AraştırmaEğitim

“Eğitim Ciddi İştir”

Eğitimci Yönüyle Ahmed Cevdet Paşa

Zengin bir maarif, irfan ve umran sahibi olan toplumumuzun geçmişine bakıldığında doyurucu eserlerin, araştırmaların ve kaynakların yeterince ortaya konulmadığını görmek mümkün. Oysa dün bu günü belirler, bu gün yarını. Dünü bilmeyen ve anlayamayan bu günü hakkıyla yaşamayacağı gibi, yarını da asla belirleyemez.

Garip bir şekilde bilim, teknik ve bilginin inanılmaz hızına ve artışına rağmen nitelikli insan yetiştirmek noktasında büyük bir zaaf vücuda geliyor. İşte tam da bu noktada geleceği belirleyecek, vizyon sahibi, âlim ve ârif insanlar yetiştirebilmek için maziye bakmak, acil bir zaruret halini almış durumdadır.

Bunun için, her sahadan bilgi ile mücehhez olmak ve bilgiyi pratik hayatta uygulamak, çözümler sunmak özel bir çaba gerektirir. Geleceği inşa ederken tecrübelerden faydalanmak lazım gelir. Medeniyetimizin kendine mahsus ürettiği pek çok eğitim yöntemi, teorisi ve pratiği bulunmaktadır ki, bunlardan çoğu unutulmuş durumdadır. Eğitim tarihi bu noktada yeni araştırmalar yapmayı araştırılmak için bekleniyor. Eğitim tarihimizin zengin tarihi ve kültürel mirasını teorik ve pratik birikimleri yeterince inceleyen çalışmalar yeterli sayılmaz.  Bu alana katkı veren önemli çalışmalardan biri, Osmanlı Türk eğitim mirasının öncü isimlerinden biri olan Ahmed Cevdet Paşa’nın eğitimciliğini ön plana alarak hazırlanan araştırma eseridir.

Eğitim gayreti

Ahmed Cevdet Paşa’nın eğitimdeki teorik ve pratik uygulamalarını ortaya koyan eğitim tarihçisi Mustafa GÜNDÜZ, birinci el kaynaklardan hareketle hazırladığı çalışmasında Paşa’nın farklı eğitimci cephelerini aydınlatmaya çalışmaktadır.

Ahmed Cevdet Paşa’yı çağının ilim adamlarından farklı kılan nedir diye bir soru sorulduğunda şu cevap karşımıza çıkıyor. “Ahmet Cevdet’i çağındaki diğer insanlardan farklı kılan, yetişme tarzıydı. Çocukluğundan itibaren öğrenme iştiyakı ve gayreti, ilme karşı meyili onu eğitim tarihi açısından mühim bir noktaya taşımıştır. Osmanlı deyimi ile o “mektep, medrese ve tekke” formasyonlarını bünyesinde birleştirmiş, ilmin iki cihetine vakıf olmuştu. İlmin maddi ve manevi cihetini öğrenip  “külli ilmi” (ilmin bütünü) elde etmişti. Teoriyle pratiği birleştirip “ilim ve amel adamı” olmuştu.”

Kısa süreliğine de olsa üç ayrı zamanda Maarif Nazırlığı da yapan Ahmed Cevdet Paşa, Osmanlı’nın son döneminde pek çok yeniliğin mimarı olmuştur. Öyle ki, 1850’lerden vefat tarihi 1893’e kadar yapılan bütün devlet işlerinde onun bir şekilde etki ve katkısını görmek mümkündür. Özellikle eğitim hayatına çok büyük katkıları olmuştur. Pek çok ders kitabı yazmış, pek çok yeni okulun ve dersin açılmasına liderlik etmiştir. Bazı dersleri bizzat vermiştir. “Meclis-i Maarifin kurulmasından Darülmuallimin, Darülfünunun, Encümen-i Daniş, Maarif Nezareti, İbtidailer, İdadiler, Hukuk Mektebi gibi eğitim kurumlarının ortaya çıkmasında onun rolü büyüktür.” En mühim işlerinden biri ilk defa Kur’an-ı Kerim’in devlet matbaasında bastırılmasıdır.

Eğitim açısından medeniyet

Ahmet Cevdet Paşa İbn-i Haldun’un son şakirdi olarak bilinir. Ondan etkilenerek, insanın tab’an medenî olduğunu söyler ve bu medeniliği temin eden maariftir. En çok üzerinde durduğu mevzulardan biri eğitimin yaygınlaşması, nitelikli bir yapının oluşmasıdır. Bütün eserlerinde topluma faydalı olmak niyetindedir. En temel derdi, Müslümanların içinde yaşadıkları buhranlı dünyada özlerini koruyarak gelişmeleridir. Hayatı boyunca bu niyeti kendine düstur edinmiştir.

Bugüne kadar hukukçu, tarihçi, dilci ve kısmen de sosyolog kimliğiyle tanıdığımız 19. Yüzyılın büyük âlimi Ahmed Cevdet Paşa’nın belki de en önemli vasıflarından biri eğitimciliğidir. Eğitim dünyasına hem teorik hem pratik yönleri ile kalıcı hizmetleri olmuştur.

Eğitim kurumlarında yapılan haksızlıklara da karşı gelmektedir, sağlıklı bir eğitim teşkilatının kurulabilmesi için gayret etmiştir. Sürekli yandaşçılık ve adam kayırmacılıktan şikâyetçi olmuştur. “Eğitim işleriyle uğraşanların meselenin önemini kavrayamadıklarını ve bu yüzden de sürekli gayri ciddi kararların alındığını, hiçbir şekilde tutarlı davranılmadığını ifade etmiştir.” Bununla alakalı bir mevzuyu Tezâkir kitabında yazmıştır.

Osmanlı’da eğitim deyince tabii ki akla medrese gelir. Medreselerle beraber ilmiye sınıfının bozulmasına çok içerler Ahmed Cevdet Paşa, bunu da sık sık eserlerinde dile getirir.  En önemli sebep “sosyal, siyasî ve kültürel batılılaşma ve sekülerleşme hadisesidir.”

Eğitimin can damarı ilmiye sınıfıdır

Tanzimat yıllarından itibaren ilmiye sınıfı zamanın gerektirdiği değişim ve dönüşümü tam olarak sağlayamadığından, devletteki nüfuzları giderek azaltılmış ve muhalifler başarılı olmuştur. Medrese usulü ile yetişenlerin yerine Avrupaî zihniyete bürünen aydın tipler ortaya çıkmıştır.

Cevded Paşa’ya göre toplum nizam ve huzurunun kaynağı ilmiye sınıfının sağlamlığındadır. İlmiye sınıfının bozulmasının sebebi devlet işlerine ehil insanların seçilememesi ve liyakat sahibi olmamalarıdır.

Bu güne kadar hukukçu, tarihçi, dilci ve kısmen de sosyolog kimliğiyle tanıdığımız 19. Yüzyılın büyük âlimi Ahmed Cevdet Paşa’nın belki de en önemli vasıflarından biri eğitimciliğidir. Eğitim dünyasına hem teorik hem pratik yönleri ile kalıcı hizmetleri olmuştur. Türkiye’nin pek çok modern eğitim kurumu onun öncülüğünde inşa edilmiştir. Bunların yanında Cevdet Paşa örnek bir aile reisidir. İki kızı ve oğlunu üst düzeyde yetiştirmiş, onların eğitimleriyle doğrudan ilgilenmiştir. Aile ve toplum hayatı yönüyle tam bir muhafazakâr olarak niteleyebileceğimiz Cevdet Paşa’nın modernist eğitim düşünce ve uygulamalarını Gündüz’ün Eğitimci Yönüyle Ahmed Cevdet Paşa eserinden derinlemesine öğrenmek ve böylece başta kendimize, sonra da en yakınlarımıza faydalı olmak kabildir.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı