AraştırmaKültür Sanat

Cevâhirnâmeler

Kıymet Bilir Kitaplar

Mücevher yapımında ve hastalıkların tedavisinde kullanılan değerli taşlar, asırlardan beri insanların dikkatini çekmiştir. Ve her geçen gün kıymete binmiştir. Bugünden farklı olarak dedelerimizin yaşadığı devirlerde, kıymetli taşlar yalnızca kuyumcuların değil, eczacıların vitrinlerinde ve hekimlerin reçetelerinde de yerini alıyordu.

Günümüzden birkaç asır evveline kadar, kıymetli taşların yalnızca ekonomik bir meta olarak görülmediği, gerçek kıymet ve değerinin hâlâ bilindiği dönemlerde, “Cevâhirnâme” ismiyle eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerde, kıymetli taşların özellikleri, türleri, yontma şekilleri ve ticarî değerleri anlatılmıştır.

Gevher, cevher ve cevâhir…

“Cüvâhirnâmeler”, Farsça “gevher” kelimesinin Arapçaya geçmiş hali olan “cevher”, bazen de cemisi olan “cevâhir” kelimesinin kullanıldığı kıymetli taşları anlatan eserlerdir. İçerisinde elmas, zümrüt, yakut, akik, mercan, kehribar gibi taşların özellikleri anlatılmaktadır. Kıymetli taşlar ve madenler üzerine yazılan eserlerin kökeni çok eski zamanlara dayanır. Antik Yunan’da Aristoteles, Theophrastos gibi isimler, madenler ve kıymetli taşlar üzerine incelemelerde bulunmuşlardır. Müslüman âlimler ise 9. asrın başlarından itibaren kıymetli taşlar ve madenlerle ilgili incelemeler yapmışlar ve eserler yazmışlardır. Bu dönemde “Kitab El Ahcâr” ve “Kitâb Sırr el-Esrâr” en kıymetli eserler arasındadır.

Osmanlı döneminde yazılmış en eski Cevhernâme ise 1427 yılında Muhammed b. Mahmud Şirvânî tarafından kaleme alınan Cevhernâme’dir. Bu kitap evvela Timurtaş Paşaoğlu Umur Bey’e sunulmuştur. Fakat daha sonra Şirvanî eserini genişleterek Tuhfe-i Murâdî ismini vermiş ve Sultan İkinci Murad’a sunmuştur. Bundan başkaca Za’îfî, Ahmed-i Bîcân, Mustafa Seydî, Yahya Gaffarî gibi âlimler de aynı türünde eserler kaleme almışlardır.

Osmanlı döneminde kaleme alınan Cevhernâme’ler genel itibariyle Arapça ve Farsçadan tercüme edilmiş ve genişletilmiş eserlerdir. Kıymetli taşların çeşitleri, özellikleri, insan bedenine tesirleri, muhafaza usulleri, nerelerden çıkarılabilecekleri ve hatta şifa kaynağı olarak kullanma yöntemleri gibi hususlar anlatılır. Günümüz tıbbınca geçerli yöntemler olarak görülmese de zamanında şifa kaynağı olarak kullanılmış ve tecrübelere dayanarak, şifa alındığı yönünde beyânatlar verilmiştir.

Birkaç misal
Za’îfî’nin “Risale-i Cevâhirnâme” isimli eserinden;

• Elmasın tabiatı soğuk ve kurudur. Eğer bir kimsenin mesanesinde kum varsa ve bu kişi üzerinde elmas taşırsa elmas bu illeti def eder. Cüzzam, sara ve mâlihülyâyı def eder.
• Lâl taşı kişiyi müzmin marazlardan korur, böbreği kuvvetlendireceği söylenir. Lâl taşıyan kişi insanların gözünde saygın olur. Eğer yaramaz çocuğun koluna bağlasalar bir daha kötü huylu olmaz, çocuk uykusunda korkmaz.
• Zümrüt taşıyan, göz ağrısından korunur.
• Bilge kişiler Firuze taşını mübarek kabul ederler. Sabah uyanıp firuze taşına bakan kişinin başına gün boyu kötü iş gelmez, neşeli ve iyi olur. Firuze taşıyan kişi, sultanların, yöneticilerin ve bütün insanların gözünde saygın olur.

“Cevâhirnâme-i Sultan Muradî” isimli eserden;

• Başı ağrıyan kişi inciyi yumuşak döğüp, sirke ile halledip zaman zaman birkaç kere başına sürse ağrısını giderir. Kederi sona erdirir.
• Yakut taşıyan kişi bevâsîr (basur) ağrısından ve veba şerrinden korunur. Halkın gözünde heybetli görünür. Yakut, insan bedenine kuvvet verir ve göz nurunu artırır.
• Zümrüt taşıyan kişi perîşan (kötü) düş görmez, sara olan kişinin boynuna takarlarsa fayda eder.
• Elmas taşıyan kişi yıldırım şerrinden korunur, bevil sıkıntısını giderir.
• Firuze taşıyan kişi düşmanlarına karşı galip gelir. Firuze taşına bakmak mübarek görülür.
• Mühre-i mar: Çok sene yaşamış yılanların ensesinde peyda olur. Zehirli hayvanın soktuğu bir kişiye buğday tanesi kadarını sürseler ve ardından süt içirseler o kişi Allah’ın izniyle şifa bulur.

Yazıcızâde Ahmed-i Bîcân’ın “Cevâhirnâme” eserinden

Hassiyyet-i Zümrüd
Kim getürse zümürüd taşını
Her kazadan saklaya Hakk başını
Ya’ni nazil olsa gökden bir bela
Ol zümürüd çatlaya ey can feza
Hassiyyet-i Akik-i Yemeni
Her ki götürse ‘akiki şöyle kim
Kibri terk ide, ola nefsi halim
Kazıyub sürsen dişe kanın keser
Rayiha komaz ağzında, bil ey püser

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı