eğitimin yaşı

Bir gün kadının biri demiş ki bir bilgine: “Ne zaman başlanmalı çocuk eğitimine?” Bilgin, kadına sormuş: “Kaç yaşında ufaklık?” Kadın biraz çekinmiş, demiş: “Henüz üç aylık.” Bilgin, kadına demiş: “Çabucak geçer zaman; Suçlusun, eğitime hâlâ başlamadıysan!”

En Yeniler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu