Çanakkale’de Gizli Güç: Propaganda

1

Çanakkale’de savaş, askerler arasında olduğu gibi cephenin gerisinde de oldukça etkili bir şekilde cereyan etmişti. Bir taraftan topyekûn milletin savaşı yapılırken diğer taraftan gazete, dergi, kitap, afiş, broşür, kartpostallar kullanılarak farklı stratejilerde propaganda yapılmıştı.

[ Mustafa Dedeler ]

Çanakkale Muharebelerinin pek bilinmeyen bir yönü, tarafların propaganda savaşıdır. Gazete, dergi, kitap, afiş, broşür, kartpostal gibi basılı materyallerle cephe gerisinde ve cephede ciddi bir propaganda mücadelesi yaşandı. Cephede gerek Müttefikler, gerekse Osmanlı Devleti propagandalarında daha çok broşürler, mektup şeklinde beyannameler kullanmıştı. Uçaklar ve balonlarla her iki taraf birbirlerinin bölgelerine ve özellikle siperlere propaganda malzemesi atmıştı. Bununla cephedeki askerin savunma ve taarruz gücünü zayıflatmak, savaşmaktan vazgeçirmek amacı güdülmekteydi. Çanakkale Muharebeleri sırasında Türk siperlerine atılan Türkçe ve Almanca propaganda malzemesine karşın Osmanlı tarafından da İngiliz-Fransız siperlerine İngilizce, Fransızca, Urduca ve Arapça propaganda metinleri atılmıştı.

PEMBE TABLOLARDA ESİRLİĞE DAVET ETTİLER AMA KARŞILIK BULAMADILAR

Bu propaganda broşürlerinden birinde, askerin kötü giyim kuşamı, kıt yiyecek ve içecek imkânları istismar edilerek savaşın gidişatını etkilemeye çalışmaktaydılar. 57. Alay bölgesine atılan bildirilerde “Ey Türk kardeşlerimiz! İngilizlerin aldıkları esirlere kötü muamele ettikleri ve hatta kestikleri hakkında çıkarılan rivayetler Alman yalanlarıdır. Esir düştükleri zaman aç, çıplak, perişan olan Osmanlı askerlerine, İngiliz Hükümeti çok çok iyi bakmıştır. Bütün bu yalanlara kulak vermeyip esir düşmüş arkadaşlarınızın huzuruna siz de iştirak ediniz.”

Fotoğraflarla süslenmiş ve Türk siperlerine atılan bir başka beyannamede pembe bir tablo çizilmekteydi. Türk esirlerin birliklerinin, adlarının yazılı olduğu ve fotoğraflarının da bulunduğu bu bildirilerde Nil kenarında bulunan bir esir kampındaki hayat şöyle anlatılıyordu: “Osmanlı esirleri Nil kenarında gayet güzel bir bahçede yaşıyorlar. Her biri için ayrı ayrı yataklar tahsis edilmiştir. Herkese çeşit çeşit tabaklarla yemekler verildiği gibi her gün sigara, salam vesaire dağıtılmaktadır. Esirler saz ve sazendelerle hoş zaman geçirmektedirler. Esir subaylar için ayrı daireler tahsis edilmiş; karyola, battaniye, çarşaf, sandalye, kanepe ve masalar verilmiştir.”

Bu faaliyetlere karşı Osmanlılar da boş durmamış ve karşı propaganda bildirileri ile müttefiklerin askerlerini etkilemeye çalışmıştı. Osmanlı cephesi tarafından hazırlanan propaganda metinlerinde erzak taşıyan Ingiliz ve Fransız gemilerinin Osmanlılar tarafından batırıldığı, dolayısıyla açlık ve susuzluktan ölmeye mahkûm oldukları yazılmış ve şunlar ilave edilmişti: “Kendinizi ancak teslim olmakla kurtarabilirsiniz. Bizde yiyecek çoktur. Sizi beslemeye ve kendi memleketinizdeymiş gibi rahat etmenize gücümüz yeter. Fazla tereddüt etmeyin, gelin teslim olun.”

EN GÜZELİ EZANLA YAPILDI

Ingiliz sömürgesi Müslüman ülkelerin halkını kandırılarak Çanakkale Savaşları’nda kullanılmaktaydı. Sömürgelerden kandırılarak getirilen Müslümanlar Çanakkale’ye Almanlarla savaşmak için geldiklerine inanıyorlardı. Propagandaya göre Almanlar İslam halifesini esir almışlar ve Hintli Müslüman askerler de halifeyi kurtaracaklardı. Ingilizler bunun dini bir borç olduğunu telkin etmiş ve onları buna inandırmışlardı. Osmanlılar, Ingilizlerin bu hilesini Çanakkale Cephesi’nde müezzinlere ezan okutarak boşa çıkarmışlardır. Ezan sesini duyan sömürge askerleri irkilmiş ve Almanlarla savaşmadıklarını fark ederek gevşemişler ve pişmanlık duymaya, hatta Ingilizlere kin beslemeye bile başlamışlardı. Onların bu isteksizliklerini fark eden Ingilizler ve Fransızlar, Müslüman askerleri yavaş yavaş cephe gerisinde kullanmaya başlamıştı.

(Toplam 353 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. BU MİLLET NELER ÇEKTİ!

    Muâllim Hacı Selim’in “Anadolu Harpzedeleri” isimli hatıratından Birinci Dünyâ Harbini anlatan bir ibret manzarası:

    “Of!… bir kere görmüş olsa idiniz. Ne dehşetli bir yer! İnsan söylemekten âciz!…

    Yolun iki tarafı kana bulanmış, bir çok insan cenâzeleri, hayvan leşleri, kırık araba ve tüfek parçaları dolmuştu. Diri bir kimse yoktu! Ben korkudan yaprak gibi titriyor ve ağlıyordum…

    Kana bulanmış bir asker torbası buldum ve sevindim. İçinde dört parça ekmek vardı. Ekmeği yiyerek, ayağım topallayarak nereye gittiğimi bilmeden yürürken yolun kenarındaki cenâzeler arasından:

    “Sefil çocuk, buraya gel!” sesini işittim ve dönüp baktım ki; yüzü gözü korkunç bir halde, kana, çamura bulanmış genç bir Türk zâbiti arkasındaki kaputu (paltoyu) zorlukla çıkardı ve: “Al ve giy, soğuktan telef olma!” dedi. Ben de hayretle:

    “Amca! Böyle vakitte elbiseye senin benden çok ihtiyâcın vardır!” dedim. Zavallı, yürek parçalayan bir âh çekerek;

    “Evlâdım! Ben kaputsuz da ölürüm. Belki bu kaput sebebiyle bir Müslüman çocuğu kurtulur!” dedi ve tâkatsiz yıkıldı.

    Ne cömertlik, ne erlik!…


    http://www.fazilettakvimi.com/tr/2012/11/11.html

Fikrinizi Belirtin.