Hikaye ve Günlükler

“Biz Seni Töstü Bilirdik”

Töstü.

Evet, o kuşun adı Töstü.

Bir tür serçeymiş.

Töstü adında serçe mi olurdu?

Yazın, ortalarda gözükmezdi. Yoksa görünür de diğer kuşların çokluğundan onun yokluğunu hissetmez miydik? Bir sürü, sual-i mukadder içimizde dururdu böyle.

Töstü, kış kuşuydu nazarımda.

Küçücük ufacıktı, hani avucuna koysan, ayasını ancak doldururdu. Boynundaki kızıllık ile nazik bir surete bürünürdü. Bütün sevimliliğini buna borçluydu.

Ayaklarını toparlasan bir topaç gibi görünürdü.

En çok da kışın karlı zamanlarında karşılaşırdık.

Tabi kar, devetabanı gibi değil deve kuyruğuna kadar ulaşmış olurdu.

Kuşlar, kurtlar yiyecek aramaya çıkardı. Bu Töstü de küçük çapına bakmaz boyu bir deveyi geçmeyen çalılıkların altlarında pır pır edip kıpırdar dururdu.

Bu hareketleriyle bir taraftan ısınır diğer taraftan cesametli kuşlara yem olmamak için etrafa bakış atardı. Bir de sapanlı çocukların avı olmak vardı kaderlerinde.

Hani ağırlığı ne ki, yemeğe katkısı olsun. Değer miydi öldürmeye? Karda kışta yem bulmak için çıkmış, bu çaresizliği fırsata mı dönüştürmek lazım. Yiğitliğe sığar mı bu?

Sanat tarafı da vardı bu Töstü’nün. Ahmet Haşim “Şiirde mana aramak bir serçeyi eti için öldürmek gibidir.” derdi. O kadar küçük o kadar bir mana ifade eder yani, karın doyurmaz.

Ne yapsın fukara, kar soğuğunda açlık başa vurunca, deli cesaretiyle yiyecek yem arardı.

Bu minik kuşcağıza da solucan tuzağı kurarlardı.

Kardan arındırılmış bir yer kazılırdı. Üzeri tenekeyle kapatılırdı. Tenekenin ön tarafına bir çubuk dikilir, çubuğa uzunca bir ip bağlanır, pusuya geçilirdi.

Kuş, solucanı görünce tuzağa girecek, ip çekilecek, teneke tabaka üzerine kapanacaktı.

Düşmezdi tuzağa tabi. Kuş beyniyle bir solucanın toprağın altında yaşadığını bilirdi.

Yerini de kolay kolay terk etmez, hemen her gün aynı yerde görünürdü.

Böyle boynunu içine çeker gibi tüner dururdu. Hani atkısı sarılmış, sadece burun ve gözleri görünen, yanakları kızarmış bir çocuk gibiydi. Onun ise gerdanı kızarırdı.

Tüyleri o kadar hafif idi ki rüzgâr bir tül perde gibi havalandırırdı. Kızıl rengin altındaki grilik ortaya çıkardı.

Töstüydü işte.

Manası da belliydi.

Çok üşüdüğü için tosarırdı, boynunu içine çekip dururdu.

Kendi akranları ile mücadeleleri çetin olurdu. O yüzden hep tek gezerlerdi.

Onun üşümüşlüğünü fırsat bilenlerle bir kovalamaca başlardı. Kısa kısa uçuşlar ile hep yakalanacağı hissini verirdi. Oysa bu, onun karda kışta sapansız çocuklarla en büyük oyunu idi.

Aradan 20 yıl geçti, sapansız çocuklar büyüdü.

Kuşun adı başkaymış, serçe de değilmiş.

Biz onu hep töstü bilirdik.

Oysa nar bülbülü namında Kızıl Gerdan imiş adın.

Boyu 14 cm, kanat açıklığı 20-22 cm, ağırlığı 14-21 gram, ortalama ömrü 8 yıl imiş.

“Niye töstü dedirtiniz bu kuşa?” diye cevap bekledik.

“Döşü çok güzeldi, hatta bütün renkleri. Üst tarafı zeytin yeşili biraz da kahverengi, alt tarafı alev sarısı, yüzü ve kolyesi nar kırmızısıdır; gittikçe açılır. Gün batımı gibi kızıllaşır. Döşünün yanları gök mavisi gibi ahenklidir.”

“Bülbül gibi sesiyle nasıl Töstü oldu bu kuş?”

“Ötüyormuş mu, biz sadece duruşuna bakarak öyle demişiz, sesini duymamışız.”

İki yol çıktı karşımıza.

Bildiğimiz boşa gitmesin diye “Evet, o kuşun adı Töstü.” demede ısrar ettik.

Ya da “Değerini bilemedik, affet bizi, güzel ötüşlü Kızıl Gerdan.” sana hep Töstü dedik.

Kelimenin Hikayesini Sen Yaz!

Yazılacak kelime: DÖNÜT

Ne zaman nereden gelmiş, hangi kelimeyi unutturmuş, fikrî ve itikadî noktada nasıl görünüyor, hikayeleştirerek yazabilirsiniz.

  • 500 -700 kelime aralığında (1,5 sayfa).
  • [email protected] adresine gönderebilirsiniz.
Etiketler

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı