ÇÖLE DÖNEN ARAL VE SIRADAKİLER

0

“Biz, bir nesilde koca denizi yeryüzünden yok eden dünyadaki yegâne memleket olduk…”

[ Biyolog Prof. DR. KOBOLOVİÇ ]

Bir zamanlar Aral Gölü ve göle akan nehirlerden yaklaşık 40 milyon civarında insan faydalanırmış. 1960’lı yıllarda 300’den fazla bitki, 35 kuş, 23 hayvan ve 34 balık türünün bulunduğu Aral havzasında, yılda ortalama 60 bin ton balık avlanılıyormuş. Etrafında önemli iki limanın faal olduğu, 19 balık fabrikası ve bir bucuk milyon nüfusuyla tatlı su balıkçılığının gözde mekânlarından birisiymiş Aral Gölü. Bugün ise, yanlış tarım politikası sonucunda bataklığa ve çöle dönmüş bir vaziyette…

Aral Gölü nasıl bilinirdi? Asya’nın tam kalbinde yer alan, kıtanın ikinci, dünyanın 4. büyük tatlı su gölü olarak bilinen Aral Gölü; Pamir ve Tanrı Dağları’ndan çıkan Amuderya (Ceyhun) ve Siriderya (Seyhun) nehirleriyle beslenmekteydi. Etrafında Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ülkeleri bulunuyor. Kazakistan ve Özbekistan arasında bulunan gölün havzası 1960 yılında 68.000 km2’nin üzerindeydi.

Yanlış tarım politikası ve nükleer denemeler

SSCB’nin yanlış ekonomik politikaları neticesinde Aral Gölü 55 yıl önce çağımızın en büyük cevre ve insanlık felaketiyle yüz yüze kaldı. Sovyetler Birliği 1960’lı yılların başında, Özbekistan ve Kazakistan’daki pamuk üretimin arttırılması kararını aldı. Arazileri sulamak için ise, Aral Gölü’nü besleyen Ceyhun ve Seyhun nehri üzerine büyük barajlar inşa ederek nehir sularını pamuk ekimi yapılan tarım alanlarına çevirdiler.

Ayrıca Ceyhun Nehri sularının büyük bir miktarının Karakum Kanalı’na sevkedilmesi ve Karaboğaz Körfezi’nin kapatılması neticesinde 1960-1990 yılları arasında sulanan tarım arazisi 4,5 milyon hektardan 7 milyon hektara çıkarıldı. Böylece Asya’ya hayat veren iki büyük nehrin suyunun israf edilmesiyle, Aral Gölü’nde sular çekilmeye başladı.

Bütün bunlara Sovyetler Birliği’nin özellikle Aral havzasında yaptığı nükleer denemeler ve araştırmaları eklendi. Aral Gölü çevresinde 1949
ve 1989 yılları arasında 470 nükleer deneme yapıldığı biliniyor. Çevreye yayılan radyasyon göldeki ekosistemi bozarak canlı hayatın yok olmasına sebep oldu. 1990’lara gelindiğinde Aral Gölü kuraklıktan dolayı ikiye ayrılmış, yüzde 90 küçülmüştü. Günümüzde ise tamamen kuruyan göl, insanoğlunun tabiatta yaptığı en büyük tahribat olarak tarihe geçti…

Cevre felaketinin kuruttuğu hayatlar

Aral Gölü’nün kurumasından en çok etkilenen balıkçılar oldu. Nesiller boyunca Aral’da yaşayan ve balıkçılıkla geçinen aileler, ya göç edecekler ya da kendilerine yeni gelir alanları bulmak zorundalar. Yapılan araştırmalara göre Aral’da yaşayan 45 bin kişi, 1980 ile 2000 yılları arasında farklı bölgelere göç etmek zorunda kaldı. Elbette göç edenler sadece bunlar değildi.

Aral Gölü’nün kuruması sonucunda, çevreyi zehirli çöllerin kaplaması ve kumların rüzgarla muhtelif yerlere taşınması, bölge halkında çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oldu. Gölden tüketilen yiyeceklerden dolayı yörede bebek ve çocuk ölümlerinin oranı yükseldi. Yapılan araştırmaya göre Aral civarındaki çocuk ölümlerinin dünyadaki çocuk ölüm vakaları ortalamasının 3 katı olduğu ortaya çıktı. Bölgede kanserli hasta sayısının son yıllarda büyük oranda artış gösterdiği de bilinen bir gerçek. Gelecekte ise hastalık vakalarının artacağına kesin gözü ile bakılmakta. Ayrıca bilimsel veriler Aral havzasında yaşayan insanların yüzde 70’inin hasta olduğunu göstermekte.

Aral Gölü kurtarılabilir miydi?

Aral’ın kurtarılması ve çevre sorunlarının çözülmesi hususunda birçok uluslararası platformlarda, girişimlerde bulunulmuş, çözüm yolu aranmış. Sovyet devrinden başlayarak çevre bilimciler, bilim adamları, mühendisler, ekonomistler Aral’a çözüm bulabilmek için birçok defa bir araya elmişler.

Bu doğrultuda ilk defa Türk devletleri kendi aralarında 1992 yılında “Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma ve Koruma Komitesi” oluşturmuşlar. Ancak istenilen netice bir türlü alınamamış. Gölü kurtarmak için birçok proje geliştirilmiş fakat uygulamaya konulamamış. Türk Devletleri’nin kendi aralarındaki demografik, etnik, siyasî sorunları Aral Gölü’nün çözümünde en büyük engel teşkil etmiştir. Dede Korkutların, Ahmet YesevÎlerin yaşadığı Aral Gölü havzası artık tarih olmuştur!

Kiralanan araziler kıtayı kurutabilir

Aral Gölü’ndeki ‘çölleşmenin’ en büyük unsuru; yanlış tarım politikası ve gölün nükleer test alanı olarak kullanılmasıydı. Etiyopya’da ise tarım alanlarının sulanması için Omo Nehri üzerine 243 metre yüksekliğinde Gibe III barajı yapılması planlanıyor. Tamamlandığında Afrika’nın en büyük barajı olacak. The Guardin’de çıkan habere göre Etiyopya hükümeti, 2 milyar dolarlık barajın Kenya, Etiyopya, Cibuti ve Somali için elektrik üretmek ve Omo vadisindeki yıllık seli durdurmak için yapılacağını iddia ediyor.

Ancak komşu ülke Kenya’daki Afrika’nın 4. büyük gölü Turkana Gölü’nün Aral gibi bir tehlikeye maruz kalacağı daha şimdiden konuşuluyor. Gibe III barajını doldurmak için gerekli suyun Turkana Gölü’nün bir yıl akışına eşit olacağı belirtiliyor. Bir de buna
başka devletlerin kiraladığı topraklar sonucunda tarım politikasının değişeceği tehlikesi eklenmiş durumda.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün 2013 raporuna göre 41 ülke başka ülkelerde toprak kiraladı. Ingiltere, Afrika kıtası da olmak üzere 4,4 milyon hektar, ABD’nin de aynı yöntemle topladığı arazi büyüklüğü 3,7 milyon hektar, Çin de artan gıda ihtiyacını karşılamak için Afrika başta olmak üzere çeşitli yerlerde 3,4 milyon hektar arazi kiraladı. En son Türkiye Sudan’da 99 yıllığına 500 bin hektar alan kiralarken özel sektörden de Etiyopya’da 25 yıllığına 50 bin hektar alan kiralanarak pamuk üretimine başlanmıştı. Afrika’dan başka ülkelerde de arazi kiralayan Çin, ABD, Ingiltere gibi ülkelerin başta Afrika’nın sonra dünyanın tarım politikası ve su kaynaklarını ne derece etkileyeceği merak ediliyor.

(Toplam 438 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.