İnsan

Borç, Arkadaşın Kamçısıdır!

İnsan Katları

Sene 2010, karlı bir gün, kapalı bir mekân. Kalorifer aheste aheste yanıyor.

Evliliklerinin ilk günleridir.  Belli ki borçları vardı, hemen herkesin ağzını yoklar. Borç almanın bütün yollarını dener. Nakit ne gezer kimsede. İlginç bir taktik geliştirir. “Kredi kartından verebilirsin. Taksit taksit yaptırıp her ay taksidi ben elden veririm.”

Daha önce hiç borç vermemiş biri için teklif, güzeldi. Borç vermek de yardım etmenin bir nevi idi. Ancak sual-i mukadder “Sen, niye kredi kartı çıkartıp taksit yaptırmıyorsun?”

Cevap hazırdı. “Benim kredi kartlarım dolu, limiti de yükseltmiyorlar.”

İkinci sual-i mukadder “Limiti doldurduğuna göre, benim taksitleri nasıl ödeyeceksin?” İşte bu soru halis niyetli borç verenin aklına gelmez.

Taşıdığı kredi kartının birini verir. İyilik yapmanın bahtiyarlığı içinde yüzündeki tebessüm bütün vücuduna yayılır. Bir fesleğen kokusu ferahlığına bürünür.

Bir hafta sonra 8 taksit yapılmış 1000 TL tutarında e-hesap özeti ekrana düşer. Eşine cep telefonu almıştı. 10 gün sonra son ödeme tarihi kapıya dayanır.

“Arkadaş, bu ay sen benim yerime taksiti öde, ben denkleştireceğim.”

“Eyvallah, tabii neden olmasın.”

İkinci taksit, e-maile e-hesap özeti ile  düşer.

“Bekliyoruz, son ödeme tarihi geçiyor.”

“Bu ay da sen öde, ben denkleştireceğim.”

Üç, dört, beş ay taksitleri… böyle bir türlü denkleşmez gider.

Borç sahibi istemeye utanırken, o borçlu olmanın gevrekliğini tebessümüne ilave eder her defasında.

Anlaşılan sistemli bir borçlandırmanın kurbanı demeyeceğim, suiistimali yaşanır.

Eşine aldığı cep telefonu taksit taksit bölünmüş, taksitler de kredi kartı verene ödetilir. Tebrik edilecek zekânın bî-hoş kıvraklığına emsal.

Tam 10 ay, taksit taksit her ay kandırılmanın hissi tattırılır. Bütün taksitlendirilme, borç veren tarafından ödenir. Borçlu ise gündelik hayatına devam eder. Üstüne üstelik bir de otomobil alır.

Acaba daha kimleri bankaya müşteri eyledi, yolunmuş kaza çevirdi. Dedik ya borç veren istemeye utandı. O ise kıvrak zekâsının gevrekliğini tebessümüne kattı. Yani borcunun üstüne yattı, bir türlü de uyanmadı. Uyanınca da hiçbir şey olmamış gibi insanlar ve arkadaşlar arasında dolaşmaya devam etti.

Yıl 2015, güneşli bir gün, açık mekan. Klima püfür püfür esiyor.

Telefon çalar. Bir diğer arkadaşı borç ister. “Ev alıyorum da bir 10.000 lira eksik, 3 ay sonra öderim.”

Düşündü, taşındı. E-mailini açtı, baktı. Hesap ekstresindeki kamçı izleri hala tazeydi.

Aklına çölde yapılan bir iyiliğin ihmal edilmesinden başkasına iyilik yapmaktan vazgeçmeyen kıssa geldi.

“Peki, bir insan yüzünden borç verme hasenesinden mi olayım? İnşallah verir.”

10 bin lira borç verir.

Söz verildiği gibi üç ay olmasa da beş ay sonra parasını alır.

Bir borç veren iki borç alan; biri üstüne yatar, diğeri öder.

Birinin ihtiyacı olduğu anda borç vermek güzel bir hasenedir. Hatta sırf Allah rızasını gözeterek “karz-ı hasen” denilen karşılıksız verilen bir yardım vardır ki, iyi bir yatırımdır. Borç vermenin zirvesi işte budur.

Arkadaş çevresinde veya etrafınızda borç isteyenler muhakkak vardır. Eğer bir yıldan uzun müddet borç veriyorsanız, paranın değerini kaybetmemesi için altını tercih edebilirsiniz.

Kredi ve karttan borçlanmayın, nakdinizden verin.

Borç verme hadisesi sebebiyle ne arkadaşınızdan ne de paranızdan olun.

Sözün ortası

“Borç vermek, söz vermektir. Sözünü tutanlarla arkadaş olun.”

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı