KapakSeyahat

Çölün Hayali Moritanya

“Buradan öte bir yer var mı, gideyim.” Ukbe bin Nâfî (r. a.)

Bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç şey, sorusunu değiştiriyoruz. Ya çöle düşseydiniz? Tabii ki iyi bir rehber kâfi gelirdi. Yabancı değiliz çöllere, çöllerde geçen hayallerimiz var. Hatırlarsınız Yavuz Sultan Selim 1517’de sahrayı geçerek Memlüklülerden mukaddes emanetleri teslim almıştı.

İstanbul’da daha uçağa binmeden kuruyoruz hayallerimizi. Haklarında birçok haber yapılan Samsunlu üç gencin hayali, balıkçılık yapmak için Moritanya’nın Nuadibu kıyılarına gitmek ve rızıklarını temin etmekti. Diversity Derneği ise çölde kalmışlara yardımcı olmak ve sünnet organizasyonu yapmak için yollara düştü. Dernek gönüllülerinin hayalleri Afrika’nın tamamını, sadece topraklarını değil gönüllerini ve kalplerini yeşertmek. Müşterek sualimiz şu: çölleşen bir yerde insanın hayali nedir, nasıl ayakta kalır?

Neden çöl?

Hayalimizi gerçekleştirmek için zihni canlı tutuyoruz. Afirmasyon, insanın başaracağı bir şeyde kendini programlamak için kullandığı olumlu ifadelerdir ki, müspet düşünceye sevk eder, ardındaki hikmeti görmek için “Neden?” soruları zihni uyandırır. Zihninizi sebepler bulmaya ve uzaklara ulaşmak için usul, yöntem aramaya yönlendirir.

Soralım sorumuzu o zaman “Neden % 90’ı çöl olan bir yerdeyiz. Hem de Dünya’nın en büyük çölü, Sahra’dayız.” Dünyayı gezen seyyahımız İbn-i Battuta Moritanya’nın yanı başında Fas’ta. Tarık bin Ziyad gemileri yakmıştı karşı kıyıdaki İspanya’da. Hemen yukarıda Tunus’ta doğan Dünya’nın ilk sosyoloğu İbn-i Haldun Mukaddime kitabını yazmıştı. İşte Moritanya bunun biraz aşağısında, batı Afrika’da Atlas Okyanusu’nun kenarında. Sahraaltı ülke sınırında, beyazdan siyaha geçişin noktası; Moritanya.

Moritanya çocuklarının hayali

8 saatlik yolculuk sonunda gün doğumunda Moritanya’nın başkenti Nuakşot bizi karşılıyor. Sıcaklık 30 ile 40 derece arasında seyrediyor. Sokak aydınlatmaları güneş panelleri ile sağlanıyor. Senede bir, iki defa yağmur yağıyor. Biz bu yağmurların sonuna denk geldik. Ancak savan ikliminin yeşilliği hemen kaybolmuş. Her ne kadar yollar asfalt olsa da kumlar asfaltın üzerinde aşmayı başarıyor. Kum geçişlerinin ahengi yer değiştirmesi seyirlik bir manzara aksettiriyor. Herkes taksicilik yapabiliyor burada. O yüzden toplu taşıma ikinci planda kalmış. Fiyatlar da gayet makul.

Sünnet iki yerde Dâr-ı Naim ve Trarza’da üç gün sürüyor. 5000 kişi sırada bekliyor. Bu rağbetin sebebini izah zor. Zira kızgın güneş altındaki bekleyiş, sabah yedide başlayıp gece yarılarına kadar sürüyor. Annelerin bu bekleyişi ekibi daha da motive ediyor. Bir ara yoğun izdihamdan güvenlik zafiyeti oluştuğu için ilçenin kaymakamı organizasyonu durduruyor.

Ekonomik değerler
• 4 milyona yaklaşan nüfusa karşılık 11 milyon baş hayvan bulunuyor.
• Tarıma elverişli araziler Senegal sınırına yakın. Toprakların %90’dan fazlası çöldür.
• Demir ve altın madeni çıkarılır, ülke dışında işlenir. İhracatının %40’ını demir cevheri oluşturur.
• 2018’de Okiye diye bilinen paralarından bir sıfır atılmıştır.
• 2017 yılında yönetim şekline müdahale edilmiş.
• Fransız etkisi bulunan yönetim sisteminde, şimdiye kadar 16 darbe girişimi yaşanmış.

Bitiminde Moritanya’yı keşfetmek için Atlas okyanusu kıyısında balık pazarının yolunu tutuyoruz. Ancak ilginç bir hikaye bizi bekliyor. Mansur isimli bu baba çocuğunu sünnet ettirmek için tam iki saat kendi arabası ile sünnet ekibini takip ediyor. Bir başka hikaye; sabah 07:00’de oğlu Süleyman’ı sünnet sırasına bırakan, ancak saat 21:00’de sünnet masasında bulan gözü yaşlı hisli baba, kısa günün hayaline kavuşuyor. Organizasyon esnasında orada bulunan sağlık ocağında ikiz erkek çocuk dünyaya geliyor. O kadar çok sevinmişler ki ekibe müjdeyi veriyorlar. İsimleri kulaklarına Ahmet ve Arif diye okunuyor.

Sünnet esnasında çocuklar feryat etmek yerine hafızlıklarını tekrar ediyorlar. Bunun verildiği yer mahzaralar, kulağımıza çalınıyor.

Mahzaralar ve löhler

Çölde iş yapmak için sabah erkenden yola çıkmak zorundasınız. 10’a kadar varmalısınız. Sabah serinliğinde mahzaraları görmek için Nebbağıye’ye doğru yola alıyoruz. Develer, keçiler ve sığırlar çoktan yayılmaya çıkmış. Çölün sarıdan beyaza değişen bütün kum renklerini, yol boyu görebilirsiniz. Şimdi 130 km içeride Nebbağıye’deyiz.

Ülkede 5000 dolayında mahzara var. Mahzara; huzur bulunan yer, isminde bir mekân. Ancak huzur deyince iç huzuru anlamak lazım. Zira burada mahzara, tam manasıyla zihninizde bir medrese havası uyandırmıyor.
Mahzaralar fizîken, çölün ortasında bir mescit etrafında, elektrik ve su bulunmayan çadırlarda kuruluyor. Uzaktan bir köy şeklinde. Okumak isteyen öğrenci o köye gider ve en uygun yere kendi çadırını kurar, kaç sene okuyacaksa okur, sonra ayrılır. Hatta bazı aileler bu tür köylere gider, öğrencisinin eğitimi tamamlayıncaya kadar orada çadırında kalır, sonra ayrılır.

Eğitim her mahzaraya göre değişebiliyor. Ortak olan husus, her talebe “levha/löh” denilen ince bir tahta üzerine, sondan başlamak suretiyle Kur’ân-ı Kerîm’i sure sure, sayfa sayfa kömür ile yazıyor. Bir sayfayı ezberleyince löh’ü siliyor, sonra yeni sayfayı yazıp ezberlemeye devam ediyor. Bu hafızlık yaklaşık 3 sene ile 5 sene arasında tamamlanıyor.

55 derece sıcaklıkta ders

Fas’tan Mali’den Senegal’den civar ülkelerden mahzaraya geliyorlar. Hafızlık yapıyor, Hadis, Fıkıh gibi dersleri okuyorlar. Buna mahzara sistemi deniliyor. Asırlardır bir gelenek bu, devam ettirmek istiyorlar. İnsan vücudu en fazla 60 derece sıcaklığa dayanabiliyor. Evet, şartlar iyi değil, zira yazın sıcaklık 50-55 derece oluyor. Nefes alıp verdiklerinden şüphe duymaya başlıyorlar. Özellikle beton evlerde kalanlar, gece böceklerin çıkmasıyla pencereleri örtmek mecburiyetinde kalıyorlar. Çünkü ışığı gören böcek geliyor. Tek çare akşam olunca dışarıda yatmak. O zaman da sürüngenlerin saldırısına maruz kalıyorlar. Bu zor şartlar altında ilim öğrenme hevesleri bizi duygulandırıyor…

Moritanya çöl de olsa kendine has bir mimari tarz oluşturmuş. Evlerde, farklı tarz mimari unsurları görebilirsiniz. Şinkıt’ta bu dört tarz aynı mekanda buluşturularak turistik ziyaretlerde gösteriliyor.

Burada belli bir usul ve sistem yok. Yok dediysek sistem şöyle, talebe istediği kitaptan başlayabiliyor. Mesela, tecvit hafızlıktan sonra okunuyor, isteyen Maliki mezhebinin en zor fıkıh kitabını seçebiliyor. Mescitte, o kitabın uzmanı olan âlimine ezberini veriyor. Kim nerede hangi seviyede hangi kitabı okuyor, takibini yapmak talebeye kalmış. Öğrenciler kendi imkânları ve hayırseverlerin yardımı ile ilimlerini devam ettirmeye çalışıyor. 10-15 yıl süren bir eğitimden söz ediyorlar. Bu gayretleri ile daha iyi eğitim yuvalarında, bir usul çerçevesinde kısa zamanda uzun mesafeleri kat edebilirler. Güzel, usulü, ahlakı iyi veren bir eğitim yuvasına kavuşmaları dileği ile başkent Nuakşot’a dönüyoruz.

Moritanya’nın kalbi; Şinkıt

Çölde hayale/varılacak yere erişmek için iki şey şart: kuvvetli bir hafıza, iz sürme kabiliyeti. O yoksa iyi bir iz sürücü lazım. Asıl bunu arıyoruz Moritanya’da. Başkent Nuakşot’ta Moritanya’yı anlatan mathafa/müzeye giriyoruz. Girişin tam karşısında, Şinkıt’a mahsus mahzara geleneğinin başladığı yerin tablosu, ufkumuzu açıyor. Moritanya’yı sadece çölden ibaret sanıyorduk. İşte aradığımız bu deyip, gitmenin planlarını yapıyoruz, yeniden heyecanlanıyoruz. Dedik ya iz sürücü çok önemli, hemen yüksek bir çöl aracı ve tek güvendiğimiz nokta; iz sürücünün Şinkıtlı olması.

İkindi, havalar serinleyince saat 18.00’de yola çıkıyoruz. Tabii çölde her yer aynı dersiniz. Evet, asıl tehlike bu işte, her yer birbirine o kadar benzer ki aynı yönde, yörüngeden çıkmış uzay aracı gibi döner durursunuz.
Akşamüzeri çölün kızıllığı sönük sarıya dönüyor. Rüzgar, toz zerrelerini perde perde dalgalandırıyor. Çobanlar, göz alabildiğince uzanan deve katarlarını evlerine götürüyor. Yüzlerce devenin aynı ahenkte yürümesi canlı bir tablo gibi duruyor. Yol üstünde bir tır şoförü akşam namazını çöl kumları üzerinde eda ediyor. Bu manzara idrak ve şuurumuza temas ediyor. İşte çöl gecesinde ıssız yolculuk başlıyor. Arabanın farlarından başka ışık yok, bir de gök kubbenin kandilleri.

Endülüs’ün mirası
Astronomi ve riyazat konusunda bir eser var ki nüshalardan biri İran’da biri de sadece burada diyor Muhammed Fülani. Kendisi 20 sene evvelki Moritanya’yı fotoğraflamış ve bu 80 milyara mal olmuş o zaman. Kendisine buradaki tabiin devrinden kalan ve el yazması nadir eserlerden nasıl faydalanılacağını, muhafazasının nasıl olacağını sorduğumuzda “İspanyollar, zamanında üst düzey devlet kademesi nezaretinde bu eserlerin restorasyonunu üstlendi. 10’ar adet olmak üzere alıp restorasyon yapıp geri gönderdi.” Bize hediye verilen kataloğun yapım ve basım yerinde İtalya yazdığını görünce mevzu anlaşılıyor.

Çölün gece hayali

Gece olunca her yer siyaha bürünür, doğadaki gibi bütün renkler çölde de müsavi olur. Adeta çölde olduğunu unutursun. Endülüs alimleri yanı başında rasat yapıyorlar sanırsın. Yıldızlar zerreden küreye, yol gösteren ashabı kiram gibi parlıyor, yol gösteriyor. 2015 yılında darbe olması sebebiyle 12 kontrol noktasından geçerken yaşadığımız endişe ve beklemeler, ara ara hayallerimizi bölüyor. Bir de üstüne asfalt yol bitiyor. Sona yakın 5 km tumturaklı ve kayaçlı çöl yolunda hop oturup hop kalkıyoruz. 600 km yolu 9 saatte, gece 02:00’de bitiriyoruz.

60 yıllık otantik bir evde, otel niyetine geceliyoruz. İçerisi gayet serin, sarı ampuller tavanda iyice körleşmiş. Dev hurma ağaçları ile yapılan yüksek tavan ve çöl kumlarının sıvada kullanılması bu serinliği mimari olarak özetliyor. Hurma dallarının hasır gibi örülüp arayı kapatması da serinliğe dahil. Bizi siyahi renkli bir şekkal/aylıkçı karşılıyor. Ülkede kölelik resmî olarak kalkmış ama her varlıklı ailenin “şekkal” denilen bir hizmetçisi bulunuyor. Yer yataklarına seriliyoruz. Gözlerimiz tavanda, yarın gün ağardığında bizi nasıl bir yerin beklediği hayali ile açık kapılar ardında uykuya dalıyoruz.

Bir hayalden daha fazlası

Sabah gün doğmadan gece nereye geldiğimizi anlamak için dışarıya çıkıyoruz. Hemen az ileride bakımlı binanın Fransa’nın işgal yıllarında karakol olarak kullanıldığını öğreniyoruz. Karşı tarafta yöreye mahsus renkli, yassı taşlarla örülü bu yer, beldeye mahsus mimarisi ile bütün Moritanya’nın gözdesi. Tarih ve ilim noktasında, burası Moritanya’nın kalbi. Mahzara geleneğinin ortaya çıktığı yer. Eski adı ile Bilad-ı Şinkıt. Soninke lügatinde at pınarı, sanhaci lügatinde kaya manasına geliyor. Dikdörtgen minaresi uzadıkça tepede daralıyor. Adeta bir gözetleme kulesi gibi inşa edilmiş. Yassı taştan yapılmış kırmızı evler, sur gibi birbirine bitişmiş. Bölge, 1996’da UNESCO tarafından kültürel miras olarak koruma altına alınmış. Hatta yeni yapılan kütüphane, beldenin mimari dokusuna uyum sağlamadığı için onay verilmemiş.

Burası Moritanya’da âlimler diyarı diye biliniyor. Nesebini Hazreti Ebubekir Efendimiz (r. a.) zamanına kadar sayanlar, hafızalarına hayran bırakıyor. Ve kütüphaneler aileden aileye geçiyor. Ulu Cami’nin kütüphanesinde 1300 yazma eser olduğu biliniyor. 11. asırdan itibaren kuşaktan kuşağa geçen, bu şekilde 4 ailenin kendine ait kütüphanesi var. Bize kapılarını açan El-Hibbet ailesinin kütüphanesinde 12 başlık, 2000 kadar eser bulunuyor. 1784-1869 yılları arasında yaşayan Sîdî Muhammed vuld Hibbet tarafından, Mektebetü Ehli Hibbet ismiyle kurulmuş. Hepsi tasnif edilmiş.

Bir katalog istiyoruz: Bizi turist zannedip 100 dolar istiyorlar. Ancak bu gibi eserlerin iyi muhafaza edilmesi gerektiğini, Çamlıca Araştırma Kütüphanesi’nin böyle bir imkânı olduğunu söylüyoruz, değerli eserlerden biz de haberdar olmak istiyoruz. Yine ikna olmuyorlar. “İlmin zekâtı yüzde yüz” dediğimizde bir kataloğu zorla hediye ediyorlar. Burada kitaba böyle paha biçiliyor, sahip çıkılıyor.

Dikkate değer âdetler
• Köpüklü naneli çay: 3 bardak içilir.
• Selamlaşma, bir dakikadan fazla hal hatır sorma sürer.
• Misafire 3 gün nereli olduğu sorulmaz.
• Kaylule yapılır.
• Anne karnında hafızlık başlar. Anne ezbere okur.
• Kadınlar ev işleri için hizmetçi tutarlar. Ortalama geliri 400 doları aşan herkes. Çocuklarına bakması için de hizmetçi tutanlar var.
• Her kabileye göre âdetler değişir.
• Evlilikte kızın kilolu erkeğin zayıf olması efdaldir. Aksi kusurdur. Kızlar evlilik çağında besihanelerde bakılır. Günde 3-4 kilo deve sütü içirilir. Mideyi genişlettiğin söylüyorlar.
• Çocuk 4 yaşında Kur’ân-ı Kerîm eğitimi alır, anne tarafından.
• Baba akşamları siyer ve ahlâk hikayeleri anlatır.
• Trafikte aynaya bakmak yok. Arkadaki ve yandaki araçlar dikkat eder.

Şinkıt’ın ikinci önemli kütüphanesi Mektebetü vuld Ahmed Şerîf. Kurucusu Ahmed Şerif, kütüphanesindeki eserlerin önemli bir kısmını Tunus’tan getirmiş. Bu kütüphanenin zengin koleksiyonu içinde İmam Mâlik Hazretleri’nin ceylan derisi üzerine yazılmış el-Muvatta isimli eseri de yer alıyor. Üçüncü yazma kütüphanesi Mektebetü Ahmed Mahmûd. Burada 400 yazma eser ve aileye ait 1400 belge bulunuyor.
Kitaplardan herhangi birini almak için para teklif etseniz dahi “ata mirası el emeği” deyip geri çeviriyorlar. Bazıları da biraz daha bencil davranıyor “Size bunları verirsek, o zaman buranın bir önemi kalmaz, kimse gelmez.” diyorlar. Ellerindeki eserler çok orijinal, aksine duyuldukça rağbetin artacağını, kıymet verileceğini öğrenmeleri gerekiyor.

Şinkıt’ta mahzara geleneğinin oluştuğu ilk yerlerden. Görülen 6 girişli yer mescid. Üzerinin beton olduğuna bakmayın, demir yerine dayanıklı hurma ağaçları kullanılmış. Öyle ki namazlar çölün üzerinde kılınmış, dersler kumun üzerinde okunmuş. Minare de sağda yassı taşlarla köşe şeklinde yapılmış. Moritanya’da tarihi bağı olan herkesin Şinkıt’a ayrı bir hürmeti vardır.

Az meşguliyet, temiz zihin

1936 doğumlu Abdurrahim İbni’l Hanş, bölgenin kültürünü sahiplenmiş adeta. Kendi biriktirdiği el yazması eserleri gösteriyor. Aynı zamanda bu beldenin idareciliğini de yapmış, belediye başkanı diyebiliriz. Esmaül Ashab kitabı hangi sahabenin nereye gittiğini künyesi ile beraber anlatan 1000 yıllarında yazılmış bir el yazması eser. İnsan bu eserleri görünce çöl sıcağını unutuyor, adeta başka bir âleme geçiyor.
Erken yaşta, 10 yaşında hemen her çocuğun nasıl hafız olabildiğini, ezber yeteneğinin nasıl kesbedildiğini anlatıyor. “İlim ehli olan kişi bu çölde sabah erken kalkar, çöl çok serin olur o vakitlerde. Öğleye kadar ezberini yapar. Öğleden ikindiye kadar kaylule yapar. Akşama kadar ezbere devam eder. Yatsı namazını kılar yatar. Çölde hayat bu. Meşguliyet az, bu da hafızayı taze tutuyor. Akıl dolduğu zaman başka bir şey koymak zorlaşıyor. İşte çöl, uçsuz bucaksız bir zihin sunuyor. Hatta daha içerlerde çöl çok temiz bir hava sunuyor, oralarda tedavi amaçlı uygulamalar yapılıyor.”

Abdullah Gulam, kitaplar hakkında bilgi veriyor. El-Hibbet (Habat da deniyor) ailesinden kalan fıkıhtan tefsire, nahivden belagata, muhtelif mevzularda 2000 civarında el yazma eser burada muhafaza ediliyor.

Şinkıt’ta ilim geleneği nasıl oluşmuş?

Miladi 675 yılında tabiinden Ukbe bin Nafi Hazretleri (r. a.), Cezayir taraflarından girip sahranın içlerine kadar ilerleyip İslamiyet’i tebliğ ediyorlar. Hatta çölleri aşıp Atlas Okyanusu’nun kıyılarına geliyorlar. Adeta keşfedilmemiş yeni dünya dedikleri Amerika Kıtası’nı görür gibi sesleniyor. “Buradan öte bir yol var mı, gideyim!” Sonrasında Cezayir’de Berberiler’in İslâmiyet ile müşerref olmasıyla sahranın içlerinde ilerliyorlar. Berberiler renk olarak beyazlar ve Arapça konuşuyorlar. Mağrip dediğimiz bölgede bir Endülüs İslam Medeniyeti oluşuyor.

Milhafe
Kadınların giydiği 4 metre uzunluğunda ve 1.5 metre genişliğinde kıyafet. Bu kıyafeti Yemen’den getirmiştirler. Eskiden imkânsızlıktan giyilse de şimdi en zengin kadınlar bile içeride, dışarıda, namazda bu dikişsiz rengârenk elbiseyi giyerler. Kadınlar ellerine giydikleri eldiven ve yüzlerini örttükleri peçenin asıl sebebi sıcak ve soğuktan çölün tozundan korunmaktır. Örtünün tek kusuru, kollar ve saçların açılma riskidir.

Darra
Bu geniş yerel kıyafet 10 metre bezden dikiliyor. Bu genişliğin sebebi, sıcaktan, soğuktan, böcekten, kum fırtınasından, sinekten korumasıdır. Elbisenin içine işlemeli bir gömlek ve sirval (şalvar) giyiliyor. Şalvar, yere uzanan bir deri kemer ile bağlanıyor. Ayrıca başlarına en az dört metre uzunluğunda havli (sarık) sarılıyor. Bunun amacı sıcaktan, soğuktan ve tozdan korunmaktır. Çünkü çöl ihmale gelmez. Her an kum fırtınası çıkabilir.

Şinkıt’ın 7. asırda kurulduğu söylenir. Bu ilk şehir zamanla çöl kumları altında kalır. 10-12. asırda bugünkü şehrin bulunduğu yüksek arazide yeni bir şehir tesis edilir. Bu tarihten itibaren Kuzey Afrika ile Siyah Afrika arasındaki kervan ticaretinin önemli noktalardan ve bölgenin dinî ve ilmî merkezlerinden biri haline gelir.
İslâmiyet’in 6. asırda çöllerde yeşermesi ile kökler merak ediliyor ve bu ilimleri öğrenmek hem de hacca gitmek isteyenler bir akım, sefer başlatıyorlar. Gidip gelenler İslamiyet’in kaynağından gönülleri ferahlatan o güzel bilgileri toplayıp getiriyorlar. Aynı zamanda Şinkıt âlimleri Afrika’nın içlerine doğru ilerleyip insanlara bildiklerini öğretiyor, okumak isteyenleri üçer beşer Şinkıt’a davet ediyorlar. Diğer taraftan 11.asırda Endülüs’ün Avrupa’dan çekilmeye başlamasıyla, İslâmiyet’e uygulanan baskılardan sıyrılmak ve İslâmiyet’i daha iyi yaşamak için çölün içlerine doğru Şinkıt’a akın ediyor, Endülüs’ün torunları ve vârisleri. Değerli bilgiler ve kitaplarla böyle bir ilim geleneği, mahzara sistemi kuruluyor.

14. yüzyılda Murâbıtlar ve Muvahhidler Devleti ile dört hak mezhepten Maliki mezhebi bütün Batı Afrika’ya yerleşir. Mısırda kurulan Fatimiler zamanında Yemen’den Şiiliğin kolu ismailiği yaymaya çalışan bir gurup bu bölgeye yönlendiriliyor. Ehl-i sünnet akidesi aksine daha da sağlamlaşıyor. Mısır’dan gelen Hasanoğulları Hassanice lehçesini bölgenin en fazla konuşulan dili yapıyor. Fasih Arapçaya oranla %70 anlaşılır. Kitabi Arapçadan çok yerli kelimeler ağırlıkta.

Başkent Nuakşot ile tarihî şehir Şinkıt arası 600 km. En dönemeçli yol burası. Bu dağların renginin siyah oluşu, civarında demir madeninin varlığını haber veriyor. Maden bölgesi olarak da biliniyor.

18. yüzyılda Şinkıt bölge halkı nazarında İslâm dünyasının yedinci mukaddes şehriydi. Binlerce yazma eserin bulunduğu kütüphaneleriyle kütüphaneler şehri olarak tanındı. Şinkıt’tan yola çıkan hacıların da ayrı bir ismi vardı. Bunlara Şenâkıta denilirdi. Bu kafileler Fas üzerinden Hicaz bölgesine hac ve umre için giderdi. Şehir halkına göre İslâm dünyasında inşa edilen ikinci minare olan ve günümüze ulaşan Şinkıt Ulu Camii minaresi, Moritanya Devleti’nin sembolü oldu.

Meydandaki su kuyusu, yerleşimin ilk izleri. Eski ve yeni yerleşimi 300-500 metre arası genişleyen vadi ayırıyor. Burada deve yarışları da yapılıyor. Bu vadi yağmur zamanında su ile dolduğunda karşıdan karşıya seslenerek konuşuyorlar. Tarihi Şinkıt’ı çöl kumlarının kaplamasıyla vadinin karşı tarafına geçmek zorunda kalmışlar.

İki çöl arasında vaha

İz sürücümüzle bir vahayı görmek için Şinkıt’a 5 km uzakta Tıkımkimit köyüne gidiyoruz. Sadece kumlar üzerinde gidiyoruz. Yol yok, dediğimizde “İzler varsa yoldur.” diyorlar. Bizim yoldan anladığımız maalesef sadece siyah ziftli renk imiş. Taş evler, yerini gittikçe çadır, sazlık, hurma dalları ile örülü evlere bırakıyor. Bir vahada hurma ağaçları altında serinliyoruz. Herkesin yeri ayrılmış. Bakımını şekkaller yapıyor. Hurmanın iyi meyve verebilmesi için iki tarafının da çöl olması gerekiyormuş. Haziran-temmuz aylarında hasat yapılıyor.
Gece geldiğimiz 600 km’lik yoldan, gündüz Nuakşot’a geri dönüyoruz. Dağlık alan, çölün aksine siyah keskin kayaçlardan oluşuyor. Buranın gerisinde Zavirat’ta demir madeni çıkarılıyor, Fransızlar tarafından işletiliyor. Sömürgecinin de hayali bu: maden bölgesinin varlığından olsa gerek Fas ve Moritanya toprakları Batı Sahra olarak bölünmeye çalışılıyor. İşte çölün başlama noktası burası. İlerisi Mali, Nijer, Mısır, Çad, Sudan, Kızıldeniz’e kadar çöl.

Modern çöller ve seraplar

Başkent Nuakşot’a döndüğümüzde iki çöl yerleşimini karşılaştırıyoruz. Başkentin Şinkıt gibi tutunacak tarihi bir kökü bulması zor. Modern dünyanın çöldeki hali yine burada değişmiyor. Zira insanlar Türkiye dahil, ülkeleri futbol ve diziler üzerinden değerlendiriyor. Suni bir hayat ve çöl oluşuyor ekranlarda. Bu, çölde bile geçerli.

Yeşillerle bezeli su kenarlarında yaşasa da insan, kendi içindeki çölden haberdar mıdır? Çünkü sahte ve suni gerçekler, çölde bir serap gibi aldatıyor insanı. Susuzluğunu gideremiyor. İnsan kendi çölünden çıkıp Şinkıt gibi bir medeniyet tasavvurunu gerçekleştirebilecek mi? Dedik ya bunun için iyi bir rehber, iz sürücü bulmak şart.

Gelecek sayımızda çöl kıyısında bir ülkede, Türklerin okyanustaki hayallerini aradığı balıkçılar şehri Nuadibu’da iz süreceğiz.

Moritanya, beyazdan siyaha bütün insan renklerinin görülebildiği müstesna bir ülke. Diversity Derneği, renk ayırmaksızın sünnet faaliyeti ve yardımları ile ortak bir dil yakalamaya çalışıyor. Ne de olsa insan acısıyla, tebessümleriyle her yerde insandır. (Dâr-ı Naim sünnet organizasyonu-Nuakşot)

Sömürge hayali

Coğrafi keşifler adeta Avrupa için bir sömürge hayaline dönüşür. Fransa 1850’li yıllarda Batı Afrika’yı kendine seçer. 1902’de Moritanya’ya kabileler yerine bir devlet kurma hayali satar. Ancak bölgenin sömürecek bir şeyi olmadığından fazla bir tesir bırakamaz. Zira köle ihraç yeri olan Senegal/Gore daha dikkatlerini çeker. Bir de her ne kadar posta gemisi için denilse de aslında, Afrika’nın zenginliğini taşımak için yapılan Titanik’ten önce Dünya’nın en büyük gemisi olan Moritanya adlı gemisini bu kıyılarda yüzdürmüştür.

Fransızlar bir millete yapılacak iki büyük kötülüğü burada da uygulamışlar. Başkenti kadim şehir Şinkıt’tan uzak Nuakşot’ta kurmuşlar. Moritanya’yı on idarî bölgeye ayırmışlar. Şinkıt’in içinde yer aldığı Adrar bölgesinin merkezi olarak Atar şehrini belirlerler. Ancak 1907’de Şinkıt merkez yapılır ve bu durum 1937 yılına kadar devam eder. Ardından Adrar’ın idari merkezi tekrar Atar’a alınır ve Şinkıt oraya bağlanır. Şimdi nüfus 4000 civarındadır. Bu durumda, Şinkıt’ın eski önemini kaybeder. İkincisi dili değiştirmişler Fransızca yapmışlar. Türkçenin başına gelenlere ne kadar benziyor değil mi? Ancak Moritanyalılar daha şanslı; alfabeleri değişmemiş.

Bir nesil Fransa’da eğitilip bu şekilde getirilmiş. 1960 sonrası ise yazışmalarda ve ülkenin tamamında iki dilli ve alfabeli sisteme geçilmiş. Tabelalar da hem Fransızca hem Arapça görmek mümkün. Fen bilimleri Fransızca Sosyal Bilimler ise Arapça anlatılıyor okullarda. Son zamanlarda ise yeni kuşak Arapçaya ağırlık vermiş durumda. Arapçanın tekrar revaç bulması, hafızlığın ve ezberin tesirinden olsa gerek.

Mezhebi bozma çalışmaları

8000 civarında cami/mescit bulunuyor. Maliki mezhebine mensup Moritanya’da her yerde teyemmüm yapmayı esas alan bir anlayış ve gelenek, toplumun her kesimine yerleşmiş. Maliki mezhebine göre, sadece çölde su bulamadıkları için teyemmüm yapmaları gerekirken, aynı alışkanlığı şehirli olunca da bırakmamışlar. Bu sebeple su olsa dahi camilerde, hatta evlerde teyemmüm taşı bulunduruluyor. Fransızların sömürgecilik faaliyetlerden sonra yapılan mescitlerde dahi tuvalet ve abdesthaneye yer verilmediği dillendiriliyor. Bu itikadın nasıl yerleştirildiği merak konusu.

Bir Hayat: Avrupa’nın kütüphanelerinde bir Şinkıt âlimi

Şinkıt ya da Moritanya, Osmanlı Devleti ile fazla temas kurmamış; ancak onun halifeliğini tanımış, hiçbir cedelleşmeye girişmemiş. Hatta Sultan İkinci Abdülhamid Han bölge ile yakından ilgilenmiş.
Muhammed Mahmud b. Telamid Eş Şinkıtî (ö. 1904), Şinkıt geleneğinde yetişmiş meşhur bir âlimdir. Memleketinden Hicaz’a göç eder. İlmî şöhreti Sultan İkinci Abdülhamid tarafından duyulur. Eylül 1887 yılında özel bir sıfatla Avrupa kütüphanelerinde bulunan Arapça eserler üzerinde araştırmak yapmak üzere bir heyetle görevlendirilir.

İspanya’nın şehirlerinden Madrid, El Escorial, Tuleytula, İşbiliye, Gırnada, Kurtuba, Barselona, Belnisiye’deki kütüphaneleri gezer. Adeta Endülüs’ten İslâm âlimlerinden alınan kitapların izini sürer. Oralarda nadir eserlerden bir kısmını istinsahta bulunur. Bu eserleri İstanbul’a gönderir. Her gittiği yerde Osmanlı’nın o şehirdeki büyükelçisi ve konsolosları tarafından karşılanır ve ağırlanır.

Heyet daha sonra aynı amaçla Paris’e ve Londra’ya gider. Oralarda bulunan kütüphanelerde de gerekli araştırmaları yapar. Marsilya üzerinden Aralık 1887 yılında İstanbul’a dönerler. O arada ilginç bir yazışma kayıtlara geçer. Londra Sefiri Rüstem Paşa, Londra kulislerinden Osmanlı vatandaşı kitap meraklısı bu zatın, Londra Şark Kütüphanesi’ni ziyaret ettiğini haber alır. Kütüphane de sahadaki uzmanlığının farkına vardığı Şinkıtî’den İstanbul ve Osmanlı coğrafyasındaki kitaplarla alakalı bilgiler talep eder. Şinkıtî de İstanbul’a dönünce Londra’daki bir dostuna yazdığı mektupta Çemberlitaş’taki Köprülü Kütüphanesi’nde meşhur lügatçi Firuzâbâdî’ye ait kâmusu haber verir. Eseri satın alabileceğini ekleyerek mektubuna nihayet verir. Rüstem Paşa konuyu Yıldız Sarayı’na bildirir. “Musannıfın el yazısıyla böyle bir kamus hakikaten yektâ (unique, nadir) demek olacağından yâd ellere düşmemesi arzu buyurulacağı mülahazasıyla keyfiyet haber verilmiştir.”

Daha sonra o dönemin İsveç-Norveç kralı 11. Oskar, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a yazdığı bir mektup ile Muhammed Mahmud b. Telamid Eş Şinkıtî’yi, başkent Stokholm’da, Şark dilleri ve ilimleri üzerinde yapılacak olan uluslararası bir toplantıya davet eder. Sultan İkinci Abdülhamid, Osmanlı Devleti adına bu zatı söz konusu toplantıya gitmesi için görevlendirir. Ancak bazı sebeplerden dolayı İbn Telamid bu toplantıya katılmaz.

Renklerle oynama!

1981’de yasa ile ülkede kölelik kaldırılır. Berberî veya Arap kökenli oldukları iddia edilen, siyah mor diye adlandırılan Haratin/harataniler var. Serbest bırakıldıkları halde Haratinin psikolojik veya ekonomik nedenlerle eski alışkanlıklarına devam ettikleri tahmin ediliyor. Bu konu insan hakları ve İslam düşmanları tarafından Moritanya’nın yumuşak karnı olarak gösteriliyor. Özgürlükçü ve ayrılıkçı ifadeler Avrupa ve Amerikan kaynaklarında ara ara yer buluyor. Bu maksatla her 29 Nisan günü yürüyüşler yapılır.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı