Eğitim Sistemimizde Öğrencinin Yeri

0

Aileler ilk ciddi imtihanlarını 8. Sınıf sonunda veriyorlar. Anadolu lisesini kazanamayan çocuklar genel liseye gönderilmeli mi, yoksa meslek lisesine mi? Genel liseye verdiklerinde, üniversite sınavını ya kazanamazsa? Meslek lisesine verdiklerinde ise üniversite keşke genel liseye verseydik pişmanlığı yaşanır mı? İşte bu durumda karar vermek aileler için kolay olmuyor. En kötüsü ise liseye başladığınızda sistemin değişmesi. Lise 3 e veya lise sona geldiğinizde sistem değişmişse yeni duruma nasıl uyum sağlayacaksınız?

Sorunların çözümü sistemin kendisinde olduğu gibi biz de sistem ya da sistemsizlik içerisinde kendi çözüm yollarımızı bulmak zorundayız. Öncelikle eğitimin her noktasını düşünerek değişen durumları hemen görüp önlemlerini alabilen bir rehberlik uygulaması. Sonra çocukların yeteneklerini önceden tespit edip doğru yönlendirme ile üniversite kapılarındaki kaybedilecek yılların en aza indirilmesi. Her ne kadar sistem kuranlar bu konularda planlamalar yapsalar da her veli ve eğitim kurumu öğrencilerini sitemin akışına bırakmamalı öğrenciyi ve sistemin o anki durumunu analiz ederek tedbirlerini yeri geldiğince almalıdır.

Aileler üniversite sınavına öğrencilerinden daha bağımlı hale geldiler. Bu ne derece doğrudur? Herkes üniversite okumalı mı? Herkes üniversite okuyabilir mi? Üniversite okuyamamak dünyanın sonu mudur? Bunun için neler yapılmalıdır? Üniversite okuyamayacak öğrenciyi hangi yaş gurubunda tespit etmek gerekir? Okuyanlara ve okumayanlara ne gibi imkânlar hazırlamak gerekir? İşte bütün bu soruların cevabı titizlikle araştırılıp, doğru planlamalar yapılmalı. Genel geçer bir düzenleme yapılıp ancak gerekiyorsa üzerinde çok ufak değişiklikler yapılabilecek, sağlam bir eğitim sisteminin ortaya konulmalı. Değişikliklerin çok olması öğrenciler, aileler eğitim kurumlarını zor durumda bırakıyor.

Sınav sisteminin doğuşu

Üniversitelere mevcut kontenjandan fazla talep olmaya başlaması ile bir seçme işlemi yapmak zorunluluk haline geldi. Sadece Türkiye de değil dünyanın muhtelif ülkelerinde farklı üniversiteler belli sınırlandırmalar getirerek öğrenci seçmektedirler. Dünyada çok çeşitli giriş sistemleri mevcuttur. Bu sistemlerin oluşmasında devletlerin yönetim şekilleri, ülkelerin nüfusu, arz talep dengesi, ülkenin değerleri ve kültürü gibi çok sayıda etken rol almaktadır. Bunun için tek bir doğru giriş sistemi vardır demek doğru olmaz.

Yurt Dışında Sınavlar

Almanya, Fransa, İngiltere, Arnavutluk, Polonya, İtalya,  Avusturya  gibi Avrupa ülkelerinin yanında,  Hong Kong, Malta ve Singapur gibi dünyanın bir çok ülkesinde  lise bitirme veya olgunluk sınavları yapılmaktadır. Bu ülkelerin çoğunda sınavlarda başarılı olan öğrenciler doğrudan üniversitelere girerler. Bazı ülkelerde ise sınavların yanı sıra ders notları ve üniversitelerin belirleyeceği bazı şartlar da etkilidir. Türkiye gibi öğrencinin çok, kontenjanın az olduğu Çin, Japonya ve Rusya gibi ülkelerde üniversiteye girişte merkezi sınavla öğrenci alınmaktadır. Merkezi sistemin olması kargaşanın en aza inmesi açısından önemlidir.

Japon Sınav Sistemi

Japonya’da zorunlu eğitim 6 yıl ilköğretim ve 3 yıl ortaöğretim olmak üzere toplam 9 yıl. Dokuz yılı tamamlayan öğrenci dilerse “kolej” eğitimine denk 3 yıllık eğitim alıyor ve öğrenimini tamamlıyor, dilerse 3 yıl normal lise okuyup ardından üniversiteye giriyor.

Eğitim yalnız devlet tekelinde değil tabii, özel kurumlar tarafından da veriliyor aynı zamanda. Ancak devlet okullarında okumak isteğinin bedeli var: sınav! Herhangi bir kademeden diğerine geçişte tabir yerindeyse “rüştünü ispat edeceksin”! Fakat özel okullarda aynı kayıt geçerli değil; bir defa girdiniz mi içeriye dilediğiniz yere kadar öğrenim görme imkânınız var. Tabii, sınıfı geçmek şartıyla!

Okullara giriş sınavı, özellikle üniversiteye giriş imtihanının hayli zor olduğu söyleniyor; hatta bu fena şöhretinden ötürü sınava bir de lakap takılmış: “Cehennem Sınavı!”. Köprüyü ilk seferde geçemeyip kendini cehennem ateşinde bulan ve üniversite hayalini bir yıl daha erteleyen biçare öğrencilerin de bir unvanı var: Ronin, yani ustasını kaybetmiş samuray!

Türkiye’deki sınavla kıyas etmek oradaki sınava giremediğimiz için şimdilik mümkün değil; en azından kesin konuşamayız. Fakat Japonlar emin olsunlar ki bizim sınavlarımız da birer cehennem değilse bile, kesinlikle “Kâbus”!

Türkiye’deki uygulamalar

Üniversiteler ÖSYM’nin kurulduğu 1974 yılına kadar öğrencilerini kendileri seçiyorlardı. Bu tarihte sınavların tek merkezden yapılması kararı alındı. 1974 ve 1975’te sınavlar sabah ve öğlen olmak üzere iki oturumda, 1976-1980 arasında ise aynı günde tek oturumda uygulandı. Sınavın ismi Üniversitelerarası Seçme Sınavı(ÜSS) idi. 1981’den itibaren ise iki basamaklı sınav dönemi başladı. İlk ayağı nisan ayında ÜSS, ikinci ayağı ise haziran ayında ÜYS(Üniversitelerarası Yerleştirme Sınavı) olarak uygulandı. 1983’ten itibaren isimleri Öğrenci Seçme Sınavı(ÖSS) ve Öğrenci Yerleştirme Sınavı(ÖYS) olarak kullanıldı. 1987’de adaylara sınavda testlerin hepsini değil, girmek istediği bölüme göre gereken testleri çözme hakkı verildi. 1999’da ÖYS kaldırılarak ÖSS adıyla tek sınav yapılmasına karar verildi. Bu sınav eski ÖSS gibi temel konulardan sorulan sorularla yapılmaya devam etti. Orta öğretim başarı puanı (OBP) uygulamasıyla öğrencilerin lise alanlarına göre yükseköğretime geçmesi sağlandı.

Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) nedir?

Sınava başvuran her adayın ortaöğretimdeki başarı durumları göz önünde tutularak  ortaöğretim başarı puanı hesaplanır.

Mezun durumda olanların diploma/mezuniyet  notları

Mezun durumda olmayanların okullarınca diploma/mezuniyet notuna benzer  şekilde hesaplanacak başarı ortalamaları göz önünde tutularak hesaplanır.

Açıköğretim lisesi öğrencilerinin ortaöğretim başarı puanları hesaplanırken, her il bir okul olarak kabul edilir.

Bütün öğrencilerin ortaöğretim başarı puanları hesaplanarak ÖSYM”nin bilgi işlem kayıtlarına aktarılır.

ÖSS”ye başvurma sırasında mezun durumda olan adaylar daha önceki yıllarda ÖSS”ye girmiş iseler ÖSYM”de kayıtlı olan ortaöğretim başarı puanları kullanılır.

Ortaöğretim başarı puanları hesaplanan adayların puanları daha sonraki yıllarda değişmeden aynen kullanılır.

Okul kodunu, diploma notunu, not sistemini ve bitirme yılını kodlamayan adayların ortaöğretim başarı puanları ÖSYM”ce en düşük ortaöğretim başarı puanı olarak belirlenir.

.

Meslek lisesi mezunlarına 2002 yılında sınavsız geçiş hakkı verilerek sınava girmeden, orta öğretim başarı puanlarıyla iki yıllık ilgili bölümlere girmeleri sağlandı. Ayrıca getirilen bir katsayı uygulamasıyla meslek lisesi mezunları kendi bölümlerinin öğretmenliklerine girerken ek puan aldılar, fakat başka bölümlere girmeleri neredeyse imkansız hale geldi. Bu da yıllardır süre gelen tartışmalara neden oldu. Örneğin, bütün soruları doğru cevaplayan okul birincisi bir meslek lisesi mezunu bile, tıp veya mühendislik gibi alan dışı tercih yapmak istediğinde aynı seviyedeki bir genel lise mezununa göre 50 puan geride başlamak durumunda kalıyordu. Daha düşük puan aralıklarında bu fark 25-30 lara kadar inebiliyor sa da yine de bu durum alan dışı bir bölümü kazanmayı neredeyse imkansız hale getiriyordu.

“Bugünkü ortaöğretim sistemi; kendini ifade etmede zorlanan, sorun çözme becerisi yeterince gelişmemiş, sosyal etkinlik deneyimi olmayan, toplumdan kopuk, ortaöğretimin temel amaçları ile yoğrulmamış bir lise mezunu profilinin yetişmesine yol açmaktadır.”

Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, YÖK Yayınları, Ankara 2007.

1999’da uygulamaya başlanılan temel konulardan seçilen soruların olduğu tek basamaklı sınav sistemi üniversitelerde ve liselerde bir takım sıkıntılara yol açtı. Öğrenciler ÖSS de ağırlıklı olarak lise 1 müfredatından sorumlu oldukları için lise 2 ve lise 3. Sınıflarda okul derslerine önem vermez oldular. Bu durum hem lise yönetimlerini sıkıntıya soktuğu gibi üniversitede okutulacak olan derslerin temeli lise 2 ve lise 3 konuları olduğu için kazanan öğrenciler üniversitelerdeki öğretim görevlileri de zor durumda bıraktılar. Üniversite hocalarından ve liselerden gelen baskılar sonucu 2006’da önemli bir değişiklik gerçekleşti. Tek oturumda yapılan ancak iki bölümlü bir sınav uygulaması getirildi. Bu sistem yukarıda bahsettiğimiz sıkıntıları nispeten ortadan kaldırdı. Fakat bu arada liseyi eski sistemde bitirip, sınava tekrar girmeyi düşünen adaylar kendilerinin mağdur edildiğini söylemeye başladılar.

xxxxxxxxxxxxxxxx

2010 yılında uygulamaya başlanacak olan yeni bir sistem açıklandı. Bu açıklanan sistemde sınavın hem ismi hem uygulama şekli değiştirildi. Nisan ayında YGS(Yükseköğrenime Geçiş Sınavı), haziran ayında LYS(Lisans Yerleştirme Sınavı). YGS de öğrenciler temel konulardan sorularla karşılaşacaklar, LYS de ise lise müfredatından dersler birbirinden ayrı olacak şekilde sorularla karşılaşacaklar. LYS nin uygulama şekli de daha önceki yıllardan çok farklı olarak beş ayrı oturumda yapılacak. Bu sisteme neden gerek duyulduğunu, artılarını ve eksilerini, ayrıntılarını bir sonraki sayıda anlatacağız.

Ne anlamak gerekir

8.sınıf sonundaki yönlendirme öğrencinin eğitim hayatı açısından son derece önemlidir. Veliler kendilerini tek bir lise türüne bağımlı zannetmemeleri gerekmektedir. Türkiye de genel liseler, Açık öğretim liseleri, Çok programlı liseler, Ticaret meslek liseleri, Endüstri meslek liseleri gibi 12 bölümde 95 lise türünün olduğunu biliyor muydunuz? Veli ve Rehber öğretmen beraber hareket ederek öğrencinin durumunu ailenin yapısını göz önünde bulundurarak bu okullardan en uygun olanı seçmelidirler.

Üniversiteye hazırlanan öğrencilerin bu yazıda dikkat etmeleri gereken şey ise her ne kadar sınav sistemleri değişse de soru tipleri birbirinden etkilenmektedir. Yani 1987 yılında çıkan bir soru benzer bir şekilde 2010 yılında karşımıza çıkabilir. Tavsiyemiz öğrenciler belli bir bilgi seviyesinin üzerine çıktıktan sonra 1975 yılından itibaren düzenli olarak yapılan sınavları kendilerine uygulamaları iyi netice verecektir.

(Toplam 130 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.