Hikaye ve Günlükler

İnsanın Erozyonu “Bir-Ey-Selleşme!”

Kelimelerin Hikayesi

“Birey”

İnsan, demeye diliniz varmıyor bana. Sadece “birey”, “bireyselleşme diyorsunuz” İşin evveliyatına gidelim. Bazı insanlar, topluluk manasındaki kelimelere karşı imiş. Neden karşı olduklarını biliyor musunuz?

Teknoloji destekli sosyal medya konuşsun: Her şey ve herkes “bireysel” hale getirilirken sosyal medya neydi o zaman? Nisan 2019 raporuna göre dünya nüfusunun yaklaşık 7,7 milyarı ve bu nüfusun yüzde 58’i (4,43 milyar) internet kullanıcısı. Dünya nüfusunun neredeyse yarısı (3.43 milyar) sosyal medya kullanıyor. 2.1 milyar Facebook, 250 milyon Twitter, 894 milyon Instagram, 2 milyar YouTube kullanıcısına ne demeli?

Biraz reytingler konuşsun: Her gün kitlelerin beynini uyuşturan TV kanallarını izleyenler o kanalın müntesibi, bağımlısı olmuyor mu?

Ben sustum, tarih konuşsun: 24 Oğuz boyunu ve soyunu inkar mı edelim? Asr-ı saadette ilk halkaları oluşan, İslâm ile genişleyen, tasavvuf hayatıyla derinleşen Osmanlı’yı da mı reddedelim? Devlet-i Âli Osmanî, İslâm’ı temsil eden en büyük İslâm topluluğu idi. Önce imparatorluklara göz dikildi, kavmiyetçilik körüklendi. Sonra milletlere sıra geldi, etnik ve azınlık öne sürüldü. Sonra topluluklara yönelindi, gruplar denildi. Karşısında birey, her şeydir, fikri zerk edildi. İnsan için, en son birey denildi. İkiye ayırdılar, kadın ve erkek olarak aileyi parçaladılar. Sonunda iş, robot ve yapay zekaya ulaştı. Bütün bunlar, insanın hakikatini elinden almak, aklını çalmak için olmasındı! Mevzu; yapay insana doğru gidiyor, benden söylemesi.

Topluluk manasındaki “Cemaat, cemiyyet” kelimesine saldırmak, direkt olarak İslâm’a saldıramayanların bir bahanesi, garp kurnazlığıdır. Bir taşla kuş katliamı yapmaya benzer. Özünde İslâm var, özünde insan var, özünde kulluk şuuru, özünde öz var.

Biraz sosyoloji konuşsun: İnsan, muhtaç bir canlıdır. Beşerî münasebet içinde sosyal bir varlık haline gelir. Yalnız bırakıldığında ya rahmana yönelir ya ondan kaçmaya. İnsanı fert fert yenmek için onu tek bırakmak istiyorlar. Ama müsavi bir şekilde de kendi kitlesini oluşturmak istemeleri ne büyük bir dilemmadır. İslâmiyet, sosyal bir dindir. İnsanı sosyalleştirir. İnsanı yalnızlık hastalığından kurtarır, bireyi kendine hapsetmez.

Biraz psikoloji konuşsun: “Birlik, dirliktir. Birlikte, beraberlikte bereket vardır.” Fobiler, yalnız kalma korkusu ve anksiyete çoğalmadı mı bu çağda? Ve stres, ortaçağın vebası gibi günümüz insanın ruhunu kemirmedi, kalbini paslandırmadı mı? Neden? Çünkü, “insanı” ele geçirmek için onu yalnız, tek başına bıraktınız. İnsanı, Hazreti Allah’tan ayırırsanız, insan yalnızdır.

Biraz da istifham sanatı konuşsun:  “Birey” diyorlar ya, oradaki kabul ettikleri “bir” ne veya kim acaba? İnsanları ‘hangi bir’eyin etrafında toplamak istiyor olabilirler ki? O “bir” Ey! etmesin sonra.

Biraz semantik/mana bilgisi konuşsun: Yoksa ecdat “Hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için.” derken yalan mı söylüyordu?

Şahıs zamirleri de konuşsun: Biz’i de mi yok edeceksiniz, beraberliği, birlikteliği yok etmeye yemin mi ettiniz de üzerime üzerime gelirsiniz. Cem, toplanmak demek; derlenip toplanmak, kendine gelmek manası yok mudur? İnsan, kendine gelmesin mi!

Biraz mantık da konuşsun: “Beraberliğe, topluluğa karşıyız” diyenler, kendileri “cemiyet karşıtı bir kitle, yığın” üretmiyorlar mı? Bu ne dilemma, bu ne tenakuz, bu ne ikiliktir? İfade, din özgürlüğü varsa bunlar söylenir miydi?

Biraz da matematik konuşsun: Hep’ler hangi bir’in etrafında toplanıyordu?  “Bir” yeri geldiğinde tek başına kaldığında belirsizlik taşır. “Hangi ‘bir’ey” mesela. Bizde şahsiyet vardır, zat vardır. Şahsiyet ve zatlar, bir ve tek olan Hazreti Allah’ın etrafında toplanır. Böyle bir “birey” kastediyorsanız eyvallah. Yoksa ‘belirsiz bir’ey diyorsanız, neuzü billah.

O zaman fıkıh da konuşsun: Siz her şey bir bir ayrılsın diyenler, cemaatle namaza da karşısınız. Siz, cuma namazlarına, bayram namazlarına da karşısınız. Siz umre ve hacca da karşısınız. Siz teravih namazına, toplu iftarlara, toplu kurban ve yardım faaliyetlerine de karşısınız. Çünkü bunlar birlikte, toplulukla yapılır. Siz, o zaman İslâm’ın emirlerine karşısınız da bunu söylemediğinizden Hazreti Allah’a ulaştıran kelimeler, kavramlar ve güzide insanlar üzerinden İslâm ile mücadeleye girdiğinizi mi söylemeye çalışıyorsunuz!

Şimdi de klimatoloji ve kimya konuşsun: İçi boşaltılmaya çalışılan kavramlardan dolayı dinden soğuyanlar çoğalıyormuş. Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem) buyuruyor ki, “İnsanlar maden gibidir.” Alüminyum gibi hemen soğuyan, demir gibi paslanan, altın gibi ışıldayan karakterler de aramızda. “Ilımlı İslâm” ile mi ısıtıldılar ki hemen soğuyorlar. Mevzu, kaynayan kurbağa sendromuna dönmesin. Hep bir hikayeleri vardır. “Falan kişi, şu sebep, bu sebep dinden soğumuştur.”

Kırgındır; sığındığı cümle “Ben aracısız bağlanıyorum.” Dikkat et; yüksek voltajda tenekeden teller, devrelerini yakmış olmasın.  Hatta ileri gidenler de var; deist, ateist olduğunu anlatırlar da anlatırlar. Dinî hikayeleri tahkir ederler, elifi görse mertek sanır, direkt âyet-i kerîmelere mana ve hüküm vermeye başlarlar. İşte bu alüminyum gibi soğuyanlara sormak lazım:

Yemeğin içinden kıl çıktı diye ömür boyu yemek yemekten vazgeçtin mi?

Bir uçak düştü diye bütün uçak yolculuklarını kaldırıp dünyanın öteki ucuna otobüsle yola çıktın mı?

Ehl-i sünneti yıkmak ve tahrip etmek için bütün iradeyi ve idareyi bir sopa gibi kullananları görünce insan olmaktan vaz mı geçtin?

Her gün trafikte kaza oluyor, birileri ölüyor diye eve tıkılıp kaldın mı?

Bir insan kötülük yapıyor, İslâm’a zarar veriyor, şiddet gösteriyor, zulmediyor diye insan olmayı bıraktın mı?

Söyle şimdi, “bütün bunlara” derken “topluluk manasına gelen bütüne” de kullanmayı bırakacak mısın?

Altın yere düşmekle pul olmaz. Sen hangi madensin, ondan haberin var mı?

En son hidroloji konuşsun: Dünyanın ve insanın 4’te 3’ü, yani %75’i sudur. Ancak kaçta kaçı temiz ve içilebilirdir? İşin doğrusu, suyu aramak ve bulmaktır; temiz kaynaktan, temiz şekilde içebilmektir.

Bir su, kirli diye bütün suları içmekten vazgeçmezsiniz değil mi? Cahil cesaretiniz varsa bile, hiç olmazsa başkasının içeceği temiz suyu bulandırmayın, kâfidir. Yoksa insanın manevî erozyonu “Bir-Ey-Selleşme” başlar. Akıl, kalp, topluluktan kopup “yalnızlık/kimsesizlik” hastalığına tutulur. Adına da “a-sosyal” der, sosyal medya kanallarına atıp, linç ediverirsiniz.

Topluluk deyince aklıma en son şu cümle gelir: Peygamber Efendimiz  ve Ashab-ı Kirâm’ın cümlesini sevenler, Ehl-i sünnet ve-cemaattendir. Nokta.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı