Hikaye ve Günlükler

Bizim Köydeki Yardımlaşma

Okullar kapanınca kardeşimle beraber Âlim Dedemi ziyarete gittik. Bizi görünce çok sevindi. Karnemizin iyi olduğunu söyledim. Çalışkanlığımızı takdir etti.

Hasat zamanıydı. Buğday biçmişlerdi. Arpaları ise daha önce biçmişler. Biz onları harman yerinde çalışırken gördük. Onlar harman yeri dedikleri bütün ekinleri topladılar. Biz de yardım ettik. Harman yerinde çuvalların bir kısmı ayrı bir yere koyulup üzeri kapatıldı. Dedem “Bunlar ölçüldü ayrıldı, ona göre…” dedi. Sebebini sorduğumuzda, her şeyi toprakta bizim için bitiren Allah için bunları hayır olarak dağıtacağını söyledi. Bu buğdaylar Kuran-ı Kerim’le meşgul olanlara ve hayır sahiplerine verilecekmiş. “Bereket olur” dedi dedem.

Dedem gölgede çalışıyordu ve terlemişti. Ağacın altına oturup bizi de yanına çağırdı. Ayrılan buğdaylarla alakalı bize şu hikâyeyi anlattı:

“Zamanında şirin bir köyde çok zengin biri varmış. Malı mülkü çok olan bu adam cimriliği ile meşhurmuş. Bulunduğu yörenin en büyük toprak sahibiymiş. Evlerinin, hanlarının, hamamlarının sayısı belli değilmiş. Aylık kazancını saymakla bitiremez, ambarları mahsulle dolar taşar, ucundan kıyısından hiç kimseye bir zerre miktarı da vermezmiş. Hiç kimseye bir şey vermediği gibi bir de utanmaz sıkılmaz kimde ne varsa almaya çalışırmış. Hiç dost edinmez, evine misafir kabul etmezmiş. Zira eş, dost misafir edinirsem onlar benden yemeye, istifade etmeye çalışırlar, diye yakınına yaklaştırmazmış. Hatta selam vermeyi bile kıskanır, kendisine selam vereni de dostluk oluşmasın, diye azarlarmış.

Gel zaman git zaman, herkes gibi o da yaşlanmış. Hastalanmış… Çok para gider diye doktora da gitmiyormuş. Hastalığı çok ilerleyince, bakmış olacak gibi değil, en azından ucuzundan tedavi olayım diye Sıhhiyeci Osman Efendi’yi iğne yapsın diye çağırmış.

Cimri Adam: “Osman Efendi, çok hastayım. Hastalığıma iyi gelecek, bana sıhhat verecek bir iğne yap. Ancak fazla masraflı olmasın.”

Osman Efendi adamın cimrilik hastalığını bildiğinden şu cevabı ilaç niyetine vermiş: “Bu sana Yaradan Rabbimizden bir mesaj, anlamıyor musun? Ölüm kapına yaklaşmış hatta ölüm meleği gelmiş kapı tokmağını çalıyor. Bu kadar malı mülkü nereye götüreceksin? Bu malın öbür dünyada bir de hesabı var. Sen hiç âlim, bilge insanlardan nasihat almadın mı?”

Cimri adam; “Nasıl yani zengin olmak suç mu?”

Osman Efendi; “Zengin olmak tabii ki suç değil. Ancak helalinden kazanmamak ve helalinden vermemek suç. Zekattan bahsederken Cenab-ı Hak, ‘Fakirlerin hakkını verin’ diye emrediyor. Sen hiç hayatında zekât verdin mi?”

Cimri Adam; “Ben bu dünyada zenginsem, ölünce de zengin olurum. Haydi, sen iğneni yap ve hemen git!” diye celallenmiş.

Sıhhiyeci Osman Efendi gittikten sonra; “Ne yani, ben ömrüm boyunca çalıştım, yemedim, içmedim, zengin oldum. Öbür dünyada da bu kazandıklarımla fakirlerden üstün tutulmam gerekir.” diye geceyi düşünerek geçirmiş.

Sabah uyandığında beldenin fakirlerinden İhsan Bey’in vefat ettiğini öğrenmiş. İhsan Bey’in hayrına akşam yemek verilecekmiş. Akşam herkesten önce yemek verilen yere gelmiş. Ancak gördüğü manzara karşısında çok şaşırmış. İnsanlar İhsan Bey’in evinin önünde ellerinde yemekler kuyruğa geçmişler. İhsan Amca’nın hayrına dağıtılsın diye evlerinde pişen yemeklerden getirmişler.

Cimri adam; “Bu adamın ne özelliği var da siz bu fakir adama bu kadar değer veriyorsunuz?” demiş.

Kalabalıktan birisi; “Yanılıyorsun! O fakir değildi. O bizim gördüğümüz en zengin insandı.”

Cimri adam; “Ne demek zengindi? Hani nerde malı mülkü?”

Diğer adam, “O cömert bir insandı. Onun gönlü zengindi. Elindeki ekmeğin diğer yarısını muhtaç insanlarla paylaşırdı. Biri aç açıkta ise evindekini getirir, o insana verirdi. Gerçek zenginlik gönülle olur, vermekle olur, paylaşmakla olur.”

Cimri adam çok kızmış; lakin kızdığını belli etmemiş. O gün bedava dağıtılan yemekten bile yememiş. Eve gitmiş ve sinirli bir şekilde, “Ben daha üstünüm. Çünkü zenginim. Malım, mülküm var.” diye evin içinde bir oraya bir buraya gezinmeye başlamış.

O gece rüyasında kendisini görmüş. İnsanlara dünyadaki durumlarına göre muamele ediyorlarmış. Bir gün önce ölen İhsan Bey önünden geçiyormuş. Melekler ona çok itibar göstermekte, kendisine ise kimse itibar göstermemekteymiş.

İhsan Bey’e sormuş. “Sen ne yaptın da bu itibara layık oldun. Sen benden nasıl üstün olursun?” demiş.

İhsan Bey, “Sen ‘hep bana, hep bana’ dedin ve hiç vermedin. Ben ise sadece Allah’ın verdiği malı Allah için ihtiyaç sahiplerine dağıttım. ‘Veren el, alan elden üstündür’ sözünü hiç duymadın mı sen?” demiş.

O gece uykudan kan ter içinde uyanan cimri adam, bu rüyadan etkilenip, malından hayli miktarı ihtiyaç sahiplerine dağıtmış, tövbe etmiş. Dünyadan fakir olarak gidip, zengin olarak karşılananlar arasına karışmış.”

Âlim Dedem, bu hikâyeyi anlattıktan sonra güzel bir söz söyledi. Cömert olan insanları anlatıyordu. O sözü iyice ezberledim. Cömert insanları ağaca benzetiyordu:

“İnsanlar ağaçlardan ders almalıdır. Ağaçlar, ne üzerinde barınan kuşların ne gölgesinde yatan insanların ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar!”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı