Hikaye ve Günlükler

Dilenci

DİLENCİ

Erhan Genç

Kendimi bildim bileli pazarlardan alışveriş yaparım. Ne koca koca AVM’ler, ne de her yerde mantar gibi biten süper marketler benim bu alışkanlığımı değiştirememiştir. Yıllardan beri her Salı kapımın önüne kurulan semt pazarının devamlı müşterisiyimdir. Hanım listeyi yapar, ben pazarın yolunu tutarım. Çok gezinmem kalabalıkta. Neyi nereden alacağımı bilirim. Çok büyük bir hadise olmadıkça tezgâhımı değiştirmem. Zeytini Kemal Abi’den, limonu Mecit’ten, meyveyi ilkokul arkadaşım Yaşar’dan alırım.

Geçtiğimiz Salı günlerinden birinde yine pazara çıkmış; parmaklarım poşetlerin arasına sıkışmaktan morarmış bir halde eve dönmüştüm. Artık pazarda görmeye alıştığımız, hatta pazarın bir parçası haline gelen dilenci kadın yine elinde maşrapa ile kalabalığın arasındaydı. Ağır adımlarla dolaşıyor, hayatı hızlı akan günümüz insanının yardım yapıp vicdanını rahatlatma ihtiyacını seyyar olarak karşılıyordu. Akşama kadar üç beş biriken liraları ara sıra maşrapadan alıp cebinden çıkardığı meşin çantaya dolduruyordu. Her hafta görüyordum bunu. Ama insanlar ya görmüyorlardı, ya da görmek istemiyorlardı. Yahut işlerine öyle geliyordu. İhtiyacı olup olmadığını araştırmadan attıkları iki lira ile ceplerindekini paylaştıklarını düşünmek modern insana iyi geliyordu.

Poşetleri buzdolabına yerleştirirken “Şu dilenci kadın var ya.” dedim hanıma. “Eee…” der gibi yüzüme baktı. “Önümüzdeki hafta gidip onunla konuşmayı düşünüyorum. Nedir, kimdir, gerçekten ihtiyacı var mı yoksa bunu bir iş haline mi getirmiş. Eğer tahmin ettiğim gibi iş haline getirdiyse onu uyaracağım. Bu mahallenin sakiniysek, bu pazar bizimse, bu da bizim görevimiz.” Hanım son poşeti de dolaba yerleştirip bana döndü. “İşin aslı tahmin ettiğin gibi değil.” dedi. “Bu kadın aşağı sokakta oturuyor. Bana yan komşu Vildan anlattı. Kızı ile birlikte eşinden kalan emekli maaşlarıyla geçinirlerken, kızına bir talip çıkmış. Kısmet bu deyip verecek olmuş kızını. Meğer damadı olacak adam karanlık işlerin adamı değil miymiş. Her mahallede, her pazarda dilenecek birini bulur zorla dilendirirmiş. Kadıncağız kızının kısmetine engel olmayayım derken bu yaşından sonra dilenci oluvermiş.” Altından böyle organize bir söylenti çıkacağını hiç düşünmemiştim. Konuyu mahalle muhtarımız Recai Bey’e açmaya karar verdim.

Akşam yemeğinden sonra muhtarımızın kapısını tıklattım. Recai Bey de tam çayı koymuş, demlenene kadar hatimden birkaç sayfa okurum diye rahlenin başına oturmuş imiş. Beni görünce her zaman olduğu gibi yine sevindi. Kucaklaştık. İçeri buyur etse de bahçesinde, asmanın altında oturabileceğimizi söyledim. Hal hatır faslından sonra “Konuşmamız gereken bir mesele var Recai Bey.” dedim. “Kıvranmandan belliydi zaten.” dedi. “Çay demlenmiştir; alıp geleyim de, öyle çıkar ağzındaki baklayı.” Çay gelince iki bardak çaya meseleyi katık ettim. Ertesi sabah karakola gitmek üzere sözleştik.

Mahalle karakolumuz eskiden muhtarlığın yanı başındaydı. Bütün polis memurlarını, amirleri tanırdık. Sonra yeni bina yaptılar, ne biz onları tanır olduk ne onlar bizi. Recai Bey ile karakolun önünde buluştuk. Nöbetçi kulübesinde kimse yoktu. Merdivenlerden yukarı çıktık. X-ray cihazından kendi kendimize geçtik. Şaşkın gözlerle etrafa bakarken yukarıdan önce bir ayak sesi, sonra kısa boylu bir adam indi. “Birine mi bakmıştınız?” dedi. “Kimseye baktığımız yok.” dedim. “Üzerimiz bomba dolu olsa, kimsenin ruhu duymayacak.” Aynı adam “Kusura bakmayın.” dedi mahcubiyet içinde. “Arkadaşlar aşağıda kahvaltı yapıyorlardı, gelirler şimdi.” Az sonra ellerinde çay ile iki kişi geldi. Recai Bey önce kendini tanıttı, sonra dilenci kadın hadisesini tane tane anlattı. Polis memuru şikâyetçi olup olmadığımızı sordu. İkimiz de başımızı salladık. Mevzuata hakim bir eda ile anlatmaya başladı. “Şimdi siz bu kadından şikâyetçi olursanız, biz bu kadını alırız, bir gece nezarette misafir eder, sorgularız. Kadın da muhtemelen bize damadından korktuğu için doğruyu anlatmaz. Sonra kanun gereği en fazla bir miktar para cezası ile salıvermek durumunda kalırız. Olan yine kadına olur. Çünkü dün dilendiği paranın bir kısmını cezaya vermek zorunda kaldığı için onu dilendiren damadı belki de onu tartaklayacaktır. Maalesef kanunlar çerçevesinde bundan başka yapabileceğimiz bir şey yok.” Sinirlendim. “Nasıl olur?” dedim. “Ne yapalım, kanun böyle diyor.” dediler.

Karakoldan çıktık. Sinirden yerimde duramıyordum. Koskoca polis memurunun elinden bir şey gelmemesini aklım almıyordu. İnsanların yaptığı kanun anca bu kadar olur diyordum içimden. Recai Bey gayet sakindi. Muhtarlığa gidene kadar tek kelime konuşmadık. Odasına girip koltuğuna geçince “Aklıma bir fikir geldi.” dedi. “Biz kadını şikâyet edersek tabi kadını alırlar, bizim damadı olacak adamı şikâyet etmemiz lazım.” Durup dururken bizimle alakası olmayan bir adamı nasıl şikâyet edebilirdik ki? Ancak suçüstü olmalıydı. Recai Bey bir planı olduğunu söyledi.

Ertesi Salı günü pazarda kadını bulduk. Muhtarlığa getirdik. Karakola gidişimizden bu yana her şeyi anlattık kendisine. En son planımızdan bahsetti. Recai Bey kadını muhtarlıkta işe alacak, muhtarlığın depo olarak kullanılan bir göz odasını da kadına tahsis edecekti. Kadın dilenmeyi bırakıp güya muhtarlıkta işe girince dilenme parası kesilecek ve damadı olacak adam mutlaka kadını aramaya koyulacaktı. Küçücük mahalle değil mi? Dilenci kadının muhtarlıkta işe girdiği kulaktan kulağa yayılacak ve damadının da duyması sağlanacaktı. Çok geçmeden musluğun suyunu yine akıtmayı düşünecek olan damat, muhtarlığa gelecek ve kadını tehditlerle, korkutmayla tekrar dilendirmeye kalkacaktı. Tam da bu sırada ben ufak bir ihbar telefonu ile durumu karakolda elleri kolları kanunlarla bağlı memurlara bildirecek, damadın suçüstü olarak yakalanmasını sağlayacaktım. Damat gözaltına alınacak ve hatta nöbetçi hâkim tarafından tutuklanacak, böylelikle hem kadın, hem kızı hem de bu dilenci şebekesinin diğer mağdurları kurtulacaktı. Dilenci kadın endişeli de olsa kabul etti Recai Bey’in teklifini. Gerisi zaten çorap söküğü gibi geldi.

Muhtarımız Recai Bey’in planı, tek aksaklığı saymazsak kusursuz bir şekilde işledi. Kadın muhtarlıkta çalışmaya başladı. Tahmin ettiğimiz gibi damat kadının peşine düştü. Tam kadını tehdit ederken suçüstü yakalandı. Derdest edilip, mahpushaneyi boyladı. Gazeteler boy boy fotoğraflarla olayı bir hafta konuştular. Nihayet kadın ile kızı sakin hayatlarına geri döndüler. Tabi kimse olayların Recai Bey tarafından planlandığını, Recai Bey’in yine bir muhtardan daha fazlası olduğunu bilemedi.

Yaşadığımız tek aksaklık ne miydi? Olayın heyecanıyla karakol yerine yanlışlıkla itfaiyeyi aramamdı. Allah’tan polisler, itfaiyecilerden önce geldi. Recai Bey’den bu aksaklığın aramızda kalması sözünü almayı unutmadım. Salı günü yine pazara çıktım. İçim rahattı. Kemal Abi’den zeytin, Mecit’ten limon, Yaşar’dan meyve aldım.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı