SeyahatTarih

Dağların Arasına Sıkışan Tarih Mudurnu

Dağların Arasına Sıkışan Tarih

“MUDURNU”

İlker Süleyman Doğan

Anadolu’nun her yerinde Osmanlı hayatını bugün bile görebiliriz. Fakat kimi yerlerde bu hemen kendini gösterir, kimi yerlerde sizi biraz keşfe mecbur bırakır. Hatta bazı yerlerde arasanız da bulamazsınız; zira Osmanlı orada olsa da kâmilen yerleşmemiştir. Bereket, Mudurnu bu sonuncu sınıfa girmez.

Mudurnu’da bugün yaşayan Osmanlı hemen kendini gösteriverir. Fakat Mudurnu hemen kendini gösterir mi? Şahsa göre değişir. Onu arayan bulur. Kasabaya götüren yollar çam ağaçlarından ibaret. Esasında Bolu’nun her yeri böyle değil mi? Çamların refakatinde kat ettiğiniz yol, sizi nihayet kasabaya ulaştırıyor. Eğer buraya siz de bizim gibi soğuk bir kış ayında giriş yapacaksanız, nispeten daha fazla üşüyeceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Zira buranın havası, insanı kadar sıcak değil.

 Yüzlerce yıl öncesine gidebilirsiniz

Kasabaya girdiğinizde bir sükûnete, ağırbaşlılığa şahit olacaksınız. Tarih, dağların arasına sıkışmış kalmış gibidir. Sıkışmış ve fakat muhafaza olunmuştur. İstanbul’dan veya başka bir şehirden kalkıp buraya gelmekle, sadece yüzlerce kilometre kat etmiş sayılmazsınız; aynı zamanda yüzlerce yıl öncesine gitmişsinizdir.

Rumlar da yaşamaktadır burada. Sonra Ertuğrul Bey’in yoldaşlarından Samsa Çavuş’u buralarda at koştururken görürüz. Dalga dalga yayılan Osmanlı rüyası 1307’de buraya da hâkim olmuştur: Mudurnu artık Osmanlı’dır. Aradan yaklaşık 80 yıl geçer. Yıldırım Bayezid’in henüz “Yıldırım” olmadığı zamanlardır. Şehzade Bayezid Mudurnu’ya mütevazı bir külliye armağan eder. Bu, Bolu’yu “şenlendiren” Bayezid Han’ın sadece bir eseridir.

Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman devrinde bir caminin yaptırıldığını görürüz. Camii, Yıldırım’ın külliyesiyle yan yana yüzyıllara şehadet eder. Derken asırlar asırları kovalar ve Yıldırım’ın, Kanuni’nin Mudurnusu bugünlere ulaşır. Fakat galiba zamanın yavaş akmasından olacak, tarihi eser bakımından nispeten daha az zayiat verir.

Dağlar, Fakat Dağlar…

Tolstoy’un, Kafkas dağlarını görüce “Dağlar, fakat dağlar…” diye bağırarak hayretini belirttiği yazılır. Mudurnu’nun etrafını kuşatan dağlar o kadar heybetli değilse de, anlarsınız; Mudurnu’nun ruhuna Osmanlılıkla beraber bu dağlar şekil vermiştir.

Mudurnu, dağların arasına kurulmuş küçük bir kasabadır. Kasaba yakınlarında başka bir yerleşim yeri yoktur. Dağlar kasabada hayatın her anına tesir eder. Ayrıca bölgenin diğer bölgelerden daha soğuk olmasına sebebiyet verir. Güneş buraya 1-2 saat geç gelir, buradan 1-2 saat erken gider. Bu yüzden Mudurnu’da günler hep kısadır.

Dağların ardında ‘pub’

Bu dağların aslında tek vasfı havayı soğutup zamanı daraltmak değil. Kasaba, bugün de kısmen yaşayan Osmanlılığını biraz bu dağlara borçludur. Dağlar, zamanın bütün yok ediciliğine ve tahripkârlığına karşı dimdik durmuş. Ne var ki gittikçe ‘küreselleşen’ çağımızda artık her şey her yerde olabiliyor. Bâhusus bâtılın da girmediği yer yok gibidir. Bu gerçeği; bu küçücük Osmanlı kasabasında bile nasılsa kurulabilmiş “pub”ı görünce bir kere daha anıyoruz. Pub; tarihimizle toz kadar alâkası olmayan mekân, şu dağları aşıp bu tarihî kasabaya nasıl girebilmiştir? Küreselleşme dedikleri şey meğer ne kadar şiddetli imiş.

Ahşaptan saat kulesi

Kasabanın ortasından bir dere akar. Eski eserler bu dere civarındadır. Derenin köprülerinden biri bugün tam 170 yaşındadır. Sağ taraftaki Yıldırım Külliyesi çok daha eskilere, 1300’lere götürür bizi. Sultan-ı İklîm-i Rum, Bolu’yu çok sevmiş. Ne var ki 1382 tarihli bu külliyesinden geriye sadece cami ve hamam kalmış. Derenin solunda Kanuni Sultan Süleyman Camii durur. Rivayet, padişahın bir sefere giderken bu camiyi yaptırdığını söyler. Caminin Kanuni devrinde yapıldığı doğrudur fakat bânii meçhuldür.

Mudurnu’ya asıl kimliğini veren tarihi evler bugün tadilattan geçiyor. Mudurnu evlerinin ve genel Mudurnu manzarasının en güzel görülebileceği yer galiba saat kulesidir.  Malum, Sultan Abdülhamid Han aynı zamanda saat kuleleriyle tanınır. Bu kulelerden biri de 1891’de Mudurnu’da ahşap olarak yapılmış. Fakat ah bizim ahşaptan vazgeçemeyişimiz ve ah arkası gelmeyen yangınlar! Kule, birkaç yıl sonra çıkan yangında kül olmuş.

Bugünkü kule, 1964’te inşa olunmuş. Kulenin bulunduğu tepe, şehir manzarası için sanırım en uygun yer. Buradan; Mudurnu’nun yenilenmiş eski evlerini, Yıldırım Bayezid Han’ı, Kanuni Sultan Süleyman’ı, 1300’lü yılları, 1500’ler ve 1800’leri, yüce dağları, buz gibi Mudurnu soğuğunu, kabaklı gözlemeyi, semercileri, demirciler çarşısını, samimiyeti, sükûneti, vakar denen büyük nimeti, yorgunluğu, yavaşlığı; hülâsa Mudurnu’yu temâşâ eylemek mümkündür.

 Kenar Notları

  • Ahi Kenti adı ile 2014 yılında Dünya Mirası Listesine dâhil edilmiştir.
  • Kaşık sapı ve kabaklı gözleme yörenin lezzetlerindendir.
  • Bütün Bolu’da var olan kaplıcalardan Babas Kaplıcaları, Mudurnu’da görülmeye değer yerler arasında.
  • Mudurnu aynı zamanda bir “ahî” kasabası olarak biliniyor.
  • Mudurnu çarşısında bir ahî geleneği olan “esnaf duası” 700 devam etmekte imiş.
  • Kasabanın engebeli coğrafyasını Abant ve Köroğlu Dağları şekillendiriyor.
  • Mudurnu’nun fatihi, Osman Gazi’nin silah arkadaşlarından Konur Alp’tir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı