Çiçekler Ne Anlatıyor?

0

Çiçek, kibarlık ve zarafetin sembolü; sevgi ve muhabbetin ifadesi; manevi değerlerin hatırlatıcısı; güzel duygu ve düşüncelerin harekete geçiricisidir. Başarılarımızı çiçekle kutlar, yeni doğan çocuğumuza çiçekle hoş geldin der, hastalarımıza çiçekle şifa dileriz. Acıyı hafifletir, sevinci ziyadeleştirir bir çiçek. Baharın gelişi çiçeklerin kokusundan, renginden anlaşılır.

Geçmiş zamanlar, içi samimiyet, nasihat dolu sözler gönderirler bugüne. Çiçeğe değer veren insanlar, sözlerinde de kullanmazlar mı hiç çiçeği. Elbette kullanırlar; çiçek kokulu atasözleriyle nasihat ederler yeni nesillere. Misal verelim, “Arı, bal alacağı çiçeği bilir”. Çiçek ve arının münasebetini en iyi şekilde gözlemleyenler, bu münasebetten bizlere en iyi dersi vermeye çalışıyorlar. Demek istiyorlar ki; nasıl ki arı bal alacağı çiçeği bilirse, insan da gideceği yolun en doğrusunu bulabilir, bilebilir, bilmelidir.

İnsanlar her dönem değer vermişler çiçeklere. Başta dağda, kırda, bayırda gördükleri çiçekleri, sonraları bahçelere indirmişler, evlerinin en güzel köşelerinde yer vermişler. Bu denli ilgi ve alakayı gören çiçekler evlerde dururlar mı hiç. Yeni alanlara, geniş coğrafyalara yayılmışlar. Mermer, taş, ağaç oyma ve süslemelerinde, hanımların dantel, oya ve kumaşlarında, hat, tezhip ve kitap süslemelerinde, halılarda, kilimlerde, deyimlerde, hatta tüfeklerde dahi çiçekler kendilerine yer bulmuşlar. Bir çiçek karın doyurmaz belki, ama gözü ve gönlü fazlasıyla doyurur kanaatimizce. Zaten bu özelliği ile bütünleşmiş, kokusu denizler aşmış, nice diyarlar dolaşmış.

Çiçeği koklamayı bilenler, insana ulaşmayı da bilirler
Asma bahçeleri ile meşhur Babil’i kim bilir nice güzel çiçekler sarardı. Baştanbaşa gülistan olan Medyen ülkesinde kim bilir nice mis kokulu rengârenk çiçekler açardı. Eski insanlar çiçekleri sevmişler, koklamışlar. Koklamanın tadına varmışlar. Tam da bu noktada, koklamanın tadına dair bir misal verelim; Sultan Abdülmecid’in doktoru Salih Bey çiçeklere, özellikle de karanfile tutkulu biriymiş. Salih Bey’e göre karanfili eline alır almaz burnuna götürenler, karanfilin kıymetini bilmeyen görgüsüz kişilermiş. Peki, ne yapmalıyız, diye soranlara şu cevabı verirmiş; “Karanfili eline alıp önce şöyle bir bakacaksın, sonra şehadet ve orta parmaklarının arası ile çiçeğin ke’sini ölçeceksin ve keyifle burnuna götüreceksin!”

İnsan da öyle değil midir? Ona ulaşmak, değerini bilmek bir incelik değil midir? İnsana dokunmayı bilmeyenler, bir çiçek misali onun gerçek değerini bilemezler. Onu bir gül gibi, bir lale gibi açtıramazlar. Salih Bey’in dediği gibi insana da usulünü bilerek yaklaşmak gerek.

Değerini bilmek ne demek?
Çiçeğe verilen kıymet her yerde görülebilir. Mısır mezarlarında, kâseler içinde çizilen buket resimleri, Roma dönemi törenlerinde kullanılan çiçekler, Endülüs Devleti zamanındaki bol çiçekli bahçeler bunun göstergesidir. Bugün İspanya topraklarında bulunan, vakti zamanında İslam beldesi olan Endülüs Devleti’nde, daha 12. yüzyıldan itibaren İslam kültürünün çiçek anlayışı en güzel misallerini vermişti. Doğudan gelen çiçek ve mis gibi rayiha batıyı sarmıştı. Bu misallerin emsalleri kısa sürede Avrupa’ya yayıldı.

Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde şöyle anlatılıyor; Antakya yöresinde Karaağaç Kırıkhan yolu üzerinde Bakras Kalesi çevresindeki köylüler, dağlardan topladıkları sümbül soğanlarını İstanbul, Bursa gibi büyük şehirlere götürüp satıyorlarmış. Bu ticaretten de epey para kazanırlarmış. Zamanla saraylarda ve konaklarda geliştirilen sümbül çeşitlenmeye başlamış ve her çeşidine ayrı bir ad konmuş. Böylece otuzu aşkın sümbül ismi olmuş. Hatta bazı sümbül soğanlarının tanesine “bir fındık altın” ödendiği günler olmuş.

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 100. sayısından (Haziran 2018) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 540 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.