Hikaye ve Günlükler

Elmalı Turta Ve Berceste Kulübü

Kucağında baktıkça daha da yabancılaşan bir mektupla, dedesinin yadigarı koltuğa yerleşmişti. Saygıdeğer bir beyefendiyi andıran paslı posta kutusundan bu sabah almıştı ve tüm öğleden sonra öylece bakmıştı. Bir albümde yanında gördüğü, omzuna el atan ve gülümseyen o genci hatırlamaya çalışırmış gibi baktı. O hatırlamamaya, fotoğraftaki adam gülümsemeye, mektup da kucağında durmaya devam ediyordu. Mektubu açtığında içindeki kelimeler, etrafa saçılıverecekmiş gibi korkuyla yavaş yavaş sıralanmaya başladı.

Bahçedeki badem ağacı, usulca pencereyi tıkladı. “Gel” dedi. “Sana o mektubu okuyayım, fotoğraftakinin kim olduğunu fısıldayayım.” Hiç düşünmeden kabul etti. Ağaç, onu kollarına aldı ve gölgesine bıraktı. Beş genç, onun geldiğinden habersiz ağacın altında oturmuş sohbet ediyorlardı. En ortalarındaki, cevvalce divan edebiyatından kasideler, bercesteler okuyor, manalar veriyordu. Yanındaki, sessizce defterine bir şeyler yazıyor, tebessümle anlatılanları dinliyordu.

Diğerlerinin yüzü dışarıya dönüktü. “Ne yazıyorsun Nedim?” diye sordu, sırtı dönük olanlardan biri. “Bâkî’ye hiciv yazıyorum.” diye sakince cevap verdi. En ortada oturan genç hemen atıldı “Ne istersin ey Nedim’i! Şu Nâbî var idi, niye düşman belledin Bâkî’yi.” öyle sitemli ve kafiyeli sormuştu ki dinleyen biri, divan edebiyatından zaman ötesi sahne izlediğini zannederdi. Oysaki, lise son sınıfa giden beş genç toplanmış, kendince eğleniyor idi. Öylesine kendilerini sohbete kaptırmışlardı. Kendi halinde, aralarına gelip oturan bu adamı fark etmemişlerdi. “Neyse bırakalım Nedim’i, yiyelim elmalı turtamızı, edelim hoş kelam.” sırtı dönük Nâbî’den geldi cevap: “Bâkî dedikçe bâkî kaldı sende bu hal, Korkum olacak zihnine bir hal” cevap hiç gecikmeden gelmişti. “Nâbî bırak bu uğraşları, uzat elmalı turtayı.” Hep bir ağızdan güldüler.

Tam bir lokma alacakları esnada “Durun” dedi. Nedim, “Unuttunuz mu, 17 yaşımızdan 27 yaşımıza mektup yazacaktık.” ve cevap vermelerine fırsat vermeden ellerine bir kağıt tutuşturdu. “Yaz ey genç kardeş, bu nazik bir davet, gençliğin elbet bir gün bitecek, mektubunu nedime emanet et.” Hepsi uzatılan kağıtları aldı. İçlerinden biri “Doğru der Nedim, gençlik sanki bâkî mi?“ dedi. Bir müddet mektup yazmakla meşgul oldular. İzleyen ise gençleri, tanıyormuşçasına aralarında sakince oturdu. Mektup bitmeden turtaya kimse el sürmedi.

Yazmaları saatler sürmüş gibiydi; halbuki birkaç dakikayı da geçmemişti. Sonra mektupları özenle katladılar. En sona Bâkî kaldı. Bâkî de mektubunu bitirince, hepsi o âna kadar varlığını fark etmedikleri, gelip yanlarına oturan o adama baktılar. Belki de o, onları fark etmemişti. “Bu senin” dedi içlerinden biri. Yüzünü seçemedi. O ise korkuyla irkildi. Badem ağacı, köklerini toplayıp pencerenin dışına koştu. Dedesinin rahat koltuğu, hasta yatağına; paslı posta kutusu, beyaz saçlı doktora dönüştü.

Gençler başında bir 10 yıl büyümüştü. “Sizi anlıyorum. Fakat dediğim gibi hastalığın son mertebesinde, kendini bile hatırlayamıyor çoğu zaman. Sizi hatırlamasına imkan yok.” Gençler birbirlerine umutsuzca baktılar. O ise bir yandan nerede gördüğünü bile bilmediği o fotoğrafta, omzuna dolanan o elin kimin olduğunu düşünüyor. Bir yandan da az önce duyduğu, kimin dediğini bilmediği o dizeleri düşünüyordu. “Ne hastalık bâkî ne dert bâkî, sensiz olduk biz nâbî, unutman etti bizi nedamet ehli, hatırla bizi ey Bâkî.”

Ve ağlamaya başladı. Sanki badem ağacı, onun gözyaşları ile büyüyecekmiş gibi. Fotoğraftaki genci tanıyacakmış gibi. O beş genç, mektuplarını şimdi burada, bu hastane odasında açıp okuyacak, birbirlerine sarılıp eski günleri yâd edecek, o da berceste ve elmalı turta ile dolacakmış. Doktor bu halini görünce, gençlere kızdı. “Bakın şu an zaten fiziken zor bir durumda. Lütfen ruhen de yormayın. Lütfen dışarı çıkın.”

Mecbur kabulleniyor gençler, bu hali görüp, bu sözleri işitince. Badem ağacının kenarındaki bu hastane odasını, bir tabak elmalı turta kokusu sarıyor. Gençler, yavaş adımlarla uzaklaşıyor. Bâkî ise dedesinin koltuğunda, başında paslı posta kutusunun verdiği sakinleştirici ile bir uykuya dalıyor. Başucunda açılmamış o mektup kalıyor. “Tanıyamam belki sizi, dedemin hastalığı bana da aksetti, bir badem ağacı gölgelesin odamı, hayat hikayem kaplasın bir kitap sayfasını…”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı