Kültür Sanat

Büyük Osmanlının Küçük Kopyası “Osmanlı Ailesi”

“Türkler, hiçbir zaman Avrupalılarda görülen laubaliliğe düşmezler. Herkes kendi mevkii ve sırasını bilir. Bütün ülkede herkes, kendinden bir rütbe üstün olana karşı tam bir hürmet duygusu besler. Kendisi de daha alt rütbelerden aynı hürmeti görür. Evde ve yakınları arasında olduğu gibi, yaş ve rütbece üstün olanlara karşı cemiyet içinde de aynı ciddiyet, aynı vakar ve aynı terbiyeye riayet edilir.”

Bir aileyi incelemek ve anlamak aslında o ailenin mensup olduğu toplumun tamamını incelemek ve anlamak demektir. Çünkü toplulukları aileler meydana getirdiği için aile, devletin küçük bir modelidir. Ailede çocuklar üzerinde babanın otoritesi, devleti yöneten hükümdarın millet üzerindeki otoritesine benzemektedir.

Türk aile yapısı tarihi süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçmiştir. Ailedeki en büyük ve önemli değişim kuşkusuz, Türklerin İslâmiyet’i kabulünden sonra yaşanmıştır.

Osmanlı toplumunda yüzyıllar boyunca temel birim aile olmuştur. Şeriatın kendilerine tanımış olduğu alan içerisinde, kendi hayat ve geleneklerini devam ettiren milletlerden oluşan bu toplumda; babanın öncelikli söz sahibi olduğu aile tipi hâkimdir. Çok eşlilik yok denecek kadar az olduğu gibi, mahallî gelenekler bilinenden daha çok değer arz etmektedir. Bu aile tipinde koruyucu hukuk ahlak ile yoğrularak adaleti temin eder. Kadın-erkek-çocuk üçlüsünün kendine has dengesi ve ilişkiler düzeni vardır.

Bu aileler koruyucu kalkan vazifesi gören kendi güzelliği, gizemi ve mahremiyeti olan mahallelerde yerleşmişlerdir. Osmanlı mahalleleri; birbirini tanıyan, belirli ölçülerde birbirinin davranışlarından sorumlu, birbirine kefil insanların dayanışma içinde yaşadığı alanlardır. Osmanlıların kendi tarifiyle mahalle; aynı mescide ibadet etmeye giden ailelerin beraber ikamet ettikleri, şehri birbirinden ayrılan halkaların oluşturduğu alanlardır. Bu alanlarda yaşayan Osmanlı ailesi, devlet nezdinde bir takım yükümlülüklere karşı da birlikte mesuldürler.
Belgelere göre Osmanlı ailesi; çoğunlukla etrafı meyveli ve meyvesiz çeşitli ağaçlarla çevrili bir avluya açılan evlerde yaşamaktaydılar. Bu evlerin büyük çoğunluğunun “fevkanî ve tahtânî”(alt ve üst katları olan) olarak ifade edilen iki katlı evler oldukları görülmekteydi. Evler çoğunlukla bir göz ya da iki göz odadan oluşmaktaydı. Nadir olarakta üç gözlü evlerin inşa edildiği de görülmüştür.

Aileyi koruyan hukuk sistemi

Günümüzde Osmanlı toplumu üzerine Şer‘iyye Sicilleri kullanılarak yapılmış olan araştırmalara göre; Osmanlı aile yapısı ve aile hukukunun tamamen İslam hukukuna göre düzenlendiği anlaşılmaktadır. Üstelik bu hukuk Müslim-gayrimüslim ayrımı gözetilmeden uygulanmaktaydı.

Kendi inançları gereği, Müslüman ve gayrimüslim aileler tek bir aile hukukundan istifade edebildiklerinin yanında nüfus yapıları, ekonomik faaliyetleri, ailelerin yaşadığı mekân, giyim-kuşam gibi temel alanlardaki farklılıkları rahat yaşayabiliyorlardı.

Osmanlı toplumunda bir ailenin kurulması için; kız ile erkek tarafının anlaşarak evlenmeye karar vermeleri ve bunu şahitler aracılığıyla kadı huzurunda tescil ettirmeleri yeterli olmaktaydı.

Ebeveynlerden birinin ölümünde ya da boşanmalarda maddî ve manevi olarak en fazla mağdur olanlar her zaman küçük çocuklardır. Osmanlı düzeni içerisinde anne veya babası vefat eden ve kimsesi olmayan bu çocukların gelecekleri için bir takım tedbirler alan hukuki kaideler de usulüne uygun tatbik edilmiştir. Bu durumdaki çocukların hak ve hukuklarına sahip çıkmak ve mallarını idare etmek üzere, her yönden emin, dürüst ve güvenilir insanlar “vasî” tayin edilmekteydi. Şer’iyye Sicillerinde bu insanlar tanımlanırken: “Sadakât ve istikamet ile ma‘rûf ve her vechile umûr-ı vesâyeti rü‘yete kadir idüği zeyl-i hüccetde muharrerü’l-esâmi-i müslimîn ihbârlarıyla zâhir ve mütehakkık” veya “emanet ile ma’rûf istikamet ile mevsuf ve her bir vecihle umûr-ı vesâyet uhdesinden gelmeye kâdir” ibareleri kullanılmaktaydı.

Baba “ehl-ü iyalini”, “ilm-ü tedbir” ile yönetir

Osmanlı klasik devirlerinden günümüze ulaşan ahlak risalelerine göre; ailenin fertleri özellikle baba ev idaresi ilmi anlamına gelen “ilm-ü tedbiri’l-menzil”i çok iyi bilmelidir. Çünkü bu ilim dünyada haysiyet, ahrette de saadete vesiledir. İyi bir baba, eşi ve çoluk çocuğu üzerindeki bütün tasarrufunu Allah’ın rızasına uygun bir şekilde başarıyla kullanan erkektir. Bu erkek “ehl ü ıyalinin terbiyesinde iyi bir yönetici ve doktor” gibi olmalıdır.

Kadın ise sağlıklı, iffetli ve güzeldir. Aynı zamanda erkeğine itaatkârdır. Çocuk, büyüklerine, anne ve babasına itaatkârdır. Bu yüzden Osmanlı toplumu güçlü ve padişahına itaatkârdır. Bu itaat kültürü yöneticilerin himayesi olarak topluma yansımış, bu sebeple taraflardan biri güven ve yaşam kolaylığı kazanırken, diğerini de tebaasının ve devletinin menfaati olan konularda ve bu menfaatlerin korunması noktasında iktidar ve güç sahibi yapmıştır.

Yapılan araştırmalara göre; Osmanlı ailesi genellikle dört ila yedi kişiden oluşmaktaydı. Buna rağmen özellikle kasaba ve şehirlerde zengin kesimlerde büyük aile tipleri, karı-koca ve çocuklar, dede-nine veya kaynata-kayınvalide, uşak ve cariyelerden oluşan otuz-otuz beş kişilik ailelere de rastlanıyordu. Konak hayatı diyebileceğimiz bu hayat düzeninde bile tek eşlilik yaygındı ve çocuk sayısı yine dört ile yedi arasındaydı. 2. Meşrutiyet’ten sonra sarsılmaya ve çökmeye başlayan geniş aileler yerinde “çekirdek aile tipi” yaygınlaşmaya başladı.

Osmanlı kadını için söylenenler doğru değildir

Bilinenlerin aksine Osmanlı ailesinde kadın her dönemde önemli bir role sahiptir. 19. yy son dönemlerinde bile Osmanlı toplumunda kadınlar, bugün lanse edildiği gibi baskıcı bir tutumla eve kapatılmış değillerdir. Üstelik haksızlığa uğrayan bir kadın, kanunların ona tanımış olduğu haklarını korumak için mahkemeye müracaat ederek haklarını arayabilmekteydi. Dönemin sosyal faaliyetlerine faal bir biçimde katılabildikleri, Şer’i nizama uygun olarak günlük hayatın her aşamasında yer alabildikleri yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

Araştırmalara göre Anadolu’da Osmanlı ailelerin çocuklarına koydukları isimler arasında, en yaygın olan kız isimleri Ayşe, Fatma, Zeynep, erkek isimleri ise Mehmet, Mustafa ve Ahmet olarak tespit edilmiştir. Çocuklara isim konulması hususu dini inancın, geleneklerin ve cedlerine saygının bir gereği olduğu da ortadadır.

Aileyi korumak herkesin vazifesidir

Osmanlı ailesinde boşanma çok az görülen bir hadisedir. Evliliği sona erdirebilme hakkı sanıldığı gibi tamamen erkeğe tanınmış bir hak değildir. Bu hakkın kadın tarafından kullanılabildiği durumlar vardır. En önemlisi de gerek nikâhın başlangıç aşamasında ve gerekse sona erdirilme aşamasında kadının istemediği bir evliliği bitirme hakkına sahip olmasıdır. Bu hususta Osmanlı toplumunu diğerlerinden ayıran nokta, evliliği korumak ve boşanmalardan aileleri kurtarmak için bütün yakın ve uzak akrabanın, birlikte yaşanılan mahalle halkının ve hatta hukuk ve eğitim sistemiyle devletin el ele birlikte hareket etmeleridir.

Sonuç olarak; Osmanlı ailesinin kendine has özellikleri olan bir müessese olduğu muhakkaktır ve bu özelliklerini muhafaza etmek için toplum son derece hassastır. Aile kuruluşunda, devamında ve hatta sonlandırılmasında bile hukukî bir koruma altındadır. Bu sayede fertlerin hakları korunmuş ve ihtiyaçları karşılanmıştır. Kısaca Osmanlı ailesi sistemli, son derece oturmuş bir yapı içerisinde, özenle korunmuştur. Bu da onun varlığını uzun süre devam ettirmesinde çok tesirli olmuştur.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu