Evde Çocuklarla Boş Zaman Dersleri

0

“Şimdi sırası mı? Amcası, yaşı küçük. Vakti geldiğinde büyüdüğünde öğrenir. Çocukları sıkmayın, onlar daha somut öğrenme döneminde.” Bu tarz bir yaklaşım mı doğru yoksa: Bugün değilse ne zaman? Çocuklarınızı çekirdekten yetiştirin. Yavrularını, dünyadan ukbaya uzun bir yolculuğa çıkıyor, onu çift kanatlı olarak yetiştirin.” diyerek mi işe başlamak gerekiyor?

Vaktin değeri çok büyük. Öyle ki insan bu dünyada bile, vakti değerlendirebilmesiyle diğerlerine fark atabiliyor. Kaldı ki bizler hem dünyayı hem de ahireti istiyoruz. Öyleyse vaktin kıymetini bilenlerin en iyisi biz olmak zorundayız.

Aklımda yer eden ve çok etkilendiğim bir hikaye var.

“Behlül Dânâ Hazretleri, bir mezarlıkta bulduğu üç kuru kafayı zembiline koymuş ve pazara getirip “Satıyoruuuuum”diye bağırmaya başlamış. Ve kafaların özelliklerini menkıbevi ama ehemmiyetli bir hayat dersi olarak oradaki insanlara şöyle anlatmış; “Birincisi parasız, ikincisi ise sudan ucuzdur, demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın… O, ağırlığınca paradır” dedikten sonra birincisini gösterip: “Bu gördüğünüz ‘Taşkafa’dır.” demiş, “Nasihate bile yanaşmazdı. Sağlığında söz dinlemeyen koca kafalı bir adamdı. Vaktini öldürür, değerlendirmezdi. Ben de onun ismini taş kafa koydum. O yüzden beş para etmez.” “İkincisi de ‘boş kafa’dır, nasihat istemesine rağmen onları tutmazdı; boş vaktini değerlendirmeyi planlar; ama düşündüğünü gerçekleştirmezdi. Bunun da değeri azdır, üç-beş kuruş verene satarım.” Üçüncüsü ise ‘Hoşkafa’dır ki, buna “kâmil kafa” da diyebiliriz. Hem ameli, hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızasıydı. En büyük sermayesi olan vakti iyi değerlendirir, boşa geçirmez, o yüzden kurusu bile altın değerindedir. Ben de bu kuru kafanın ismini hoş kafa koydum. Bu kuru kafayı ağırlığınca altına veririm.”

Bu hikâyeyi çocuklara anlatınca onlar: “Biz nasıl hoş kafa sınıfında olabiliriz?” dediler. Böyle bir mevzuyu, nasıl somutlaştırabilirim diye düşündüm. Mevzuu daha önce kitaplarda okuduğum bir uygulamayla şöyle anlatabilirim: Mutfaktaki bir kovayı alarak üçte birine gelecek şekilde kum tedarik ettim. Üçte birlik çakıl ve diğer üçte birlik kısmına da daha iri beş tane taş ayarladım. Kızlar bahçede
Behlül Dânâ Hazretleri üç kafadan birini göstererek, bu ‘Hoşkafa’dır ki, buna “kâmil kafa” da diyebiliriz. Hem ameli, hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızasıydı. En büyük sermayesi olan vakti iyi değerlendirir, boşa geçirmez, o yüzden kurusu bile altın değerindedir. Ben de bu kuru kafanın ismini hoş kafa koydum. Bu kuru kafayı ağırlığınca altına veririm.” oynadılar ve akşam ezanı okunurken eve çıktılar. Ellerini, ayaklarını yıkadılar, mutfağa girdiler. Masanın üzerinde yemek yerine, hazırladığım bu malzemeleri görünce hayretle sordular; “Anne bu ne?”

Taşlar sizin elinizde

“Çocuklar bu akşamki dersimiz zamanı planlamak. Gününü planlayan ve bu plana mümkün mertebe sadık kalarak yaşayan insanlar karlı çıkarlar, madden de manen de kazanırlar. Şu gördüğünüz boş kova bir günü temsil ediyor. Kumlar hobilerinizi, dışarıda oynamayı ve buna benzer eğlenceleri temsil ediyor. Çakıl taşları da daha önemli işlerinizi temsil ediyor. Ev işlerinde annenize yardım etmek, odanızı toparlamak, dolabınızı ve çantanızı düzeltmek gibi. Şu gördüğünüz büyük taşlar da gün içerisinde mutlaka yapmanız gereken, olmazsa olmaz sorumluluklarınızı temsil ediyor; okuldaki dersleriniz, ev ödevleriniz, kitap okuma, her akşam yaptığımız ilmihal ve Kuran-ı Kerim derslerimiz, sonuncu taş da sağlığınıza dikkat etmek.
Önceliklerinizi belirleyin

“Şimdi bu üç grup yapılacakları bir günlük kovaya sığdırın bakalım.” dedim. Çocuk olmalarının verdiği düşünce ile kovaya önce kumları döktüler. Yani işin eğlence, hobi ve oyun kısmını. Sonra çakıl taşlarını yerleştirdiler kovaya; ama büyük taşlara yer kalmadı. Bir-ikisini bastırarak kovaya yerleştirmeye çalıştılar ama nafile. Tıpkı biz yetişkinlerin de yaptığı gibi içerisinde diğer işler de yapılmış olarak kendilerine yer buldular.

Kızlar zaman planlamasını ve gün içerisine bütün işleri sığdırabilmeyi öğrenmenin keyfiyle gülümsediler. Elimdeki bir fincan çayı da kovanın içerisine döktüm. O da kovanın içerisinde yavaşça yolunu bulurken kızlara dedim ki “Bakın beraber çay içmeye vaktimiz bile kaldı. Haydi, birlikte yemeğimizi yiyelim ve ardından çaylarımızı huzurla yudumlayalım.”

“Sığmadı, ne yapalım artık sonra sığdırırız.” diyerek pes ettiler. Artık ders almaya hazırdılar. Kovadakileri ayrı ayrı boşalttırdım kızlara. “Bakın” dedim. Önce gün içerisinde yapılması elzem olan işlerimizi, yani büyük taşları kovaya koyalım. Önce onları planlayarak güne yerleştirelim. Sonra, sorumluluklarınız olan ev işleri, tertip-düzen ve annenize yardım etmek manasına gelen çakıl taşlarını koyalım.” “Anne kova ağzına kadar doldu ama” dediler. “Hayır kızlar, şimdi kumları, aralarda oluşan boşluklara dökelim. Onlar için mutlaka zaman ve boşluk kalacaktır.” diyerek kumları üstten dökünce taşların aralarına yerleştiler ve gün

(Toplam 251 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.