Kişisel GelişimEğitim

Çizgi Filmlerde Mafya Düzeneği Var

Sınırlı sürede televizyon seyretmesine izin verdiğim çocuğumun, sürekli tüketime teşvik edilen sloganlara maruz kalması beni oldukça rahatsız etti. “Hemen sahip olun! Şimdi oyuncak marketlerde! Kaçırmayın! Sevdiğin kahramanların markaları “x” kutularında!…”

Özellikle çocuk kanalları çıkalı, bu kanallarda çocuklar için hazırlanan reklamlar sizi de en az benim kadar rahatsız etmiştir. Günde bir saat televizyon seyrettiği günler olsa da çocuğumu ekran mafyasının elinden kurtarmaya çalışıyorum. Ancak yaptığım araştırmalarda gördüm ki Türkiye’de bir çocuk genellikle 3-6 saat arasında televizyon izliyor.  Yarım saatte bir aynı reklam kuşağına maruz kaldığı düşünülürse çocuklar üzerinde tam bir mafya faaliyeti yapıldığı görülebilir.

En az televizyon seyreden grup bile günde aynı reklama 4 defa maruz kalmaktadır. Reklamların biz yetişkinlerin tüketim alışkanlıklarını ne kadar etkilediğini düşünelim. Market alışverişlerimizde farkında olarak veya olmayarak reklamlarda gördüğümüz ürünleri tercih ederiz. Onların daha iyi olduğunu düşünürüz. Henüz eleştiri ve süzme yeteneği gelişmemiş çocuklar ise reklamlara karşı daha korumasızdır. Onları çocuk kanalı ismi altında reklam mafyalaşmasının elinden de biz korumak zorundayız. Kanalların künyesinde hangi firmanın ya da grubun ismi yazarsa yazsın bunun adı yeni olgunlaşan yavrularımızın zihinleri üzerinde reklam mafyası kurma faaliyetidir.

Avrupa ve Amerika’da 80’lerden sonra, ülkemizde ise 90’lardan sonra çocuk yetiştirme tarzları değişmeye başladı. Bu yetiştirme tarzında çocuklar daha serbest bırakılmış, çocuğun istekleri dikkate alınmaya başlamıştı. Çocuk, ailenin merkezinde yer almaya başlamıştı. Buna refah seviyesinin artmaya başlaması, kitle iletişim araçlarının yoğunlaşması, tüketimin artması gibi sebepler de yardımcı olmuştu. Bu tür gelişmelerin sonucunda çocuğa harcanan bütçenin arttığı görülmeye başladı. Bu da pazarlama ve reklam sektörünün iştahını kabarttı.

Çocuklar, tüketimde yeni hedef kitleleri haline geldi. Firmalar bunu kendilerince fırsat görerek, reklamların çocuğun gelecekteki hayatı üzerindeki etkilerini hiç görmezden gelerek onları hedef kitle olarak seçti. Bu sayede o anki kârlarını artırdıkları gibi çılgınca tüketen bir neslin yetişmesine de öncülük ettiler. Neticede istedikleri oldu ve çocuklar üzerinden sürekli kâr eden bir politik yaklaşıma sahip şirketler bir nesil üzerinden yükselmeye başladı.

Çocuk Kanallarında Para Değil Ahlak Konuşmalı

Bu firmaların çocuğa sadece bir para aracı olarak bakmamaları gerekiyordu. Firmalar bu hataya düşebilirdi ama pedagog gözetiminde yayın yaptığını söyleyen sözde çocuk kanallarının yöneticileri hiç uyarılmamış olamazdılar. Çünkü özellikle 8 yaş öncesi çocuk, reklamlara eleştirel bir bakış açısına sahip değildir. Reklamlarda verilen mesajı doğru değerlendiremediği için kolay inanır ve ona kanar. Bunun farkında olan reklamcılar bir takım reklam ve pazarlama hilelerine de başvururlar. Çocukların sevdiği bir ünlüyü reklamlarda kullanmak, marka tutkusu oluşturmak, ürünü kullanmanın akranları arasında bir üstünlük sağlayacağı mesajı, çocuk modası oluşturma, aynı ürünün bir reklam kuşağında tekrar tekrar verilmesi, sürekli hareketli ve değişken olması gibi reklam hileleri profesyonellerce kullanılmaktadır. Ancak aracı televizyon kanalları, reklam veren firmaların düştüğü sadece para kazanma hırsının kölesi olmamalıdırlar. “Çocuk Kanalı” markasının altını “Kâr Kanalı” olarak değil, gerçek manasına uygun olarak doldurmalıdırlar. Reklamda ahlak aranmalıdır.

Çocuklara yönelik reklamlarda ahlak konusu reklamcılar ve akademisyenler tarafından tartışılmaktadır. Bu konuda bağlayıcı yasal düzenlemeler ise henüz yapılmamıştır. Etik kurallar mutlaka oluşturulmalıdır. Çünkü reklamlar; tüketim alışkanlığı oluşturmanın yanı sıra sağlıksız beslenme, obezite, ithal ürünlerle beraber ithal hayat tarzı ve doyumsuz bir neslin oluşması gibi olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

Buraya kadar söylediklerim kamuoyu tarafından az çok takip edilen konulardır. Asıl dikkatinizi çekmek istediğim konu çizgi film karakterlerinin tüketim unsuru haline gelmesidir. Önce çizgi filmler vasıtasıyla bazı çizgi karakterleri, çocukların hayatına sokulup ondan sonra bu karakterler üzerinden ürün satmanın daha sinsice bir pazarlama tekniği olarak karşımıza çıkması bizi daha da üzüyor. Burada planlı ve etik olmayan bir satış stratejisi izlenmektedir. Eğlendirici, masum hatta eğitici olduğu yönünde haklarında haberler imal ettirilen çizgi film karakterleri, bu pazarlama tekniğine alet edilmektedir.

Çizgi diziler ve seriler halinde yapılan çizgi sinemalar, çocukların ilgisini çekecek şekilde televizyon ve sinemalarda yer alırken onların masumane niyetlerini kullanıyor. Çocuklar bu çizgi filmlerdeki kahramanları benimsiyorlar. Hatta pek çoğunu kendileriyle özdeşleştiriyorlar. Masum zihinler saf duygularla bağlandıkları kahramanların, mafya şirketler ve onlara alet olan çocuk kanallarının yönettiklerini bilemezler. Onlar iyi niyetle bu kahramanlarının(!) sürekli etrafında olmasını isterler. İşte bu aşamada müşteri kitlesi hazır hale gelmiştir. Çizgi karakterlerin yüzlerce ürününü bu çocuklara rahatlıkla ve fahiş fiyatlarla satılabilmektedir. Bu, reklam hilesinden öte bir şeydir, sömürüdür, çocuklar üzerinde kurulmaya çalışılan mafya düzeneğidir. Aileler ismi ve markası ne olursa olsun bu sömürü ve mafya düzeneğinden yavrularını korumak zorundadırlar.

İşte Mafya Düzeneğine Misaller

Ülkemizde reklam ve pazarlamada çocukların yumuşak karnı olan çizgi karakterlerin kullanılması iyi niyetli ve ahlaklı bir ticari faaliyet olarak görülmemektedir. Bu, doğruyu-yanlışı henüz belirleyemeyecek bir çağda olan çocukların süistimal edilmesinden başka bir şey değildir. Çocukların sevdiği bir çizgi karakteri adına basılan ürünleri saydığımda, bu ticari suistimalin korkunç yüzünü tam manasıyla gördüm. Çünkü aynı karakterle ilgili sadece bir firma 200’e yakın lisanslı ürün satıyordu. Başka firmalar tarafından satılan veya lisanssız üretilen ürünlerle bu sayı iki katını bulacaktır. Çocukların kullandığı her türlü eşyayı kalitesiz de olsa üzerine çizgi film karakterinin resmini basarak satabilmek ticari ahlaka da sığmaz. Bardaktan topa, nevresimden ayakkabıya,  suya kadar aklınıza gelebilecek ürünleri bu karakterlerin isimlerine markalanmış vaziyette bulabilirsiniz.

Uluslar arası alanda ise çizgi film üreten yapım şirketleri bu alanda sınır tanımaz yatırımlarına devam ediyorlar. Önce filmlerle kendi ürettikleri karakterlerin patentini de kendileri alarak çocuklar üzerinden dünya çapında pazar kuruyorlar. Almanya’daki çocuk neyi seyrediyorsa Çin’deki çocuk da aynı çizgi filmi aynı dönemde izlediği için satışlarda dünya çapında küresellik kendiliğinden kurulmuş oluyor. Mafya patronları ise sadece masum bedenler üzerinde kurdukları imparatorluklarının musluklarını bekliyorlar.

Ülkemizde gösterilen çizgi filmlerin tamamına yakını yurtdışı menşeli uluslar arası yapım şirketlerinin elinden çıkma. Piyasada aslan payına sahip bu firmaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor aslında.  Dream Works, Cookie Jar, Disney, 20. Century Fox, Pixar gibi büyük sermaye sahibi şirketlerin ürettiği çizgi film ve animasyonlar sinema ve televizyonlarımızda gösteriliyor. Bu yapım şirketlerinden sadece bir tanesinin ülkemizdeki televizyonlarda yayınlanan 10’a yakın çizgi dizisi bulunduğunu görmek bu ağdaki yerimizi bize göstermeye yetiyor.

Söz konusu çocuklarımız olduğunda böyle bir düzeneğe karşı daha da dikkat etmemiz gerekmez mi? Doğruyla yanlışı, kötü niyetle iyi niyeti henüz anlama yeteneği gelişmemiş körpecik zihinlerin, işleri sadece sömürü onların firmaların istediği gibi düşünmeleri, yaşamaları, davranmaları ve tüketmeleri bizi üzmez mi? Çizgi film karakterleri masum olmaktan çıkarılmış, ticari bir meta haline getirilmiş birer güçlü satış elemanlarıdır. Bunu böyle değerlendirmek gerekir.

Çizgi Film Karakterleri

Her insanın bir kızıl elması olduğu gibi çocukların da kızıl elmaları vardır. Çocukların kızıl elması yaşlarına ve bulundukları ortama göre değişir. Bazen bir oyuncak kızıl elma görevi görür. Ve çocuklar onu elde etmeye çalışırlar. Bazen ise bir elbise, yeni bir ayakkabı hatta yeni bir elektronik alet olabilir. Çocukların kendi yaşlarına göre bir şeyler istemesi çok normaldir. Çünkü keşfederler ve yeni şeylerle meşgul olmak isterler.

Normal olmayan ise çocukların bu isteklerinin doğal olmamasıdır. Çocuklar suni bir arzu ve istekle yaşlarına ve ortamlarına uygun olmayan şeyler almak isterler. Bu da ister istemez aileleri zor durumda bırakır.

Aslında bu arzu nesnesinin suni bir şekilde ortaya çıkartılmasının arkasında gelen sebep, aileler tarafından bilinirse hem aileler zor duruma düşmez, hem de çocuklar kendilerine fayda vermeyen şeyler istemezler. Çocuklarda suni arzu ve istek uyandıran görünmez güç ise çizgi film karakterleridir. Çizgi film karakterleri ile el ele veren çocuk kanalları, küçük yavrucuklarımızın beyinlerinde kızıl elmalar oluşturarak, bunların peşine düşmesi için çalışırlar.Hüseyin Ziya Erdoğan/Psikolog

Çocuklar Reklam Aracı Olmamalı

Çocuklar, ailelerini bir ürünün alım kararı sırasında, baskı uygulayarak etkileyebiliyorlar. Eğer aile çocuğun isteğini yerine getirmezse, çocuk aileye mutsuzluk veriyor. Aile ile çocuk arasında problemler yaşanabiliyor.

Pazarlama, bir ürünü satmak için tüketicinin haberdar olmasını sağlamaktır. Reklam da çocukların ve adolesanların etrafını kuşatmış, etkileyici bir pazarlama aktivitesi kurarak onları çocuk kanalları vasıtasıyla ürünlerden haberdar ediyor. Birçok kurum, pazarlamanın ve reklamların büyüyen etkisini ana konuları olarak ele almıştır ve çocukların reklamlarda araç olarak kullanılmasından ve çocuğu reklamların etkisinden korumak için uğraş vermektedirler. Çocukların kendilerine özel ihtiyaç algıları üzerinde fikir yürüten firma da yok denecek kadar azdır.

Medya eğitimi ile çocukların medyada verilen mesajları sorgulayarak, değerlendirerek süzgeçten geçirmeleri bir nebze de olsun faydalı olabilir. Ama asıl önemli olan, büyüklerin bu mevzuda güzel örnek teşkil ederek çocuklara şuur kazandırabilmeleridir.Hüseyin Hilmi Aladağ/Medya İçerik Uzmanı

En Yeniler

Başa dön tuşu