Çin’in İki Yüzü, 15 Gün 7 Şehir

0

Çin seyahatimizde, doğusundan, batısından, kuzey ve güneyinden 7 ayrı şehri kapsayan 15 günlük sürecin ilk durağı Lanzhou oldu.

Çin’e seyahatin birinci günü

Vize işlemleri oldukça zorlu geçiyordu. Davetiyeler, ödemeler, evraklar derken 3 ay geride kaldı. Çin’e ulaşmanın ve anlamanın o kadar da kolay olmayacağı belli oldu.

Çin’in düşünce dünyası, insan katmanları, Türkiye’ye bakışı, ticarî faaliyetleri, Müslümanları, Ashâb-ı Kirâm’a hürmetleri… Anlaşılması ve anlatılması gereken o kadar çok konu vardı ki, Çin’deki zengin keşfimizi tamamlamak için iki kişiden destek almak zorunda kalıyoruz. Biri Çin’i anlamakta muvaffak olmuş seyyahlar, diğeri ise sözleri ile iltifata mazhar olmuş selîm fıtrata sahip Çinli dostlar.

Çin’e giden seyyahlar arasında elle tutulur bir şeyler yazıp çizebilenlerin çoğu, orayı üretimin ve paranın kaynağı olarak görmüşler. Çinin tarihini, uygarlığını, ticaretini ve mimarisini araştırmışlar. Hatta Çin’in çevre kirliliği, botanik zenginliği, fuarları gibi alanlarda da güzel kitaplar neşredilmiş. Ancak sosyal hayat, nüfus ve Müslümanların hayatının nasıl geçtiği ile ilgili satır aralarında birkaç cümle bulmak bile mümkün olmadı.

Çin içinde bir seyyah

Bir seyyah olarak Çin’i gezmiş ve sosyal hayatı aktarmış, el-Hac Mustafa Bin Mustafa, Muhammed Ali Efendi, Ali Rıza Efendi ve Abdurreşid İbrahim gibi isimler olmuş. Seyahatlerin üzerinden 100-120 yıl geçmiş. Bu zaman dilimi içinde, sosyal hayattaki kırılmalar, bunun insanlara yansıması nasıl olmuş? Çin toplumu ve devleti, ekonomiye ve paraya verdiği duyarlı refleksin aynısını kültürel ve dinî kimliklerini korumak isteyenlere de verebilmiş mi? İkinci Abdülhamid Han’ın Pekin’de kurdurduğu medresede okuyan talebelerin hayatta olanlarına ulaşmak mümkün olacak mı? 100 yıl önce Müslümanların evlerinin girişinde kelime-i tevhid yazıyormuş, böyle âdetler devam ediyor mu? Çin Seddi’nin Türklere karşı yapıldığını onlar da biliyor mu? Talas Savaşı’nın bizdeki karşılığı onlarda da var mı? Ve en önemlisi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Çin’e gönderdiği 4 sahabenin ziyaret mahallerinin son durumu nasıldı?

Çin’in doğusundan, batısından, kuzey ve güneyinden 7 ayrı şehri kapsayan 15 günlük seyahatin ilk durağı Lanzhou oldu.

Güvenlik kontrolü hat safhada

Guanzhou’dan Lanzhou’ya geldiğimizin ilk günü şunu gördük; dünyanın büyük bölümü algımızın ve kontrolümüzün dışında. Elimizi kolumuzu sallayarak Çin’in herhangi bir şehrinde tek başımıza dolaşmamız zor. Çünkü dışarıdan gelen seslerin, görüntülerin, yazıların hiçbirisi tanıdık değil. İngilizce de konuşsak cadde boyunca söylediklerimizi kimse anlamıyor. Yazılanları da biz anlamıyoruz. Bir yol gösterici gelip kolumuzdan tutmadığı müddetçe kör, sağır ve dilsiziz.

Daha önce emekli Çinlilerin, kaldırımlara oturarak şüpheli kişilerin peşine düşüp izlediklerini okumuştum. Bunu bildiği için insan, tek başına caddede yürürken tedirgin gözükmek istemiyor. Bir defasında bir kütüphaneyi gezerken, etiketlerinde “sosyal sorumlu” yazan kişiler tarafından dikkatle süzülüp göz hapsine alınma hadisesi yaşadık. Onun haricinde güvenlik kameralarının ve metrolardaki güvenlik görevlilerinin fazlalığından başka, insanı tedirgin eden bir durum yoktu. Herhangi bir metro istasyonunda 100 kamera var ise en az 40 tane de görevli vardı.

Lanzhou ve civar illerdeki Huiler

 Lanzhou’nun bugün 3 milyon nüfusu var. Ağır sanayi, şehrin görüntüsünü değiştirmiş; şehir İslamî kimliğini ve tarihî dokusunu kaybetmiş. Kış aylarında hava kirliliği ile anılan bir belde haline gelmiş. Ancak Huilerin çoğunlukla yaşadığı Xining (Şinin) şehri, doğallığını az da olsa koruyabilmiş bir yer. Lanzhou’ya 150 km mesafedeki Xining şehrindeki Dongguan Camii, Çin sosyal hayatı ve İslam tarihi içinde ayrı bir öneme sahip. Dongguan Camii’ne külliye demek daha doğru olur. Külliye gezerek ve etraftaki Müslüman esnaf ile konuşarak yarım günümüzü Xining şehrinde geçiriyoruz.

Külliye, Çin Müslümanlarının geleneksel mimarisine uygun şekilde inşa edilmiş. Külliyenin merkezinde mescit kısmı var. Sağ ve sol taraflarında medrese kısımları yer alıyor. Medreselerde zamanında kadın ve erkekler ayrı ayrı, yatılı eğitim görürlermiş. Şimdi ise ihtiyarlar tecvid ve Kur’ân-ı Kerîm eğitimi alıyor. Bu cami kompleksinin tam karşısına yeni tarzda öğrenci yurdu yapılmış. Müslüman gençlere dinî eğitim verebiliyor mu, yapılış maksadı nedir, bu gibi konularda bilgi almamız mümkün olmuyor.

Yaklaşık 7 dil bilen seyahat arkadaşımla Lanzhou civarında gezerken şunu fark ettim. Çin’de yaşamak için en az 5 dil bilmek gerekiyor. Çünkü insanlar kendi aralarında hep yerel dilleri konuşuyorlar. Çince konuştuğunuzda bile size karşı sıcaklıkları kayboluyor ve hemen resmileşiyorlar.

Huilerin zorlu yılları

Dongguan Külliyesi, şehrin merkezinde, İslam mührünü bu beldeye vurmanın haklı gururunu yaşıyor. Samimi, dost canlısı ve konuşmayı seven Hui Müslümanları da bunun farkındalar. Huiler irşadî faaliyetler sonucunda doğal yollarla İslamiyet’i benimseyen nadir Çin topluluklarından birisi. Kendilerine has mutfak geleneklerini korumuşlar ve haram gıdalardan da uzak durmuşlar. Hatta kendilerine ait çay kültürleri oldukça dikkat çekici.

Belli yaşın üzerindeki Müslüman Huilerin kılık kıyafetleri İslamî adaba uygun. Ne var ki son dönemde genç Huilerin dinî eğitim almaları engellendiği için bu güzelliklerini devam ettiremiyorlar.

Ancak bundan 200 yıl önce Qing Hanedanı yöneticileri Mançular, Huilerin İslamî kimliklerine müdahale ettiklerinde Huiler, dinleri uğruna uzun bir mücadele sürecine girmişler. Hacca gitmeleri, kurban kesmeleri, yeni cami yapmaları yasaklandığı için uzun yıllar savaşmışlar. 1877-80 yıllarında birçoğu şehit düşmüş, geride kalanlar ise memleketini terk etmek zorunda kalmış. Kırgızistan, Kazakistan gibi ülkelere gitmek zorunda kalanlara, oralarda yeni isim vermişler: Dungan-Düngen. Çince konuşan Dunganların zorlu yıllarıdır bu yıllar.

Bugün yeni cami yapmakta zorlanmıyorlar, kurbanlarını da kesiyorlar, ancak hacca gitmelerinin önünde uzun prosedürler var. Çinli Müslümanların, dünyanın diğer yerlerindeki Müslümanlarla irtibat kurmalarının engellenmesi aslında yeni bir durum değil. 1900’lü yılların başında Çin’e seyahat eden Müslüman seyyahlar daha o yıllarda, dışarı ile irtibatı kesilen Çinli Müslümanların cahil kalarak batıl inançlara düştüklerini yazmışlar.

Dünden bugüne

Bugünkü Çinli Müslümanların dışarı ile irtibatları iki türlü devam ediyor. Biri, medya kanalları ve kitaplar üzerinden. O da çoğunlukla yasak. Diğeri ise izin verilen devletlere gidip eğitim alan öğrenciler üzerinden. Bunlar da çoğunlukla Pakistan, İran ve Suudi Arabistan’a gidiyor. Eğitim alıp geldiklerinde de camilere yerleşip ehli sünnet itikadı ile çelişen şeyler de uyguluyorlar. Bunun sonucunda Eski Din, Yeni Din, Yeni Yeni Din durumları ortaya çıkmış ve camilerinde bölünmüşlük oluşmuş.

Dongguan Külliyesi avlusunda güneşlenen insanlar da bu bölünmüşlüğü biliyor ve üzülüyorlar. Onlar sanki yüzyıllardır buradalar ve caminin doğal motifi olmuş gibiler. Yanlarına oturup konuşuyoruz. Mahmut Amca nerden geldiğimizi, kim olduğumuzu soruyor. Ayaküstü bir de bizi imtihan ediyor. Yaşlılık halleri her yerde birbirine benziyor.

Mançuların baskı dönemindeki uygulamalar şimdilerde gevşetilmiş. Ancak taraflı olarak devam ettirilen yasaklar, Çin’in İslam tarihine ters düşüyor. Hakkaniyet ölçüleri korunarak, buradaki ehli sünnet Müslümanlarının ahlâk, ibadet ve diğer dinî usullerini evlatlarına devredebilecekleri formüller aranmaya devam ediliyor. Daha bulunabilmiş değil, ancak Çin’in kendi tarihi ve dünyayı yorumlamasındaki hızlı değişim, bunun çok da geç olmadığını söylüyor bize…

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 107. sayısından (Ocak 2019) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 562 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.