Bu Cevaplar Hala Geçerli

0

İslamiyet’in ilk devirlerinde Aristo ve Eflatun’un kitapları, yanlış ve dalalete düşüren fikirler ihtiva ettiğinden mantık ve felsefeyle alakadar olunmuyordu. Sonraki dönemlerde İslamiyet, dünyanın dört bir tarafına ulaşmış, ateşe tapan İran, hayvanlara tapan Hindistan, Şamanizm’e inanan Orta Asya fethedilmiş, Hıristiyan Bizans’a komşu olunmuştu. İnsanlar bölük bölük İslamiyet’e geçiyorlardı. Ancak mantık ve felsefe ilmini bilen gayri müslimler ise boş durmadılar.

İslam fetihleri devam ederken gayri müslimler itikadî olarak zihinlerindeki boşlukları daha doldurulmayan yeni Müslümanların kafalarını karıştırıcı sualler soruyorlardı. Müslümanlar cevap bulamadıkları mevzularda âlimlerin etrafına toplandılar.

Böyle olunca Müslüman âlimler ilm-i mantık ve felsefede de ilerlediler. Bu tarihlerde Müslüman âlimler, itikadı bozuk kişilerle ve art niyetli gayri Müslimlerle birçok münazara yaptılar. Bu münazaralardan kitaplara geçenleri sizler de okumuşsunuzdur. Biz de bu yazımızda İmam-ı Fahruddin-i Razi (ra)’ın bir Hıristiyan’a verdiği cevapları sizinle paylaşıyoruz.

Onun o gün bir Hıristiyan’a verdiği cevaplar bugün hala geçerli.

İmam-ı Fahruddin-i Razi (ra)

Al-i İmran Suresi’nde, altmış birinci ayet-i kerimenin tefsirinde anlattığı bu hadise, bir taraftan da bize vahye ve nakle dayandırılan aklın kuvvetini gösteriyor. İşte o misal:

Harezm şehrinde idim. Şehre bilgili ve âlim olduğunu iddia eden bir Hıristiyan’ın geldiği haber verildi, yanına gittim. Konuşmaya başladık.

–    Hazreti Muhammed’in (s.a.v) Peygamber olduğunu gösteren delil nedir, diye sordu.

Şu cevabı verdim.

–    Hazreti Musa’nın, İsa’nın ve diğer peygamberlerin (as) harikalar, mucizeler gösterdiği bize nakledildiği gibi, Hazreti Muhammed (s.a.v)’in mucizeleri zuhur etmiş, bize nakledilmiştir. Bunları okuyor ve duyuyoruz. Bu haberler, söz birliği
halindedir. Mucize göstermek, peygamber olduğunu ispat etmez, diyecek olursanız, diğer peygamberlere inanmamanız lazım gelir. Diğerlerine inandığınız için, Muhammed Aleyhisselamın da peygamber olduğunu itiraf edip kabul etmek vacip olur ve iman etmelisiniz.

Adam:

–    İsa Aleyhisselam peygamber değildir, ilahdır, tanrıdır.

Fahruddin Razi:

–    Peygamberlik konusunda söz edebilmek için mutlaka önceden İlahın yani Hazreti Allah’ın bilinip tanınması gerekir. Allah’ın sizin söyleyişinizle tanrının her zaman var olması lazımdır. O halde madde, cisim, yer kaplayan şeyler tanrı olamaz. İsa aleyhisselam cisim idi. Yok iken var oldu, önce çocuk idi, büyüdü ve sonra size göre öldürülmüştür. Yerdi, içerdi, bizim gibi konuşurdu. Yatardı, uyurdu, uyanırdı, yürürdü. Her insan gibi yaşamak için, birçok şeye muhtaçtı. Muhtaç olan gani (zengin) olur mu? Yokken sonradan var olan bir şey ebedi sonsuz var olur mu? İsa (as) kaçtığı, saklandığı halde, Yahudiler yakalayıp astı diyorsunuz, İsa (as) o zaman çok üzüldü diyorsunuz. İlah veya ilahdan parça olsaydı Yahudilerden korunmaz mıydı? Onları yok etmez miydi? Niçin üzüldü ve saklanacak yer aradı?

O ilah imiş, tanrı imiş öyle olsa idi asıldığı zaman yerlerin tanrısı ölmüş olurdu. Bu alem tanrısız kalacaktı. Yahudilerin, yakalayıp öldürdüğü aciz, kuvvetsiz kimse, alemlerin tanrısı olabilir mi?

–    O tanrının oğlu diyorsunuz. O tanrı değildir; fakat, tanrı ona hulûl etmiştir,
yerleşmiştir diyorsunuz. Bu inanışlar da yanlıştır. Çünkü ilah, cisim ve araz değildir ki, bir cisme hulûl etsin. Cisme hulûl eden şey cisim olur ve hulûl edince, iki cismin maddeleri birbirine karışır. Bu da, ilah parçalanıyor demektir. Eğer ilahın bir parçası onda halloldu derseniz, ona hulûl eden parça ilah olmakta tesirli ise, bu parça ilahtan ayrılınca ilahlığı bozulur. Hem de o doğmadan önce ve öldükten sonra kıymeti tam olmazdı. Eğer tanrılık kıymetinde değilse, tanrının parçası olmamış olur. Sonra İsa (as) ibadet ederdi. İlah kendi kendine ibadet eder mi?

Adam:

–    Ölüleri dirilttiği, anadan doğma körlerin gözünü açtığı ve beras denilen derideki çok kaşınan beyaz lekeleri iyi ettiği için o İlah’dır.

Fahruddin-i Razi:

–    Asayı, bastonu ejder, yılan yapmak, ölüyü diriltmekten daha güçtür. Çünkü baston ile yılan, hiçbir bakımdan birbirine yakın değildir. Ölünün bedeni ile dirinin bedeni arasındaki münasebet ve benzerlik, sopayla ejderhanın bedeni arasındaki münasebetten daha fazladır.

Sopanın ejderhaya dönüşmesinden Hazreti Musa’nın bir ilah olması gerekmediğine göre ölüleri diriltmenin ilahlığa delalet etmemesi daha uygun ve evla olan bir haldir. Asayı ejdere çevirdiğine inanıyorsunuz da, Ona tanrı veya tanrının oğlu demiyorsunuz İsa (as) niçin tanrı veya şöyle böyle diyorsunuz?

Adam sustu, söyleyecek bir şey bulamadı. Allah en iyi bilendir.

(Toplam 122 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.