Eğitim

Osmanlı Eğitim Modeli

Dünyanın ilk 5 üniversitesi arasına giren Harward, MIT, Stanford, Yale gibi üniversitelerde yetişenler ABD’de kongreye, İngiltere’de Cambridge, London, Oxford Üniversitelerinde yetişenlerin çoğunluğu ise avam kamarasına  seçilir. Yine Rusya’da Saint Petersburg Üniversitesi, Avusturya’da Viyana Teknik, İtalya’da Free Madrid, Almanya’da Free Berlin üniversitelerinde yetişenler de genelde devletin üst kademelerine yönetici olarak yetiştirilir. Bu  okulların referans noktalarından biri ise Enderun mektebidir.

Osmanlı eğitim sistemi ile alakalı olarak binlerce tez, makale çalışması mevcuttur. Bu çalışmaların çoğunluğu da batılı devletler tarafından yapılmıştır. Maksat, sistemin istifade edilebilecek yönlerini görebilmektir. Osmanlı devletinin iktisadi, ticari ya da hukuki yapısından daha çok eğitim sistemi bugünün gelişmiş devletleri tarafından örnek alınmıştır. Sebebi ise devletin yüzyıllardır sistemli bir şekilde devam edebilmesinin dayanak noktası olarak eğitim sisteminin görülmesidir. Osmanlı eğitim sistemi içerisinde ise devlete lider yetiştirme özelliği ile diğerlerinden ayrılan Enderun mektebidir.

Enderun Mektebi Osmanlı Devleti’nde mülkî, idarî, diplomatik ve diğer önemli kadronun yetiştirildiği yerdir. Bu bağlamda Enderun Mektebi, dünyanın ilk “kamu yönetimi okulu” olarak nitelendirilebilir.  Osmanlı’yı cihan devleti yapan kurumların en başında bu Enderun Mektebi gelir ki, Osmanlı Devleti’nin ihtiyaç duyduğu devlet adamı kadrosu bu mektepten yetiştirilmiştir.

Bu mektepte öğrenciler, üstün zekâlılara ve çeşitli yeteneklere yönelik programlar ve testlerle, ortalama 15 yıllık bir eğitimden geçirilirdi.  Bu sürecin sonunda devletin ihtiyaç duyduğu üst düzey idarî/bürokratik ve askerî personelin yetişmesi sağlanmış olurdu. Nitekim bu konuda, önde gelen tanınmış psikologlardan Amerikalı Lewis Terman (Stanford-Binet adlı zekâ testini bulan kişi) zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test yönteminin, Osmanlılarda Enderun mektebine seçilen öğrenciler için uygulandığını söylemiştir.

Bugün Amerika ve İngiltere başta olmak üzere eğitim sistemi gelişmiş ülkelerde Enderun sisteminin uygulandığı görülmektedir. Örneğin; Amerika’da dünyanın ilk 5 üniversitesi arasına giren Harward, MIT, Stanford, Yale gibi üniversitelerden yetişenlerin bir kısmını kongre üyesi olarak görmekteyiz. İngiltere’de Cambridge, London, Oxford Üniversiteleri devlette ihtiyaç duyulan kadroları yetiştiriyor. Yine Rusya’da Enderun sisteminde Saint Petersburg Üniversitesi, Avusturya’da Viyana Teknik, İtalya’da Free Madrid, Almanya’da Free Berlin… örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu okulların ortak özelliği, lider yetiştiriyor olmalarıdır. Bahsedilen ülkelerde sadece kabine üyelerinin en az üçte biri bu okullardan mezun olmuştur.

Eğitim sisteminin temel dayanakları

Osmanlı eğitim sisteminin temeli, okul öncesi dönemden başlayarak uzunca bir süreci içine alır. Bu süreçte en dikkat çekici noktalar, eğitim sisteminin boşluk götürmeyeceği kanaatiyle ayrıntılı olarak planlanmasıdır. Biz bu plandan az bilinen ikisinin diğerlerine temel olduğunu düşündüğümüz için sizlere anlatma ihtiyacı hissettik. Onlardan birincisi okul öncesi eğitim. Diğeri ise okul öncesi dönemde temelleri atılan öğretmen öğrenci ve veli ilişkisidir.

Osmanlı geleneklerinde bir çocuğun çoğunlukla 4 yaş 4 ay 4 günlük olduğunda ‘ilk mektebe’ başladığını biliyoruz. Bazı kaynaklar, Osmanlı’da çocukların mektebe başlama yaşlarının kesin bir sınırı olmasa da çocuğun fizikî ve zihnî gelişimine göre 3 – 3,5 yaşında da mektebe gidebilmekte olduğu belirtir. Bugün ülke olarak gelinen noktaya baktığımızda “7 çok geç” gibi kampanya yapan sivil toplum kuruluşları, Milli Eğitim yetkilileri çocukların 3-4 yaşlarında okula başlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Hatta okul öncesi eğitim yaşını 6’dan 4’e indirme çalışmalarının yapıldığı yetkililer tarafından ifade edilmektedir.

Osmanlı eğitim sisteminde 4 yaş, 4 ay ve 4 günün önemi

Öncelikle kişinin zekâsının en açık olduğu zaman diye ifade edilmiş olan bu dönemde Peygamber Efendimiz torunlarına ve diğer çocuklara bazı dua ve sureleri bu yaşta öğretmiştir. Hatta Hazreti Hasan’ın “Rasülullah (S.A.V.) bana 4 yaşında iken bazı kelimeler öğretti, onları vitirde okuyorum1” buyurması da buna güzel bir misaldir.

Osmanlı Devleti’nde, 4-7 yaş arasındaki çocukların mektebe ilk başlama merasimle olup adı Bed-i Besmele (besmeleye başlamak) idi. Bu merasim esnasında edilen dualara yüksek sesle “âmin” denilmesi sebebiyle halk arasında “Âmin Alayı” da denilmekteydi.

Osmanlı’da okula başlayacak çocuğa ailenin maddi durumuna göre ya yeni giysiler alınır ya da mevcutlarından en yenileri giydirilerek hazırlık tamamlanır. Merasim için evde hazırlanan tatlılar (gelenlere) dağıtılır, ilahiler ve dualar eşliğinde çocuk evinden çıkarak okula gelir. Ardından hocasının karşısına otururdu. Hocası çocuğa ilk önce besmele çektirerek ‘rabbiyessir’ duasını okutur. Ve sonra ilk ders başlar: “Bu Elif!”

Osmanlı’da eğitime başlangıcın ilk adımı Kur’an’ı öğrenmekle başlıyor ve sonra taşlar üst üste bina ediliyordu. Eğitimin ilk aşaması olan mahalle mekteplerinin hedefi ise çok basit ve gerçekçiydi. O da çocukları sosyal hayata hazırlamak, onlara temel dini ve dünyevi bilgileri kazandırmaktı.

Bugünkü eğitim sistemiyle karşılaştırdığımızda ilkokul seviyesinde olan Sıbyan Mektepleri, 5-12 yaş aralığındaki çocukların ilk eğitimlerini almaları için kurulmuş müesseselerdir. Öncelikli gayesi, çocuklara Kur’an-ı Kerim, dinî bilgiler ve okuma yazma öğretmek olan bu mekteplerin programları, süreç içerisinde değişiklikler arz etmiştir.

Evliya Çelebi 17. yüzyılın ortalarında İstanbul’daki sıbyan mektebi sayısının 1299 olduğu bilgisini vermektedir.2 O dönemde İstanbul’da mevcut bulunan nüfusun 800 000 olduğu düşünülürse resim daha net anlaşılmaktadır.  Yine Seyahatname’de, Adana’da 40 sıbyan mektebi bulunduğundan bahsedilmektedir.3 Bursa’da klasik dönemde 134 adet sıbyan mektebi mevcutken,4 Uzunçarşılı, 15. ve 16. yüzyıllarda Rumeli eyaletinin merkez sancağında 60, Anadolu eyaletinde 154, Nefs-i Amasya’da 200, Sıbyan Mektebinden bahsediyor.

Öğretmenin otoritesi pekiştirilmeye çalışılırdı

Mekteplerde disiplinin nasıl sağlandığı meselesi bugün bile tartışılan konular arasındadır. Kaynaklar bu konuda, klâsik dönemdeki mahkeme kayıtlarında, çocuğunun dövüldüğü iddiasıyla muallimden şikâyet eden bir veliye rastlamadığını söylemekle beraber; bu hususun böyle bir şeyin asla olmadığı noktasında kesin delil teşkil etmeyeceğini de belirtmektedir. Bu tür şikâyetlerin, Osmanlı’nın ancak son iki yüzyılında mahkemelere ulaştığı bilgisini vermektedir.6 Nitekim Fatih Vakfiyesi’nde, muallim yardımcısı olan halifenin, çocuklara bilmedikleri mevzuları yumuşaklıkla anlatmaları emredilmektedir.

Bu konu ile alakalı bazı tarihçilerin, Osmanlı eğitim sisteminde klasik dönemlerde bile dayak mevcut diyerek izafe ettikleri iki hadise vardır.

İkinci Mehmet, çocukluğunda kendisini okutmak için gelen hocaların hiçbirisiyle anlaşamamış ve hocaları onu okutmaya muvaffak olamamışlardır. Şehzadenin okumayı sökmesi, Yeşil Sultaniye Medresesi müderrisi Molla Yegân’ın hac dönüşü Mısır’a uğradığında karşılaşıp Anadolu’ya davet ettiği Molla Gürânî sayesinde olmuştur. Şehzadenin durumundan haberdar edilen Molla Gürânî’nin ilk derse değnekle girdiği, değneğin ne işe yaradığını soran şehzadeye hocanın, okumakta gevşeklik gösterdiği takdirde babasının emriyle değneğe müracaat edeceğini söylediği rivayet edilmektedir.7

Tarikü’l-Edeb’de benzer bir hadisenin Yıldırım Bayezit’in oğlu şehzade Süleyman’ın başından geçtiği anlatılmaktadır. Şehzadenin hocası, “Padişah oğludur, terbiye olsun” diyerek şehzadeyle fazlaca ilgilenmekte ve sopayla döveceği hususunda korkutmaktadır. Bu durumdan rahatsız olan şehzade, hocayı babasına şikâyet eder ve derse gitmek istemez. Yıldırım Bayezit, “Oğlum, ben yarın gidip de öğretmene bunu sorarım” der. Ertesi sabah ise hocayı durumdan haberdar edip, geldiklerinde kendisine sert davranmasını ister. Oğluyla beraber okula giden padişah, hocaya “Sen benim oğlumu nasıl döversin” deyince; öğretmen elindeki sopayı padişaha karşı tehditvarî sallamaya ve eteklerine değecek şekilde vurmaya başlar.

Böylece padişahı okuldan dışarı atar. Akşam eve gelen şehzadeye Yıldırım Bayezit’in, “Oğlum, o hoca ne yavuz imiş, beni dahi dövdü. Edebinle oturup dersine çalış.” dediği rivayet edilmektedir.8

Kaynaklarda bu hadiselerin, ailelerin öğretmene karşı çocuğa arka çıkmamaları gerektiğini vurgulamak için yapıldığı anlatılmaktadır. Olaylarla ilgili olarak birçok kaynak bize aynı vurguyu yapmasına rağmen bazı kişilerin hala yanlı bir şekilde değerlendirme yapması iyi niyetli olmadıklarının göstergesi olsa gerek.

……………………………………………………………………………………………………

DİPNOTLAR:

1  Ramazan Balcı, Rasulullah Kızlarını Nasıl Yetiştirdi, İstanbul, 2007

2  M. Şakir Ülkütaşır, “Sıbyan Mektepleri”, Türk Kültürü Dergisi, sy. 33 (1965), s. 33.

3  Kamil Şahin, “XIX. ve XX. Yüzyılda Adana İslam Sıbyan Mektepleri Üzerine Gözlemler”, 2007

4  Mefail Hızlı, Mahkeme Sicillerine Göre Osmanlı Klasik Döneminde İlköğretim ve Bursa Sıbyan Mektepleri, Bursa 1999, s. 44.

5  İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II, Ankara 1994, s. 583.

6  Süheyl Ünver, İstanbul Üniversitesi Tarihine Başlangıç Fatih, Külliyesi ve Zamanı İlim Hayatı, İstanbul 1946,

7              Mehmet Şeker, Ali b. Hüseyin el-Amasi ve Tariku’l-Edeb’i,  Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2002

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı