En Değerlimiz Değerlerimizdir

1

Madenlerin ve taşların değerlerini ifade eden bir takım birimler vardır. Altının 22 ayarı 18 ayarından makbuldür. Ayarı yüksek olan altının değerli olduğu gibi insanların da milli, manevi, kültürel değerlere fazla sahip olanı makbuldür. Değerlerimiz bizim davranışlarımızı, tutumlarımızı ve çevreyle iletişimimizi etkiler.

İnsani değerlerin yozlaştığı, ilişkilerin çıkara dayalı olduğu, insanların birbirine temkinle yaklaştığı günümüzde düzgün karakterli ve değeri kıymete haiz insanlar aranır hale geldi. Kişilere ve kurumlara güven azaldı. Değer ölçüsü “düzgün karakterli, erdemli, ahlaklı, doğru” olanlar da bu durumdan tabi ki tedirgin. Yeni nesillere milli, manevi ve insani değerleri aşılamak için tedirgin olanların suçladıkları yerler ise aileler, eğitim kurumları, medya organları ve buralarda söz iddia eden yönetimler.

Karakter Eğitimi Değerli İnsan Yetiştirir mi?
Eğitim kurumları ihtiyacı karşılamak için “karakter eğitimi” veya “değerler eğitimi” adı altında eğitim programları hazırlıyorlar. Ancak bu çalışmalar yüzeysel kalmakta ve karakterli insan yetiştirmek için yeterli olamamaktadır. Sebebi ise her ne kadar eğitim programları etkinliklerden oluşsa da bilgiden çıkıp insana ve hayata inmede zorlanmasıdır. Örneğin; paylaşma davranışını öğretmek için paylaşmanın ne olduğu üzerinde öğrencilerle konuşulur. Sonra bir hikâye üzerinde neyi niçin paylaştıkları hakkında tartışma başlatılır. Böyle bir çalışmada öğrenci, paylaşmanın önemini bir bilgi olarak anlamakta (bilmekte) ancak bunu bir davranış haline getirememektedir.

Drama ile öğretilmeye çalışılan değerler de bundan farksız bir sonuca ulaşmamaktadır. Mesela, hoşgörü konusunda öğrencilere senaryolar verilir. Bazı senaryolarda hoşgörülü insan işlenir, bazılarında ise hoşgörüsüz insan vardır. Öğrencilerin idraklerini güçlendirmek için yapılan bu uygulamalar, hoşgörünün tanımını ve onun bir değer olduğunu öğrencilere kabul ettirir. İstenilen davranışın oluşması daha farklı bir süreçtir. Öğrencinin manevi kodlarına işlemek gerekmektedir. İşlenilen bu kodlara toplum ve aile de sahip çıkmalıdır. Bir davranışın zararlarını bilmek ona engel olmak için yeterli değildir. Doktorlar sigaranın zararlarını en çok bilen meslek grubudur. Ancak aynı zamanda en çok sigara içen meslek gruplarından bir tanesidir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 28 – 29 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul’da düzenlediği “Değerler Eğitimi Uluslararası Konferansı”nda yerli ve yabancı akademisyenler yeni nesillere değerlerin nasıl kazandırılabile-ceği üzerinde durdular. Bunlardan önemli bulduğum birkaçına değinmek istiyorum. Bristol Üniversitesi’nden Dr. Ruth Crick “Fen dersinde kan nakli ile ilgili bir bilim adamının geliştirdiği yeni bir yöntem anlatıldıktan sonra bu bilim adamının hayatının araştırılması ödev verildi. Araştırmada zenci olması nedeniyle beyazların gittiği bir hastanede tedavi edilmediği için bu kişinin öldüğü anlatıldı. Bu araştırma sonucunda bilim adamının geliştirdiği tekniğin ve bu kişinin akılda kalmasının yanı sıra ayrımcılığın ne kadar kötü olduğu vurgulanmış oldu. Dersler; bu ve bunun gibi değerlerin verilmesi ve günlük hayattakullanımı için bir araç olmalıdır.” sözleriyle ders aralarında değerlerin işlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Fırsatı Eğitime Dönüştürmek Bir Sanattır
Fırsat eğitimin muhtevası tam olarak doldurulamasa da değerler eğitimi ülkemizde haftada bir saat gerçekleştirilen rehberlik derslerinde işlenmektedir. Ancak bunlar ders adı altında ve ders formatında işlendiği için netice alınamamaktadır. Peki, ders for-matından çıkarılıp değerler hayata indirilemez mi? Evet, indirilebilir. Bunun da eğitimde adı “fırsat eğitimi” dir. Fırsat eğitimi okulda gün içerisinde yeri geldiğinde dersi bırakıp o konuyla ilgili konuşmak, hatta daha da ileriye giderek imkan dahilinde uygulama yapmak manasına gelir. Bu, ders arasında olabileceği gibi ders ortasında, sonunda veya ders dışında da yapılabilir. Babası vefat eden bir öğrencinin sınıf arkadaşlarının uygun olan sayıda o arkadaşlarına baş sağlığına gitmeleri bir fırsat eğitimidir. Bu arada cenaze evine nasıl gidileceği, orada nasıl davranılacağı, nasıl başsağlığı dileneceği ve ne kadar kalınacağı gibi değerler öğretilebilir. Bunu aileler de yapabilir. Çocuklarına her türlü durumu bir eğitim fırsatı haline getirip onun ahlaki gelişimini destekleyebilirler.

Üniversitede öğrencilerine yaptığı sınavı bir ahlak dersine dönüştürmeyi bilen bir hocanın hikâyesini öğrencisinin ağzından paylaşmak isterim. “Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: ‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?’ Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri silerken, hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50′lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu. ‘Tabii, dahil’ dedi, hocamız… ‘İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…’ Bu dersi hayatım boyunca unutmadım.”

Model Hayat
Değerleri en kolay ve en etkili kazandırma yolu hiç şüphesiz iyi model olmaktır. Değerler büyük ölçüde sosyal öğrenme yoluyla kazanılır. Çocuklar gördüklerini yaparlar ve önemsedikleri kişileri model alırlar. Bu küçük yaşlarda model aile olurken, okul döneminde öğretmenleri ve onu etkileyen göz önündeki diğer kişiler olabilir. Evde çocuğunun yanında telefonda yalan söyleyen bir babanın çocuğuna “yalan söyleme” demesi hiç etkili olmayacaktır.

Çocuk yalanın beyazı olabileceğini veya sıkıştığında söylenebileceğini öğrenir. Ancak bir baba zor durumda kalsa bile yine doğruyu söylerse hem takdir görür hem de çocuklarına doğru olma erdemini kazandırmış olur. Eğitimciler de doğru model olmak durumundadır. Hele okulöncesi ve ilköğretim öğretmenlerinin çocuklar üzerinde etkisi oldukça fazladır. Bu yaşlarda çocuklar büyük oranda ahlaki temellerini almış olurlar.

Doğruluk, adalet, yardımlaşma, kanaat, saygı, affetmek, canlıları incitmemek, haram ve helal, sabır, iyilik, çevrecilik, çalmamak, fedakarlık, sorumluluk gibi temel değerlerin iyi öğretilmesi gerekmektedir. Yaşına uygun olarak peygamberlerin ve evliyaya ait kıssaların çocuklara anlatılması onların ahlaki gelişimlerine katkıda bulunacaktır. Yunus Emre’den doğruluğu, İmam-ı Azam’ın babası İmam-ı Sabit’ten haramdan kaçınmayı, Fatih Sultan Mehmet’ten çalışkanlığı, Eyüp Aleyhisselamdan sabrı, Ebu Hırre’den hayvanlara merhameti, Hazreti Ömer’den adaleti, Hz. Ali’den kızgınlığının üstesinden gelmeyi öğrenebilir. “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” diyen Peygamberimiz’in (S.A.V.) hayatı ise başlı başına bir ahlak dersidir.

Mahalle Baskısı mı? Sosyal Olgunluk mu?
Çocukların değerleri, çevrelerinden gördükleri tepkilerle şekillenir. Uygunsuz davranış gösteren bir çocuğun evde, okulda veya herhangi bir sosyal ortamda ikaza maruz kalması ister istemez onu değiştirmesine yardımcı olacaktır. Okulda uygunsuz davranış sergileyen bir kız öğrenciyi uyaran öğretmen, aile tarafından “Sen benim kızıma karışamazsın, sen dersini öğret!” şeklinde bir tepkiyle karşılaşabil-mektedir. Aynı şekilde komşular birbirini tanımadığı gibi birbirlerinin çocuklarına da ikazda bulunmamaktadır. Anne-baba çalıştığı için çocuğunu da yeterince kontrol edememektedir. Sosyal sistem içerisindeki bu kontrol mekanizması zayıfladığı için çocuklar zararlı dış etkilere daha açık hale gelmektedir. Sosyal baskı ; veya toplum içi otokontrol üzerimizde olmalıdır.

Değerlerin Madeni
Aile içinde etkileşimin sadece akşam yemeklerinde olmaması gerekir. Anne-babalar çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmeli, onların seviyesine inebilmeli ve iletişimlerini kuvvetli tutmalıdır. Bağların zayıf olduğu bir kişiden etkilenmemiz de o nispette az olacaktır. Ailenin aktaramadığı değerleri, istemediğimiz başka kanallar aktarmaktadır. Çocuklarımıza seçici ve sorgulayıcı olmalarını da öğretmeliyiz.

Değer Öğretmek Kimin İşi!
Değer öğretiminde sivil toplum kuruluşlarına da büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Yeni nesillere güzel ahlakı ve değerleri öğretmeyi ilke edinmiş dernek ve vakıflara destek verilmelidir. Buralara destek vermemiz bizler için birer sosyal sorumluluktur.

İnsanın değer birimi nedir?
Yukarıda bahsettiğim Değerler Eğitimi Uluslararası Konferansı’nda konuşan Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Robert Alpern, bizim eğitim sistemimizde bugün olmayan bir hususu dile getirdi. “Davranışları profesyonel olmayan öğrenci, notları iyi dahi olsa sınıfta kalmaktadır. İlk sınıfta farklı alanlardaki değerleri ölçülmektedir. 15 ayrı konuda etik sorumlulukları tanımlanmakta ve ölçülmektedir.” Bizde verilen sözlü notlarının bile derse matuf olması şartı aranmaktadır. Davranışları ders notunu etkileyemez. Dersin huzurunu bozan bir öğrencinin bu davranışı, o dersi geçip geçmemesinde hiç etkili olamamaktadır. Sabahları okula geç gelen bir öğrenci ilk dersin neresinde derse katılırsa katılsın derse alınır. Geç gelmelerin sınırlandırılmış bir sayısı ve etkili bir karşılığı yoktur. Maalesef günümüz eğitim sisteminde öğrencilere fazla rahatlık sağlama adına disiplinden taviz verilmektedir. Bu durumda saygı, sorumluluk, kurallar ve disiplin gibi pek çok değer öğretilememektedir.

Medyanın da değerler üzerinde olumsuz büyük bir tesiri ve sorumluluğu bulunmaktadır.

Toplumsal ahlakımız maalesef reytinge (izlenme oranı) kurban edilmektedir. Buna devlet televizyonları da dahildir. Çarpık ilişkiler, çocuk istismarcılığı, teşhircilik, kuvvetli olanın doğru olduğu, şiddet, ihanet, intikam, ithal kültür, milli manevi değerlerin horlanması gibi konular gizliden ve açıktan işlenmektedir. Dünyanın en çok televizyon izleme oranına sahip ülkelerden biri olduğumuz için kültür ve değer erozyonu da hızlı olmaktadır. Ebeveynler, izledikleri programları iyi seçmelidir. Uygun içerikli olmayan programların kendilerini etkilemediğini düşünseler ki onları da etkilemektedir- çocuklarına izlettirmemelidirler. Medya denetiminin daha sıkı yapılması ve bu sorumluluğunun farkında olan medya organlarının artması da gerekmektedir.

Milletler, kültürler ve insanlar ancak değerleriyle vardır. Bu konuda her kişinin başta kendisi olmak üzere çevresindeki kişiler üzerinde güzel ahlakı yaşama ve yayma sorumluluğu vardır. Çünkü insan düzelirse toplum düzelir.

(Toplam 203 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. toplumun bu değerlere bu gün daha çok ihtiyacı var, okullarda sadece eğitim verilmeye çalışılıyor, ama öğretim maalesef yok

Fikrinizi Belirtin.