Aile ÖzelİnsanSeyahat

Çocukların Umre Heyecanı

İki Çocuk Bir Umre

Yeşil ışığın bulunduğu yere gelince dönüp Hacerü’l-Esved’i selamladık. Ece de el kaldırıp selamlayanlar arasındaydı. Büşra bile annesinin sırtından selamlamıştı. Bir yandan grubumuzu kaybetmemeye bir yandan da rehberimizin kulağımıza okuduğu duaları tekrar etmeye çalışırken öte yandan da çocuklara sahip çıkmaya çalışıyorduk. Zorluğu işte burada hissetmeye başlamıştım.

Bir, iki, üç derken tavafımızı bitirip, iki rekat tavaf namazı ile soluklandık. Zemzemler hepimize iyi gelmişti. Grubumuz tam bir gruptu artık. Herkes birilerinin yardımına koşuyordu. Kimisi bir teyzeye zemzem dolduruyor kimisi yer bulamayan birine namaz için seccadesini ikram ediyordu. Tavafta bir zorluk olmadığını sa’ye başlayınca fark ettim. Ben hadi neyse de eşim, Büşra’nın ağırlığı altında yoruluyordu. Biz Ece ile yeşil ışık boyunca koşuyor, sonra yavaşlayıp geride kalanları bekliyorduk. Yürümek değil de her şavtın başında duasını yaparken çocukları sakınmak kolay olmuyordu.

Beşinci şavtta Medine-i Münevvere’den Mekke-i Mükerreme’ye gelirken yan yana yolculuk yaptığımız arkadaşla denk geldik. Mütebessim bir çehre ile dedim ki, “Sen şimdi tek başına umre yapıp yoruldum mu, diyorsun?” Halime baktı. “Haklısın galiba.” dedi. Birlikte tamamladık şavtı. Sonlara doğru, eşim iyice dayanamaz olmuştu. Yüzünden belli oluyordu yorgunluğu. Ama Büşra’yı da vermiyordu, ağlar diye. “Sen Büşra’nın ağlamasından çok, kendi sevabını iki katına çıkarmak istiyor gibisin.”

Gülüştük. Biraz zemzem içirdim ona. Kendine gelir gibi oldu. Ece de yorulmuştu artık. Şavt duaları esnasında yere oturup bekliyordu. Onu kucağıma aldım. Son şavtı Ece kucağımdayken tamamladım. Sa’yımız sona ermiş, artık ihramdan çıkmak için sadece tıraş olmamız kalmıştı. Gruptaki herkes birbirini tebrik ediyordu. Biz de ailecek birbirimizi tebrik ettik, otele geçerken. Yolda Büşra hanım uyandı. Annesinin sırtından benim kucağıma gelmeyi kabul edince, annesi biraz olsun rahat nefes aldı. Otele gelir gelmez getirdiğimiz makas ile önce çocukların saçlarını sonra kendi saçlarımızı kestik. Ben abdest alana kadar çocuklar uyumuştu bile. Eşim bana seslendi. Ecenin uyumadan önce kendisine söylediklerini bana anlattı. “Anne, babamı ilk defa ağlarken gördüm.”

Mekke’de ikinci günümüz, gece görevli rehberlerin bize tarif ettiği kapılardan girip çıkarak namazlara iştirak etmekle geçti. Medine serindi ve çocukları namaza götürmeye gözümüz kesmemişti. Çoğuna ben gitmiştim, son sabah eşim katılmıştı. Burada da havayı koklamak, durumu kontrol etmek için ilk gün, “Ben tek gideyim hem de çocuklar iyice dinlensin.” dedim eşime. Çünkü umreden sonra yatana kadar saat iki olmuş, sabah namazı için kalkma saati 4 olarak belirlenmişti. Bu yüzden tek gittim namaza.

Hava, yaz sabahı gibiydi. Üstümdeki hırka olmasa da üşümezdim herhalde. Daha önce umreye gidenlerden duyduğuma göre en iyi istirahat saati, kahvaltı ile öğlen namazı arasındaki vakitti. Kahvaltıdan sonra biraz istirahat ettim. Uyumadan önce çocuklara ve eşime öğlen namazı için hazır olmalarını tembihlemeyi unutmadım. Uyandıktan sonra birlikte öğlen namazına gidecektik ama eşim adım atamıyordu. Dün gece sa’y sırasında bir tekerlekli sandalye ayak parmağının üzerinden geçmiş; fakat umre heyecanıyla farkına varmamış. Parmak mosmordu. Üstelik her tarafı da ağrıyordu. Bir ağrı kesici içip gayret etmesini istedim. Belki hava iyi gelecek, biraz daha toparlanmasına yarayacaktı. Böylece bir ayağının üzerine basmadan gittik öğlen namazına. Kâbe-i Muazzama’nın muhteşem manzarasıyla kıldık namazlarımızı ve sonrasında tavaf yapmayı denedik ama eşim daha fazla dayanamadığı için otelimize dönmek mecburiyetinde kaldık. İkindi namazı için tekrar geldim. Akşamı da bekledim. Akşam yemeği yiyene kadar dinlenen çocuklara, Kâbe’ye gitmek için “Hazır mısınız?” dedim. Eşim biraz daha iyi görünüyordu. Topallaması azalmıştı. İyi ki ilaçlarımızı yanımızda getirmişiz, dedi. Akşam ilaçlarını da içti.

Yatsı için Kâbe-i Muazzama’nın yoluna düştük. Mescid-i Haram’a yaklaşınca çocukların elini bıraktık. Önümüzde tatlı tatlı koşturmaya başladılar. İşte bu sırada şükür ediyordum. “Allah’ım şu manzarayı bana yaşattığın için sana şükürler olsun.”

Çocuklar, Mescid-i Haram’a doğru koşuyorlar, biz de eşimle arkalarından bakıyorduk. Bundan daha büyük saadet var mıydı?

Evet, varmış. Yatsı namazından sonra Kâbe-i Muazzama’nın karşısına geçip en uzun ve gözünü kırpmadan kim seyredecek yarışması yaptık. Mescid-i Haram’a düşen 100 rahmetten 20’sini böylece çocuklara öğreterek bir şekilde kapmış olduk. Kâbe’nin gölgesinde, mermerlerde, halılarda koştular, döndüler. Biz de onlarla birlikte Kâbe-i Muazzama’ya huzurla yöneliyoruz. Gözlerini alamıyordu insan. Müthiş bir cazibesi vardı mübarek yapının. Siyahına, sarısına, duvarına, köşesine doya doya baksa da hep bakmak istiyordu insan.

Her bakışta bir parça, ilk insan ve peygamber Hazreti Âdem’i (a.s.) hayal ediyordum aslında. Sonra oğluyla birlikte Hazreti İbrahim (a.s.) canlanıyordu gözümde. Hazreti İsmail, babası ile beraber Kâbe’yi yeniden inşa ederken babasının boyunun yetmediği yerlerde ayağının altına bir taş koyuyordu. O taş bir asansör gibi kaldırıp indiriyordu Halilullahı. Daha sonra Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) gençliğinde tekrar tamir edilişini canlandırıyordum gözümde. Efendimiz (s.a.v.) de çalışıyordu canla başla. Böylece Hicr-i İsmail çıkıyordu ortaya. Kâbe-i Muazzama’nın özünden bir parça, müminler için büyük bir manevi ikram… Bunları düşünerek bakınca, gözyaşlarına hâkim olamıyor insan.

Dönüş yolunda biraz yürüdük, sonra otelin servislerine bindik. Çok kalabalıktı. Herkes servis bekliyordu. İlk geldiğimiz gün, yemek sırasında konuştuğumuz arkadaşın dediklerine şimdi hak vermiştim. Minibüs sırası beklemek, tavaftaki yoğunluğu aşmak kadar zor, demişti. Haklıydı. Zor yer bulduk kendimize. Ama ayakta kalmadık. Yorulan insanların tahammülleri de azalmıştı. İşte bu zorluğa tahammül, insanın nefsine hakim olması, gerçek bir umre çıkarıyordu ortaya. Bir yandan eşime, bir yandan çocuklara sahip çıkmak epey zorladı beni. Üçüncü günün sabahı ailecek namaza gitmeye niyet ederek yastığa baş koyduk…

Etiketler

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı