Eğitim

Dizi(nin) Dibinde

Çocuğunun dizinin dibinden ayrılmasını istemeyen ebeveynler artık rahat olsunlar. Zira çocuklar dizinin dibinde büyüyor şimdi. Sözünü ettiğim “dizi” televizyonlarda arz-ı endam ediyor.

Çocukları bırakın, dizi bizi de mahvediyor: Tembelleştiriyor, köreltiyor, oyalıyor… Tanımadığımız insanlar hakkında dedikodu yapmamıza sebep oluyor. Ekran karşısında iradesi zayıf insanların dizinin bağı çözülüyor. Dizi, toplumu kendine, temsil ettiği kendi değerlerine bağlıyor.

İnsanları televizyon bağımlısı yapma telaşı kalmadı mâlum. Şimdi, gönüllü seyircileri kendi kanalına çekme kavgası verildiği için, diziler TV kanallarına bu konuda büyük katkı sağlıyor.

Dizi yapımcıları büyük bir ciddiyet ve yoğun bir çabayla ürünlerini hazırlıyor. Türlü pazarlama teknikleriyle alıcı (seyirci) karşısına çıkan dizi, kahramanlarıyla birlikte oturma odamıza yerleşiyor.

Bazı bölümler yoğun istek üzerine yeniden yayınlanıyor. Tekrar bölümlerinin yanında geniş özetler ve özel bölümler hazırlanıyor. İnternette o dizi adına siteler, bloglar, forum sayfaları açılıyor, e-posta grupları oluşturuluyor.

Böylece, televizyondan uzakken bile dizilere yakın kalmaya devam edebiliyorsunuz. Derken, dizi izlemenin dayanılmaz hafifliğiyle, programdan programa sürüklenmeye başlıyorsunuz. Zira dizi oyuncuları bir yığın programın konuğu oluyorlar.

Haber bültenlerinde “bilmem hangi dizideki olayların gerçeğe dönüştüğü” söyleniyor. Tartışma programları ise oyuncuların gerçek kişilikleriyle rolleri arasındaki bağlar üzerine yapılan derin felsefî(!) sohbetlerle uzayıp gidiyor… Böyle olunca ne oluyor? Ne olacak, dizi hayranları o dizinin yayınlandığı kanalın sadık seyircilerine dönüşüyor.

Dizi seyircisi de görevini ciddiye alıyor. Günlük, hatta haftalık işlerini dizilere göre ayarlayan seyirci, böylece programlı(!) bir hayata alışıyor. Programlı olmak, işleri önceden planlamak olduğu için, ev ahâlisiyle, çocuklarla baştan anlaşmaya varılıyor.

Dizi başlamadan önce çocuklarla bir kez daha konuşuluyor ve onlara gerekli tembihler yapılıyor, tehditler savruluyor yahut tâvizler veriliyor. Yemekler ocağa konurken altı kısık açılıyor ki reklam arasına kadar suyu tükenmesin. Evle ilgili meşguliyetlerin yanı sıra çocukların doyurulması ve günlük ibadetler bile “dizi başlamadan önce hallediverilecek(!) işler” arasına giriyor.

Odanın ısısı ve ışığı ayarlandıktan sonra rahat bir koltuğa oturuluyor. Dizinin tanıtım reklamı ve akabindeki genel reklamlar izleniyor. Reklamlar bittiğinde –odadakiler zaten sessiz olsa da- herkesin sükûneti koruması birkaç kişi tarafından ihtar ediliyor.

Diziyi sahiplenme iştiyakı, kontrolü elinde tutma hırsıyla birleşip kumanda üzerinde tesirini gösteriyor. Odadaki en kıdemli, en sâdık dizi izleyicisi, gerektiğinde sesi hızlıca yükseltebilmek amacıyla ve biri yanlışlıkla kanalı değiştirir endişesiyle uzaktan kumandayı yakınında, yanında tutuyor. Hatta uzaktan kumanda rûhen, zihnen ve bedenen televizyona odaklanan bu kişinin dizinin sıcaklığında, güvenli ellerde hayata yön veriyor.

Başta çocuk dizileri olmak üzere bu tür yayınlar, insanı gerçeklikten koparıyor. Hayatın tüm sıkıntılarından bir süreliğine kurtuluyorsunuz. Oyuncuların acılarını düşünüp konuşurken kendi dertlerinizi unutuveriyorsunuz.

Diziler, insanı okumak zahmetinden(!) de kurtarıyor. Biri size meşhur romanları, klasik eserleri sorduğunda “Okumadım, ama dizisini izledim.” diyebiliyorsunuz, o eseri okumanın daha az vakit alacağını hesaba katmadan… Zira romandaki olaylar dizide aylarca devam ediyor. Yönetmenler, edebî eserleri sizin yerinize yorumluyor, uyarlıyor, genişletiyor.

Bazı seyirciler ise kendilerini dizi yapımcısı yerine koyarak ciddi tartışmalara giriyor. Onlara göre dizilerde gördüğümüz çürümüşlükler, ibret almamız içinmiş. Dizi kahramanlarını aile fertleriyle, onların kariyerlerini kendisininkiyle kıyaslayan, dizideki mekânları eviyle karşılaştıran kaç kişi sizce ibret alıyor ve şükür duygusuyla doluyordur?

“Dizilerin bizi yansıttığı” iddialarına ne demeli? Onlar, bize ayna tutuyorlarmış. Aman tutmasınlar, gözümüzü alıyor. Sadece gözümüzü mü? Onun ardındaki beynimizi de…

Pekiyi ne yapalım? Dizi izlemeyelim de tartışma programları sayesinde deprem yahut grip uzmanı(!) mı olalım?

Hayır, televizyondan büsbütün kopalım. Tekrar bölümleriyle birlikte günün çoğunu işgal eden dizilerden kurtulduğunuzda zaten izleyecek bir şey kalmayacak, dolayısıyla ömrümüz uzayacaktır.

Emin olun, günümüz şartlarında, dizi bağımlısı değilseniz televizyon bağımlısı da değilsinizdir.

Ya çocuklar? Hayal gücü büyü kazanında buharlaşmış bir çocuğun geleceği nasıl olur? Tarihini filmlerden, edebiyatını dizilerden öğrenen; aktüaliteyi de sulandırılmış tartışma programlarıyla yakalamaya çalışan bir nesil, dizimizi dövmemize sebep olmaz mı?

İş başvurularında yahut eş seçerken “Hangi dizinin hangi karakterisin?” suâline muhâtap olmamak için bir dizi tedbir almanın zamanı gelmedi mi?

İdris Eren
[email protected]

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu