Aile ÖzelKişisel GelişimKolay Hayat

Dikkat! Gizli Yönlendirme Çıkabilir

Meslek seçimi hususunda aileden baskı gelebilir. Genç bu açık müdahaleye karşı savunmaya geçer. İyi niyetinden şüphe etmeyeceğimiz ebeveynin baskısı bir tehlike arz etse de bu “görülen tehlike”dir. Asıl tehlike ise “gizli” olandır. Ailenin açık müdahalesini dirençle karşılayan genç, gizli yönlendirmelerin (yönlendiricilerin değil) tuzağına düşebilir.

Fatih Sultan Mehmet Han devrinin devlet adamlarından Kemal Paşa’nın torunu, bir askerdir. Bu genç asker bir gün bütün paşaların bir adama büyük hürmet gösterdiklerine şahit olur. Bu derin hürmet ve yüksek itibar gence çok tesir eder. Bu muhterem zatın kim olduğunu merak eder. Onun âlim bir zât olduğunu öğrenince geleceğiyle alakalı bir karar verir. Askeri alanda ulaşacağı en yüksek rütbe bellidir ve o rütbedeki insan bile bu âlime saygı gösterdiğine göre en iyisi ilmiye sınıfında yer almaktır. Bu genç Ibni Kemal (Kemal Paşazade Ahmed Şemseddin Efendi) daha sonra Kanuni Süleyman devrinin “Müfti’s-sakaleyn” lakaplı meşhur şeyhülislamı olacaktır.

Tarihi misalde, ilim adamına muhabbet ve hürmet gösterenler, küçük bir gencin zihnine gelecekte Ibn-i Kemal, “Müfti’s-sakaleyn” olduracak fotoğrafı nakşettiklerinin farkında değillerdir. Propaganda üzerine çalışan uzmanların “Propagandanın cephanesi söz ve kelimelerdir.” sözünü bu tarihi hadise üzerinden tahlil edersek, doğrunun, güzelin, ilmin ve irfanın sadece söz ve kelimelerle değil hal/davranışla da reklamının ve yönlendirmenin yapılabileceğini görürüz.

Farklı kanallardan, değişik ifadelerle ve defalarca işitilen sözleri tahkike ihtiyaç duymayız. “Mehteran gibi iki ileri bir geri” derler meselâ. Mehter takımının yürürken geri adım attığı nerde görülmüş? Ama hep öyle söylenir. Genci tesir altında bırakan da işte, bu tarz tekrarlardır. Farklı kişilerden, farklı zamanlarda işitilen ve farklı kelimelerle de olsa aynı şeyi anlatan sözler:

Gizli yönlendirme cümleleri

Komşu teyzenin, torununa “Benim oğlum büyüyünce doktor olacak, ninesine bakacak!” dediğini işiten “Benim ailem de benim için önemli, ben de onlara bakmalıyım.” diye düşünür.

Sonra, “Ben doktor Taner!” diyerek kendini takdim eden birine rastlar. Bir de avukattan duymuştur benzerini. “Demek ki” der “her unvan, ismin önüne yakıştırılmıyor!”

Derken bir annenin konuşmasına şahit olur. “Ne doktorlar, ne mühendisler istedi de vermedik kızımızı!” diyen kadından da gereken ders alınmıştır: En gözde meslekler sayısal alandaki mesleklerdir.

Bu arada rol-model olarak takdim edilenler hep rakamlarla meşgul olanlardır. Zekâ seviyesi de sayıyla ifade edildiğine göre, en önemli ders de matematik olsa gerektir. Bunca bilinçli ya da bilinçsiz, planlı ya da gönüllü propagandadan sonra gençlere sorun bakalım, doktor olmak için ne gerekirmiş? Başlarlar sayısal dersleri sıralamaya: Fizik, kimya, biyoloji, matematik, geometri, analitik geometri…

Nerde kaldı insan sevgisi, şefkat, hastalarla ilgilenmeyi sevmek, yardımseverlik, kan görmeye dayanmak, sabırlı olmak, çilekeş yüzlere bakmaya tahammül etmek, acil durumlarda soğukkanlılığı korumak?

Tıp fakültelerine girmeden bu hususiyetlerin ölçülmesi ne güzel olurdu…

Sahi en çok kulak verdiğimiz doktorlar kimler? Ağzı laf yapanlar değil mi? Bir de kalemi güçlü olanları takip ediyoruz. Sayılarla ilgilenen az sayıdaki insan! Söze hâkim olanlar! Aynı özellikleri, yani kendini fasih ve beliğ şekilde ifade etme kabiliyetini mimarda, mühendiste aramıyor muyuz?

Okuduğumuz, dinlediğimiz ve fikrine itibar ettiğimiz bu isimler sayıyla ilgilense de sözü kuvvetli insanlardır hep. Bir de severek ve heyecanla işlerini yaptıkları için herkesi etkiliyorlar. Onlar aynı zamanda meslek tercihini puan sırasına göre değil, gönül sırasına göre yaptıkları için işle değil, hobileriyle meşgul olma rahatlığını yaşıyorlar.

Yönlendirmelerde niye her yol paraya çıkarılır ki!

Yalnızca para kazanıp çok zengin olmak için, itibar kazanıp hürmet göreyim diye, makam hırsıyla, bir teşebbüh/özenti uğruna yahut birinin inadına çeşitli mesleklere yönelenler vardır.

Maddi kazancı öncelikli hedefi olarak görenlerin de bunu saygı görmek için isteyebileceği ihtimalini dikkate alırsak, meslek tercihinde asıl tesirli olanın duygular olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde beynin manyetik tarama tekniklerinin ilerlemesi gösteriyor ki kişiler karar verirken mantıktan çok hissiyat/duygusal ve sosyal muhtevalı tercihlerde bulunuyor, kendilerini mutlu edecek davranışlara yöneliyorlar.

Gözde mevkiler insanların hayrına işlerin yapıldığı yerler olursa gençler mutluluğa sağlıklı yoldan ulaşır. Cemiyetin durumu, kendini oluşturan fertleri etkiler. Gençler de içinde yaşadıkları topluluğun yücelttiği değerlere meyleder.

Tercih hakkının başkasına değil kendine ait olduğunun bilinmesini isteyen genç, bu hakkını kullanırken başkalarının itibar edeceği mevkileri hedefleyebilir. Hedef varsın itibar kazanmak olsun. Bu hedef diğer insanlara hizmet etmeyi ihtiva ediyorsa gerçek manevi tatmine vesile olacaktır. Hizmet anlayışının hâkim olduğu bir toplulukta güç de, servet de itibar da insanların hizmetine dönecektir.

Kaynakça: Tarhan, Nevzat, Psikolojik Savaş Gri Propaganda, Timaş Yayınları, İstanbul. – Clark, Toby, Sanat ve Propaganda, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı