Eleştiri Kültürünün Kaynakları ve Sınırları

0

Avrupa’nın şüpheciliğe ve eleştiri metoduna sarılmasının kendi içinde anlaşılabilir sebepleri vardır. Bir yandan muharref bir din ve kilise taassubu, diğer yandan adaletsiz sosyal ve siyasi ilişkiler, insanları içinde bulundukları şartlara karşı eleştiriye sevk etmiştir.

Dünyanın pek çok yerinde Batı’nın bilim anlayışı ve araştırma metotları hiç sorgulanmadan kabul edilmektedir. Bunun arka planında, Batı’nın rakipsiz olarak görülen maddi üstünlüğünün bilim sahasındaki maharetinden kaynaklandığı düşüncesi yatmaktadır. Bilim ve teknoloji sahasındaki ilerlemelerin bu üstünlüğe katkısının olduğu doğrudur. Fakat Batılı güçlerin sömürgecilikle bütün dünyada yer altı ve yer üstü kaynakları yağmaladığını da göz ardı etmemek gerekir.
Batı’dan alınan bilim metotlarının biri de “eleştiri” dir. Aydınlanma Çağı olarak bilinen dönemden bu yana, “eleştiren akıl” gerek felsefede gerekse pozitif bilimlerde yegâne araç olarak görülmektedir. Bu dönem düşünürlerinden Descartes, “düşünüyorum, öyleyse varım” olarak tercüme edilen cümlesinde aslında “şüphe ediyorum, öyleyse varım” demekteydi. Alman felsefeci Kant da en önemli eserlerini “Kritik (eleştiri)” adıyla kaleme almıştı. Bu düşünce Batı kültüründe büyük izler bırakmıştır. Hatta eleştiriciliğin sadece bir ilmi metot olmadığı, toplumda yaygın bir hayat tarzı haline geldiğini söylemek yanlış olmaz.
“Aydınlanma” olarak isimlendirilen dönemde, Avrupa’nın şüpheciliğe ve eleştiri metoduna sarılmasının kendi içinde anlaşılabilir sebepleri vardır. Bir yandan muharref bir din ve kilise taassubu, diğer yandan adaletsiz sosyal ve siyasi ilişkiler, insanları içinde bulundukları şartlara karşı eleştiriye sevk etmiştir. Fakat çıkış noktasında meşru bir araç olarak görülen bu davranışların beklenen faydayı ne ölçüde sağlayabildiği tartışmalıdır. Günümüzde Batı dünyasının ve takipçilerinin içinde bulunduğu buhranlar bu konuda bir fikir verebilir.

(Toplam 106 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.