Kişisel Gelişim

Dili Yüreğe Bağlamak

Kürsüden Notlar

Dil; kullanmasını bilen için nimet, bilmeyen için de külfettir.

“Dünyada lisandan daha güzel ne tasavvur olunabilir? Lisan, miftâh-ı ulûm ve marifet, tercümân-ı hikmet ve hakikattir. Onun vasıtasıyla şehirler bina edilir. Kavimler idare olunur. Vazifelerin en mukaddesi olan ibadet, onunla ifa edilir.”

İmam Birgivî Hazretleri şöyle diyor:

“Evlenme, boşanma, azad etme, şart, yemin, ikrar, inkâr, yalan, nemime, iftira, küfür sözleri, alışveriş, hibe gibi şeyler, dile ve konuşmaya bağlıdır. Bunlarda kalbin niyetine bakılmaz.”

Hazreti Dâvûd (a.s.), bir koyun kurban eder. Lokman Hekim’e koyunun en iyi uzvundan getirmesini söyler. Lokman Hekim, dili ile yüreğini getirir.

Hazreti Dâvûd (a.s.), sebebini sorunca da Lokman Hekim şu cevabı verir:

“Bu iki uzuv iyi olursa her şey iyidir; kötü olursa da her şey kötüdür.”

Mazi, hal ve istikbal

Bir kültürün temeli ve en mühim taşıyıcısı dildir. Milletlerin mazisinde, halinde ve istikbalinde dil kadar etkileyici ve birleştirici güce sahip başka bir unsur düşünülemez.

Aynı kelimelerle aynı dili konuşmak, aynı fikirlerle aynı şeyleri düşünmeye delalettir ki bu da azımsanacak bir durum değildir. Çünkü dil önce beyinde, düşüncede şekillenir. Düşünülen kelimeler, henüz söylenmeden zihinden geçirilir, ölçülür, tartılır ve öyle söylenir. Bunları yapmadan lafı yuvarlayıp atanlara da “patavatsız” denir.

Hazreti Mevlana der ki: “Aynı dili konuşma, hısımlık ve bağlılıktır. İnsan, yabancılarla kalırsa mahpusa benzer.”

Sonradan görmeleri bilirsiniz. Bunlar, zenginliklerini teşhir etmek için kılıktan kılığa girer, gösteriş furyasının pençesinde kıvranırlar.

Öğrendiklerini yerli yersiz durumlarda satmaya kalkışan hatip, aynı bu sonradan görmelere benzer.

Hitabet sanatıyla alakalı belirli bir programdan, bir akış şemasından bahsetmiştik. Ne kadar sistemli ve düzenli olunması gerektiğinden, sıkça tekrarlanan programlarla her şeyin iyice pekiştirilmesine kadar detaylara kafa yormuştuk.

Fakat…

Gün olur, hazırlıksız konuşmaya yakalanırsanız; işte o gün, asra bedel olur.

Artık, söyleyecek bir şeye sahip olmanın yeterli olmadığını ve asıl mühim noktanın onun nasıl söylenmesi gerektiğini biliyorsunuz.

Bu bağlamda, konuşma türleriyle alakalı dört ayrı nokta karşımıza çıkıyor: Kâğıttan okumak, ezberlemek, hazırlıksız konuşmak (maruz kalmak) ve doğaçlama konuşmak.

Kâğıttan okumak

Buna en hissiz konuşma metodu da diyebiliriz. Zira okunan metin, hep belirli tınılarda ve tonlamalarda seyredeceği için asla gerçek bir hitabet duygusunu yansıtamaz. Cansızdır, renksizdir o konuşma. Ruha giremez ve gönle su serpemez. Bu, adeta kadavrayla uğraşan birine benzer. Dert yok, kaygı yok. Çünkü herhangi bir risk ve tehlike yok. İşte kâğıttan yavan okunan bir hitabet ile kanlı canlı yapılan hitabetin durumu buna benzer.

Bir de ameliyat masasında can kurtarmaya çalışan bir cerrahı düşünün. Henüz can çıkmamış ve onunla kanlı canlı bir mücadele yapılıyor. Tehlikeler var, riskler var. Hayatla ölüm arasındaki altın dokunuşlardır bunlar.

Aman hata yapmayayım diyerek sürekli bir metne bağlı kalan hatip; henüz zincirlerini kırmamıştır. Maalesef, uzun süre kıramayacaktır da…

Kritik konumlarda bulunan şahısların herhangi bir hataya ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için kullandığı bu metot anlaşılabilir. Fakat siz yine de etkili ve belagatli bir hitabet istiyorsanız kendinizi, kâğıttan bağımsız konuşmaya hazırlayın.

Ezberleme metodu

Yapacağınız konuşmayı ezberleyebilirsiniz. Bunun en iyi tarafı, söyleyeceklerinizi olduğu gibi söylemektir.

Galiba bundan başka da iyi tarafı bulunmuyor. Çünkü ezberden yapılacak bir konuşma, içinde fazlaca risk barındırır. Mesela sizden önce konuşmalar yapıldıysa ve konuşmanızı son dakika biraz kısaltmanız istenirse durum, içinden çıkılmaz bir hâl alabilir. Ezberlenmiş konuşmalarda her ne kadar hatip; bilgi, belge sıkıntısı çekmese de katılığın ve ciddiyetin getirdiği gayritabiilik hissedilecektir. Dolayısıyla olmamışlık, oturmamışlık göze çarpacaktır.

İnsanın, düşüncelerin ve kelimelerin olduğu her yerde biraz esneklik olmalıdır. Ezberle hazırlanan konuşma, bu esneklikten yoksundur. Cam gibi kırılıp tuzla buz olabilir.

Şu hatırlatmayı da yapıp bu kısmı noktalayalım: Eğer hitabetinizin içinde birkaç beyit veya dörtlük varsa onları bilhassa ezberleyiniz.

Genel hitabeti kâğıttan okumak nasıl yadırganıyorsa birkaç mısrayı ezbere okuyamamak da öyle yadırganır.

Hazırlıksız yakalanmak

Mark Twain der ki: “Hazırlıksız iyi bir konuşmanın hazırlanması üç hafta alır.”

Siz yine de her hazırlıksız yakalananı gerçekten “hazırlıksız” zannetmeyin. Eğer hatip sizseniz hazırlıksız olduğunuzu söyleyebilirsiniz fakat tam manasıyla hazırlıksız olmamak da lazım.

Ne anlatmaya çalışıyorum?

Mesela bir ziyaret esnasında veya sizi çok da ilgilendirmeyen bir iş konusunda, kalabalığa hitap etmeniz gerektiğinde yapacağınız ilk iş, kendinize iyi bir konum bulmaktır. Nasıl ki meydan savaşlarında iki komutan çarpışma yerine önceden gelip vaziyet almaya çalışıyor ve kendi lehine göre bir mevki belirliyorsa, böyle durumlarda da namzet hatip, kendisini konumlandırabilmelidir. Bu elbette tek seferde olacak bir şey değil. Fakat zamanla doğru konumlandırmayı başaracağınızdan şüpheniz olmasın.

Böyle zamanlarda söze ilk başlayan siz olmayın. Biraz geri planda durarak avına odaklanmış bir kaplan titizliğinde etrafı süzün.

Zaman kollayın, zemin yoklayın. Bahsi geçen konunun müspet ve menfî yönlerini kendi süzgeçlerinizden geçirerek kendi zihninize ipil ipil düşürün. Bütün bunlardan sonra birkaç kelam etmek için size söz hakkı tanındığında ayağa kalkın ve gerçek bir cümle kurun. Eee’lemeden, ııı’lamadan, vereceğiniz mesajı net olarak ortaya koyun. Sadelik her zaman kazandırır.

Sözlerinizin varacağı istikamet ile ağzınızdan çıkan kelimeler paralellik gösterecektir. Ancak bunu da ince işçilikle yapmalısınız. Varmak istediğiniz yere, sizden önce gidenler olursa beyhûde nefes tüketmiş olursunuz. Sözlerinizin kıymeti kalmaz, dinlenmezsiniz ve bu da konuşmacının kaldırabileceği bir durum değildir.

Tercihim: İrticalen konuşmak

Konuşma metotları arasında en iyisi budur. İrticalen veya doğaçlama şeklinde de tabir edilen bu metotta hatip, her şeyiyle olayı içselleştirmiştir. Bu yolda defalarca koşmuş, birçok kez düşmüş, yaralanmıştır. Ancak sonunda nerede tümsek, nerede çakıl taşları olduğunu öğrenmiş; hangi köşeden sert, hangi köşeden yumuşak geçiş yapması gerektiğini ayırt edecek olgunluğa ulaşmıştır. Kısacası düşe kalka öğrenmiştir. Bununla da kalmayıp alternatif yollar keşfetmiştir. Aynı düşünceyi, hitap edeceği hedef kitlesine göre, sadece kelimelerdeki küçük nüanslarla farklı yansıtabilecektir.

Bu metodu kullanan bir hatibin yapması gereken tek şey, ne söyleyeceğini hatırlamaktır. Kâğıttan okuyanlar gibi kâğıda tabi değildir. Ezberleyenler gibi bir kelimeyi hatırlayamayınca bütün konuşmayı o tek kelimeyle mahvedenlerden de olmayacaktır. Konuşma müddetince dinleyicilerin odak noktasında olacaktır. Kimseye göz kırptırmayacak, kimseyi uyutmayacaktır. Diğer yöntemleri kullanan hatiplerde olduğu gibi bir katılık, ciddilik ve resmîlik görülmeyecektir.

Elbette bu metotla da bazı parçalar unutulabilir. Eksik kısımlar kalabilir. Fakat bu metodu iyi kullanan hatip, bunu dinleyicilerine asla hissettirmez. Çünkü dinleyiciler, hatibin neyi unuttuğunu bilmeyecek ve neleri anlatmadığını sorgulamayacaklardır. Onlar sadece, ellerinde olana, yani söylenene ve nasıl söylendiğine bakacaklardır.

Bu işi ciddi manada özümseyen hatip, irticalen yapmış olduğu konuşmaları sanki o anın verdiği ilhamla yapıyormuş hissi uyandırır. İşte bunu başaran biri, topluluk önünde konuşmanın zirvesine ulaşmış demektir.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı