Hikaye ve Günlükler

Çeşmeden Şişeye Sebilden Büfeye

Biz bardaklar, yarıya kadar doldurulduğumuzda bazılarınız boş bazılarınız dolu tarafını görüyor. Bizim nasıl olduğumuz ise pek dikkate alınmıyor. Yıllardır hadiselere kendi zaviyenizden bakıyorsunuz. Şimdilerde ise yol kenarında, sebilden büfeye dönüştürülen yerlerde pet şişeleri görüyorsunuz. Çeşme veya sebilden doldurulan bir bakır tas, gözlerinizden ve dudağınızdan çok uzakta kalıyor.

Biz bardaklardan anlatmaya devam ediyorsunuz. Kendimizi “su ile dudak arasında bir araç”, diğer bir ifade ile “ab ile leb arasında bir vasıta” diye tarif ederiz. Bizim için söylenen ‘Eski çamlar bardak oldu’ tabirini duymuşunuzdur. Bir de ‘Eski camlar bardak oldu.’ diyorlar. Hangisi doğru, diye soracak olursanız ‘Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif deyip asıl faslı açalım.

Bizden daha eskiye giderseniz karşınıza çeşme hazinesinde, sebil penceresinde su dolu kalaylı bir tas çıkacaktır. Evvela bir gezi güzergâhında yol almalısınız.

Aksaray tramvay durağından yola çıkıp Beyazıt güzergâhından devam ediyorsunuz. Divanyolu Caddesi’nden geçip Sultanahmet’e varıyorsunuz.

Bir miktar soluklanıp oradan Gülhane ve Sirkeci durağında minik seyahatinizi nihayete erdiriyorsunuz. Fark ettiniz mi? Artık çeşmeler pet şişe, sebiller büfe oldu. İçiniz biraz yandı ise bu beyit imdadınıza yetişir, ahvalimizi izhar eder.

Bak şu çeşmenin haline su içecek tası yok

Kırma insan kalbini yapacak ustası yok

Oysa çeşme saraydan-halka, idareciden-çobana herkesin hayatında yer bulmuştu. Akan çeşmenin sabırla mermeri oyduğu, taşı deldiği bilinirdi. Bir şair demişti:

O zaman başından aşkındı derdi,

Mermeri oyardı, taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,

Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Suyun ardında iz bırakması gibi çeşmeler de edebiyatımıza söz bıraktı. Çeşm; Farsça’dan gelmişti lisanımıza, göz, ayn, dîde demekti. Çeşme ise taş veya mermerden yapılan herkesin su içmesi için daima akan veya hazine ve musluğu olan hayrat idi. Bazen çeşme, gönül gözünden geçen hasretin baştaki gözden akmasıydı. Bunun için iki gözü iki çeşme olmak, çar-çeşmle/dört gözle beklemek gerekirdi. Hazreti Yakub’a telmih yapıldı:

Maksud kolaylıkla, azizim, ele girmez

Çeşm etti feda Yûsuf’a Yakub-ı mahabbet

(İzzet Molla)

(Azizim, insan hedefine hemen nail oluverir zannetme! Hazreti Yakub, kaybettiği oğlu Hazreti Yusuf’u bulmak için gözlerini feda etti.)
Gözlerin kör olacak kadar ağlamasını sebile teşbih etmek ve ‘gözlerin sebile dönmüş’ demek lazımdı.

Sebil Arapça’da yol, tarik, cadde manasında geliyordu. Cadde üzerinde hayır için yolculara hazırlanmış su bulundurmak üzere yapılan hususi binalardı. Pencerelerinde dâimî surette su dolu taslar ve bardaklar hazır olurdu ki ‘ebnâ-yı sebil’ (yolcular) içerlerdi. Çoğu zaman da sokaklarda kırba ile su gezdirip meccanen içirmek üzere bir vakıf veya hayrat tarafından ödenmiş adamın dağıttığı suya denirdi.

Sebilhane ise, hayrat olarak gelip geçenin su içmesine mahsus bina ki pencerelerle ihata edilmişti. Ekseri bir kubbe şeklinde olurdu. Sebilden fi sebilillah/Hakk yolunda sevap için verilen su, içenin gönlünde duaya dönerdi:

Elbette bu hâlimden o yârin haberi var

Fi’l-kalbi mine’l-kalbi ile’l-kalbi sebîlâ

(Sultan Üçüncü Murad)

(Benim şu perişan halimden yârin mutlaka haberi var; zira kalpten kalbe yol vardır, derler.)

Gönül çeşmesinden süzülen yaşların kuruluğundan mı yoksa elimizin kuruluğu/ cimrilikten mi çeşmeler ve sebillerden sular çekildi. Kaynak sular şişelendi, sebiller büfeye döndü. Sebil pencerelerindeki bakır tas ve gümüş bardakların yerini petrolden mamul şişeler aldı. Akan çeşmeler ve su dağıtan sebiller kurudu ise gönül çeşmesini kontrol etmenin vaktidir:

Pak eyle gönül çeşmesini tâ durulunca

(Lâmekânî)

Bazen çeşmelerin suyollarında tortular birikirdi.

Bu yüzden su, bulanık akardı. Bunu gidermek için musluk bir müddet açık bırakılırdı. Biraz sonra suyun berraklaştığı görülürdü. İşte, sen de, bir çeşmeye benzeyen gönlünün musluğunu aç. İçeride biriken, tortulaşan, taaffün eden dünya hırsları ve kötülükler akıp gitsin. Gönül çeşmesinin suyu durulsun. Bakışın arı duru billur gibi olsun…

“Olmasın sathî-nazar, ma’nâ-şinâs et çeşmini”

(Nâcî)

(Gözlerini, üstünkörü bakmaya alıştırma. Eşya ve hâdisâtı anlayıcı gözle incelemeye çalış.)

Etiketler

En Yeniler

Bir Yorum

  1. Âb-ı hayâtın aynı olan iş bu çeşmenin
    Â’sâr geçti varmadı kimse farkına
    Buldu emânet eyledi ihyâ müceddeden
    Verdi hayat doğrusu Gülhâne Parkına

    Âb-ı hayât: Hayat suyu
    Â’sâr: Asırlar
    İhyâ: Hayat verme, diriltme
    Müceddeden: Yeniden
    Ayn: Göz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı