Kültür Sanat

Boğazın Hüzünlü Sarayı “Beylerbeyi”

Dönemine damga vuran Padişahın, kendi ülkesinde dokuz yıl gözetim altında tutulduğu saray, Beylerbeyi Sarayı. Osmanlı saraylarının Boğaziçi’nin Anadolu yakasında bulunan tek sarayı.

Saray kelimesi dilimize  Farsça’dan geçmiş olup padişahların oturduğu yüksek ve büyük binalara verilen isimdir. Osmanlılar da ise hem devletin idare merkezi hem de padişahın evi olmuştur. İstanbul’un fethinden sonra, asırlarca Osmanlı’ya hizmet verecek olan Topkapı Sarayı inşa edilmiştir. Ancak on dokuzuncu yüzyıldan itibaren burası ihtiyaca cevap vermeyince yeni saraylar yapılmaya karar verilmiştir. Bu saraylardan birisi de Beylerbeyi Sarayı’dır.

Anadolu yakasının tek sarayı

Beylerbeyi Sarayı, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında, Kuzguncuk ve Çengelköy arasında yer almaktadır. Bölgenin yerleşim yeri olarak kullanılması çok eskilere dayanmakta olup Osmanlı tarihi boyunca burasının padişahların has bahçelerinden birisi olduğu eldeki kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Bölgenin ismi çeşitli kaynaklarda İstavroz adıyla geçmektedir ki bu ismin Konstantin’in buraya diktirdiği haçtan kaynaklandığı rivayet edilir. Evliya Çelebi bu ismin burada bol bulunan istavrit balığından geldiğini söyler. Beylerbeyi ismi ise on altıncı asırda Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın burada bulunan köşküne dayandırılır.

On sekizinci yüzyılın ikinci yarısına kadar sultanlar tarafından kullanılan yörenin önemi, bu tarihten sonra azalmış, Üçüncü Mustafa Han buradaki sarayı yıktırarak araziyi de halka satmıştır. Bir rivayete göre arazinin satılma sebebi, sarayın hemen yanında bulunan, halktan birisine ait köşkün sarayın genişletilmesine engel olarak görülmesidir.

Açılışına Padişahın katıldığı saray

Bölge, Sultan İkinci Mahmud’la tekrar önem kazanmaya başlamış, sultan tarafından buraya ahşap bir saray inşa ettirilmiştir. İkinci Mahmud Han’dan sonra tahta geçen Abdülmecid Han da bu ahşap sarayı sıkça kullanmış, hatta ilk telgraf makinesinin denemesi de padişahın huzurunda bu sarayda yapılmıştır. 1851 yılında çıkan bir yangınla bu ahşap saray harapolmuştur.

Bugünkü Beylerbeyi Sarayı ve etrafındaki yapıların ekserisi Sultan Abdülaziz Han devrine aittir. Sadece Mermer Köşk ve Beylerbeyi Tüneli İkinci Mahmud Han devrinden kalmadır. Mimar Serkis Balyan’a inşa ettirilen sarayın açılışı 21 Nisan 1865 Cuma günü bizzat padişah tarafından yapılmıştır. Sarayın süslemelerinde Endülüs etkisi göze çarpar. İç mekânlarda da simetri hâkimdir.

Sarayın bahçeleri set şeklindedir. Yazlık bir saray olması sebebiyle içinde ve dışında havuzlar yer alır. Sarayda sanat olarak su çok iyi kullanılmış ve günümüzde her biri birer şaheser olan yapılar ortaya çıkmıştır.

Beylerbeyi Sarayı’nın ana yapısını teşkil eden bina “Mabeyn” ve “Harem” olmak üzere iki bölümden oluşur ve diğer yeni saraylarda olduğu gibi harem ve selamlık aynı çatı altında birleştirilmiştir. Deniz köşkleri, biri selamlık diğeri de harem kısmında olmak üzere iki tanedir. Birer bahçe kameriyesi mahiyetindeki bu iki köşk, Beylerbeyi’ni diğer saraylardan ayıran en önemli unsurdur.

Bir dönem ülke misafirlerini ağırladı

Bu saray Osmanlı’nın, dış ülkelerden gelen hanedan üyesi misafirlerine ev sahipliği yapmıştır. Meselâ Sultan Abdülaziz döneminde padişahın ziyaretine bil-mukabil gelen Fransız kraliçesi Öjeni (Eugenie), Avusturya- Macaristan imparatoru Joseph (1869), İran şahı Nasıreddin (18 Ağustos1873), İtalya veliahdı (1869), Prusya veliahdı (1869) için bu saray tahsis edilmiştir.

Burası, İkinci Abdülhamid Han’ın saltanatında ise yabancı devlet adamları tarafından gezilen bir “müze saray” mahiyetindedir. 1834 yılında Rus çarının Petersburg fabrikalarında imal ettirdiği ve zamanın padişahına hediye olarak gönderdiği sanat eserleri bu sarayda sergilenmiştir.

Abdülhamid Han’ın dokuz yılını geçirdiği hüzün sarayı

Sultan İkinci Abdülhamid Han, 1909’da tahttan indirildikten sonra Selanik’e sürgün edilmişti. O yıllarda Balkanlar’ın elden çıkma tehlikesi karşısında İstanbul’a getirildi. Vefat ettiği 10 Şubat 1918 tarihine kadar da Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet etti. Sarayda Sultan İkinci Abdülhamid’in kaldığı odada şaheser niteliğinde yazıhane ve kütüphane vardır. Bu sanat eserlerini Sultanın kendisinin yaptığı bilinmektedir. Yazıhane özel olarak yapılmış olup içine yerleştirilen aynalar, padişahın çalışırken arkasını görmesini sağlıyordu.

Beylerbeyi Sarayı da diğer kasır ve köşkler gibi 3 Mart 1924’te çıkan 431 sayılı bir yasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağlanmıştır. Saraylar bu dönemden itibaren resmi programların icra edildiği bir mekân olmuştur. Günümüzde tünel ve ana bina ve ilk girişteki bahçe ziyarete açıktır. Sadece milli kültüre değil her türlü organizasyonlara ev sahipliği yapmakta olan saray, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı müzesaray mahiyetindedir.

Sonuç olarak geçmişten bu yana birçok hadiseyi belleğinde saklayan, boğazın incisi bu abidevi eseri korumak ve gelecek nesillere aktarmak bizim vazifelerimizdendir. Açılmayan  bölümlerin de en kısa sürede açılması temennisiyle…

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı