Hikaye ve Günlükler

Eskiden Yeni mi Vardı!

Kelimelerin Hikayesi

Benim adım Cedîd, ‘yeni’ manasında eski bir kelimeyim. Hatırlarsınız Nizam-ı Cedîd diye Üçüncü Selim Han devrinde getirilen yenilikler vardı, o zamanları da gördüm. Oradaki manam, var olan değerleri külliyen ortadan kaldırmıyor, çağın şartlarına göre teknik olarak yeniden düzenliyordu.

Modern, postmodern, moda kavramlar eskiye düşman edilmeden önce nizam da vardı intizam da. Nev-zuhur icatlar, insanın ruh dünyasını, bilgiye, eşyaya bakışını da değiştirdi. Değişim değişim dediler, değişmek zordur da değişmeden kalmak daha da zordur. Bakın beni kaç kişi hatırlar; kaç kişi Cedîd’i biliyor.
İşin kolayı, her şeyi değiştir; yeni yaftasını vur, senden iyisi yoktur dünyada. İlime bilim, muallime öğretmen, medreseye okul, haberleşmeye iletişim de, herkes seni yeni sansın.

Aynı marka, bir ürününe her defasında “yenilenen formülü” ile yazarak bir öncesinin eskidiğini itiraf etmiyor mu? O zaman diyoruz ki “yeni”, ürünü daha iyi hale getirme stratejisi üzerine kuruludur. Yoksa kimse tekerleği yeniden yeniden icat etmiyor.

Esasında o nostalji havasında söylediğiniz “Çok, çook eskiden..” de yeni diye bir şey yoktu. Eskisi olmayanın yenisi de olmaz. “Eskimeyen dostluklar” yerine “yenilenen dostluklar” denir mi acaba?
Bir şeyin yeni olabilmesi için üzerinden zaman mı geçmesi gerekir? Yoksa birbirini tamamlayan silsileler zinciri midir?

Mesela, İslamiyet en son gönderilen bir dindi. Din Hazreti Âdem’den (a.s.) başlayıp, son Peygamber, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) ile ekmel hale gelir, tamamlanır. Sonrasında da her asırda bir, aynı kökten gelen müceddid, ekmel-i mükemmil-i kâmil, mürşid-i kâmil dini tecdid eder, yani yeniler. Bu nasıl mı oluyor?

İnsan devamlı eskidiğini, tozlandığını hisseder. O yüzden yenilenmesi gerektiğini düşünür. Bu, insanın doğuştan günahsız yaratılması ile alakalıdır. Yeniden ziyade yenilenmeye, eski ayarlarına dönmeye ihtiyaç duyar. Niyetini tashih etmesi/düzeltmesi bu yüzden mühimdir. Dinin tecdid etmesi yenilenmesi de budur.
Aynı kökten geldiğimiz Tecdid’in manası yenilenmek, tazeletme, aslına muvafık hale getirmektir. “Esvabını tecdid etti, yeniletti, temizletti, kirden tozdan arındırdı.” dersek daha anlaşılır olur. Yoksa esvabı kökten atmak, değiştirmek manası çıkmaz buradan. Tecdid işini yapana da müceddid, yenileyici denir ki; dini ancak aslına muvafık şekilde o tecdid edebilir. Yoksa tarihselcilik, kafana göre yorumlama, direkt meal okuyarak hüküm vermek değildir. Eğer bir şey sizi geliştirmiyor, size zarar veriyor “fıtrat ayarlarına” uymuyorsa istediği kadar yeni olsun, sizi eskitir.

Ben, Cedîd’in yerini alan “yeni”; Ahteri’de yeni nesne, Kamûs-i Türkî’de “kullanılmamış, nev, zühur ve hüdüsundan çok vakit geçmemiş, nev-zuhur” manasında yer alırım.

Eski Türkçe, Eski Yazı, Eski Edebiyat derler. Bu sadece tasnif, sınıflandırma kolaylığı içindir. Zamanı ifade etmekten başka bir kıymeti harbiyesi yoktur. Zira eskiyi kök bakımından düşünürsek ne kadar eski ise o kadar yenidir, o derece taze, dumanı üstündedir. O yüzden dinin, dilin, insanın, hayatın, ruhun ilk zamanlarını çok iyi bilmek, insanı zamanda ve inançta derinliğe ulaştırır.
Yenilik yapmaya, kimi zaman da değişiklik yapmaya, var olanı değiştirmeye süslü püslü kılıf uydurmak şeklinde mana yüklenir. Mesela, yeni bir din anlayışı, dine yeni bir bakış, yeni bir mezhep anlayışı gibi gibi gibi…

İnsan eskir mi?
Devir değişti derler, oysa değişen insandır; devran o devrandır. Aynı güneş şarktan doğar, garptan batar. Yoksa insan aynı o insandır.
İnsanın yaratılmasını, ruhlar âlemindeki verdiği sözü düşündüğümüzde, bu dünyada kalıcı olmadığını, insanı bu dünyanın eskittiğini anlayabiliriz. Yoksa her yeni yazanın ve söyleyenin peşinde koşarsınız da çok çabuk eskir ayaklarınız.
İnsan aslından, itikadından ne kadar çok uzaklaşırsa o kadar eskir. Kıyafeti gardırobu bu dünyaya aittir. Dünya malı ne kadar yeni de olsa dünyada kalır.
Kıyametle beraber dünya da eskir, o yüzden dünya köhne eskimiş bir virane olarak tasvir edilir. Ahiret hayatı ise ebedî, yeni, taze bir kapı aralar.
İşin en acayip tarafı, hiçbir “yeni” kelime “eski” kelimesini eskitememiştir.
En güzeli de “Çayları yenileyin.” yerine “Çayları tazeleyin.” dersiniz.
Siz yenilmeyin; yenilenin, tazelenin!

Taze kalın.

Hoşça kalın.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı