AraştırmaKeşfet

Bu İşte Bir “Filim” Var Ama

Bir nesil, tarih filmleriyle büyüdü. O filmleri izleyenler gördükleriyle yetindilerse tarih bilgileri yok demektir. Bırakın filmi, tarih romanı okuyarak bile tarih öğrenilmez. Bunlar tarihe dikkat çekebilir, belki de sadece iyi ellerde onu sevdiren araç olabilirler.

“Ezberci eğitime karşıyız!” diye bir ezber vardır hani… Bunu söyleyenler, tarihin kronolojiden ibâret olmadığından, öğrencilere tarih felsefesi ve medeniyet tarihi öğretilmesi gerektiğinden dem vururlardı. Belki haklıydılar ama aynı mantıkla hazırlandığı iddia edilen yeni müfredâta ve onun mahsulü olan öğrencilere bakınız. Tarih hakkındaki şuurlanma ve aydınlanma bir tarafa, çocuklar önemli ve meşhur hâdiselerin hangi asırda meydana geldiğinden habersizler. Hatta kendilerinin kaçıncı yüzyılda yaşadıklarını bilmeyenler var.

Ben tarih filmleriyle yetişmedim, fakat tarih filmlerine yetiştim. İzlediğim hiçbir tarih filminden sonra Fatih Sultan Mehmet gibi yabancı dil öğrenme aşkı duyduğumu, Mimar Sinan gibi san’ata merak saldığımı, Hezarfen Ahmet Çelebi gibi icat peşinde koştuğumu hatırlamıyorum. Ya ne yapıyordum filmden sonra? Küçükken duvarları tekmeler, sağa sola bağırırdım. Biraz büyünce aynı filmlere komedi gözüyle bakmaya başladım. Daha sonra bunlara acıdım, üzüldüm.

Tarihe Tahripkâr Bir Ayna: FİLİM

Tarihimizi anlatan filmlerin -bazı faydalarının yanında- telâfisi güç duygu kayıplarına, tâmiri zor zihin hasarlarına yol açtığı ortada. Bu tür filmlerde çoğunlukla fiziksel güç vurgulanıyor; gönlü bizimkilerden yana olan düşmanların verdiği destekler yüceltiliyor; işkencelere göğüs geren -hem gerçek hem mecaz anlamda göğüs geren- kahramanlar öne çıkarılıyor; katil, câni, hâin kimseler -mutlaka ama mutlaka- bu dünyada cezasını buluyor.

Bunlar hayatın ve tarihin gerçekleriyle ne kadar uyumludur? Biz asırlarca beden gücümüzle mi zirvede kaldık, yoksa ilme, san’ata, tekniğe, en önemlisi de adâlete verdiğimiz değerle mi? Başarımızın altındaki imza bize mi âittir kuşattığımız kalelerin öbür tarafındaki yandaşlarımıza mı? Ya kötüler? Onlar yapıp ettiklerinin karşılığını, filmlerde olduğu gibi hep bu dünyada mı görürler?

Dedelerimizin yüksek burç-
lardan atların üzerine uçtuğunu, bir kılıç darbesiyle on düşmanı yere serdiğini görenler, günümüz dünyasında yalnızca fiziki güçle mücadele edilemeyeceğini bilseler de; şuuraltından gelen bir ses, sorunlarını kas gücüyle halleden bir neslin torunları olduğunu ve bunun milli karakterimiz haline geldiğini fısıldıyor onlara. Dedelerinin sadece kaba kuvvetle iş gördüğünü düşünen nesil ise büyük bir umutsuzluğa kapılıyor.

Filmlerde düşmanların kalplerini cengaverlere kaptırarak taraf değiştirdiklerini görüyoruz. Gerçek hayatta da rakiplerimizden, düşmanlarımızdan birkaç kişinin taraf değiştirmesini bekliyor, zamanla yabancıdan medet umar hale geliyor, sonunda yaşadığımız hayal kırıklığıyla “Bizim bizden başka dostumuz yok.” diyoruz. İşin tuhafı bize yârenlik ettiğini düşündüklerimizin ihanetleri de silkinmemizi, ayılmamızı sağlamıyor.

Kaba Kuvvet Yiğitlik midir?

Gerçek hayat için çoğu zaman geçerli olan “etme bulma dünyası” ifadesi, bizim filmlerimiz için şaşmaz bir ölçüdür. Bu bir dereceye kadar izah edilebilir. Seyircinin beklentisi yönünde hareket edildiği de iddia edilebilir. Fakat bazıları tarih filmlerindeki hiçbir sahneye kurgulanmış gözüyle 1

bakmıyor. Kurguyla hakikati ‘

karıştıran bu tipler öbür dünyayı
unutabiliyor. Kötülerin, kötülüklerin hep bu dünyada cezalandırılacağına inananlar, gerçek hayatta bazı zulümlerin karşılıksız kaldığını zannederek ilâhî adâletten şüpheye düşüyor.

Kendisi de artık tarihî olan tarih filmlerinin şuuraltımıza nakşettiği görüntülerin ne kadar sakıncalı olduğuna lütfen dikkat ediniz. Bu filmlerdir ki yiğitliği kaba kuvvet sanmamıza sebep oluyor. “Delikli demir icat olundu, mertlik bozuldu.” sözünü makul görmemize yol açıyor.

Kalın kale duvarlarını un ufak eden gülleleri, Fatih Sultan Mehmet’in Bizans surlarına çevirdiği “havan”ı, “şâhî”yi hatırlayın. Bunu gören Bizans imparatoru “Şâhî icat edildi, mertlik bozuldu.” deseydi ona hak verecek miydik? Hayır, mertlik beden kadar rûhun ve zekânın da hakkını vermektir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu