AraştırmaSağlıklı HayatTarih

Çin’den Osmanlı ve Avrupa’ya Aşının Serüveni

Aşı, hastalıklara karşı koruma amacıyla, zayıflatılmış mikropların vücuda verilmesi demektir. İnsan sağlığının iyileştirilmesi noktasında aşının önemi ve yeri çok büyüktür. Aşı bulunmadan önce, çiçek hastalığı ve çocuk felci gibi hastalıklar milyonlarca insanın ölümüne veya sakat kalmasına sebep oluyordu.

Çiçek hastalığının, 10-12 bin yıl önce ortaya çıktığı sanılıyor. En eski vakaların 3000 yıl önceye uzandığı, Mısır’da çiçek hastalığından ölenlerin mumyaları incelenerek bulunmuştur. Tarihteki ilk aşının çiçek aşısı olduğu ve 1000 yıl önce bulunduğu söylenir. Asya’da başlayan aşının yolu, bir süre sonra Anadolu coğrafyasına düşmüştür. Yer olarak aşının ilk nerede yapıldığı bilinmese de çiçek ve kızamık hastalıkları hakkında bilinen en eski kitap 1100 yılında, İslam coğrafyasında kimyacı ve Doktor El-Razi tarafından yazılmıştır. “al-Judari va al-Hasbah” adlı kitapta, hastalıklarla alakalı detaylı bilgiler yer almaktadır.
Tarihte çiçek aşısı ile başlayan aşının yolculuğu, bugün pek çok hastalığa karşı devam ediyor. Sadece enfeksiyon hastalıklarına karşı değil, alerjiler ve bağımlılıklara karşı da aşı üretilmeye çalışılıyor.

Çiçek aşısının Osmanlı’daki hikayesi

Çiçek aşısını bulan ilk kişinin Dr. Edward Jenner olduğu bilinse de, Jenner’dan bir asır kadar önce, Osmanlı’da çiçek aşısı biliniyor ve uygulanıyordu. 1717’de İngiltere’nin İstanbul Büyükelçiliğine atanan Sir Edward Montagu’nün eşi Lady Mary Montagu, Türk kadını gibi giyinir, Türklerle dostluklar kurarak bilgi edinir ve bunları kocasına aktarırdı. Lady Montagu, incelemeleri sırasında çiçek aşısının kullanıldığını görmüş, mektuplarında bunu dostlarıyla paylaşmıştır.

Bir mektubunda, çiçek aşısının nasıl yapıldığını şöyle anlatır; “Hastalıklar konusunda öyle bir şey söyleyeceğim ki eminim siz de İstanbul’da bulunmak isteyeceksiniz. Burada bizde son derece yaygın olan ve o derecede amansız olan çiçek hastalığı ‘aşılama’ dedikleri yöntemle zararsız hale getirilmiş bulunuyor. Bazı yaşlı kimseler, Eylül’ün ikinci yarısında bu aşılama faaliyetine girişiyorlar. Çiçek hastalarının yaralarından aldıkları cerahati, bir ceviz kabuğunun içini dolduracak kadar topladıktan sonra aşı yapacakları kimseye nereden yaptırmak istediklerini soruyorlar. Sonra da gösterilen yere, ucunu bu cerahate batırdıkları büyükçe bir iğneyi batırıyorlar. İğnenin ucundaki cerahat damlacığının hepsi böylece damara aktarılmış oluyor. Sonra iğne batırılan yerin hemen üstünü, küçük bir kabuk koyup bir bezle sarıyorlar. Burada belli belirsiz bir iz kalıyor. Çocuklar aşılama olayından sonra oyunlarına devam edebiliyorlar. Biraz ateş yapıyor, bir iki gün yataktan çıkamıyorsunuz o kadar. Hele bir hafta geçtikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi dipdiri ayağa kalkıyorsunuz. Hasta yattığınız süre içinde, iğnenin batırıldığı yerde bir küçük yara meydana geliyor ve akıntı yapıyor. Binlerce kişi bu şekilde aşı yaptırarak bu korkunç hastalıktan korunuyorlar.”

Lady Mary Montagu, Avrupa’da çiçek hastalığının binlerce kişinin ölümüne yol açtığı bir dönemde, “çiçek aşısının” Osmanlı topraklarında yaygın bir şekilde kullanıldığını görmüş ve kendi çocuklarını dahi aşılatmıştır. İngiltere’ye döndüğü zaman da elçilik doktorunun yardımıyla, çiçek aşısı üzerine ilk denemeleri yapmıştır. Lady Mary Montagu, böylece çiçek aşısını İngilizlere tanıtan kişi olarak tanınmıştır.

Bilimsel anlamda ilk çiçek aşısı

Bilimsel anlamda çiçek aşısını bulan ilk kişi, Dr. Edward Jenner’dır. Avustralya’da doktorluk yapan Dr. E. Jenner, sığır besleyen ve süt satan besicilerin çiçek hastalığına yakalanmadığını veya hafif atlattığını görür. 1796’da çiçek hastalığına yakalanmış bir besicinin kolundaki çiçek yarasının sıvısını alır. Jenner, 8 yaşında bir çocuğun kolunda bıçakla bir iki çizik açar ve besicinin yarasından aldığı sıvıyı çocuğun kolunda açtığı çiziğin üzerine sürer. Aşıladığı çocuklar çiçek hastalığına yakalanmayınca Jenner, bu aşı yönteminin İngiltere’de ve Avustralya’da yaygın olarak uygulanmasını sağlar.

Osmanlı sultanından Pasteur’a aşı yardımı

Osmanlı’da halkın yaptığı aşı uygulamaları çok eski tarihlere dayansa da bunun bilim olarak ilerlemesi, Sultan İkinci Abdülhamid Han dönemine denk gelir. Abdülhamit Han’ın Pasteur’e mümtaz kişilere verilen Mecidiye Nişanı ve insanların yararına aşı hayırhanesi kurması için 10 bin frank gönderdiği bilinmektedir. 1884’de Pasteur bu parayla laboratuvarını genişleterek bir enstitü kurma fırsatını yakalamıştır. Abdülhamit Han ayrıca Pasteur’u çalışmalarını geliştirmek için İstanbul’a davet etmiştir. Pasteur yaşlı olduğu için davete icabet edememiş, fakat Osmanlı sultanının göndereceği ekibe bildiklerini öğretmeyi “Büyük bir şerefle…” diyerek kabul etmiştir. Bunun üzerine Abdülhamid Han, eğitim almak üzere bir ekibi Pasteur’a göndermiştir. Yaklaşık 7 aylık bu eğitimden sonra, 1887’nin Ocak ayında Darül-Kelp Tedavihanesi kurulmuştur. Bu kurum dünyanın üçüncü kuduz tedavi merkezidir. Öte yandan yeni kurulan Bakteriyolojihane-i Osmanî’de, kuduz aşısının keşfinden sadece 3 yıl sonra aşı ve serum üretimine başlanmıştır.

Aşı tartışması

Aşı kısaca, zayıflatılmış mikropların vücuda verilmesi ve bağışıklık sisteminin bu mikropla tanışmasını sağlamaktır. Dolayısıyla aşı aslında bir çeşit sigortadır. Fakat günümüzde kullanılan aşıların içerisine koruma amacıyla eklenen bazı kimyasal maddeler vardır. Bu maddelerin vücutta zararlı tesirlere sebep olduğuyla ilgili tartışmalar olsa da bulunduğundan bu yana aşı, çiçek, kuduz, tetanos, grip gibi hastalıklara bağlı ölüm oranlarını azalttığı bir gerçektir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı