Fatih’in Fethi İstanbul’un Fethini Getirdi

0

Hangi alanlarda başarılı olmak istiyorsunuz? sorusunu birçok insan “iş hayatı, aile yaşantısı, toplum içerisindeki mevki, manevi hayatın güzelliği” diye cevaplar.

Başarı yolunda bizden önceki insanların tecrübelerinden faydalanmak günümüz insanlarının tecrübelerinden faydalanmak kadar kolay. Çünkü onlar da bizim gibi hayatlarında ortak başarılar istiyorlardı. Ve bunda bazıları gerçekten muvaffak oldu, bazıları ise arkalarında acı tecrübeler bıraktı. Biz de bugün onların hayatlarına bakıp ders çıkartıyor, ibret alıp kendimize doğru bir yol çizmeye çalışıyoruz. Topluma yol gösterecek model insanların nadir olduğunu söylemiştik. O nadir insanlardan biri de Fatih Sultan Mehmet. İstanbul’un fethinin 557. yılında yeniden hatırladığımız Fatih Sultan Mehmed’in başarı sırlarını analiz edip hayatından dersler çıkararak, bu yolda ilerlemek isteyenlere örnek bir eğitim modeli sunuyoruz.

Fatih’in Eğitim Süreci
Bir insanın ilim, irfan ve terbiyesinin; aile, okul, toplum üçlüsünün ortak katkılarıyla gerçekleşebileceğini bilen Sultan İkinci Murat ve devrin hocaları, Şehzade Mehmed’in tahsiline büyük ehemmiyet vermişlerdir. Şehzade Mehmed’in ve aktif karakteri, hocası Molla Hüsrev’in tatlı sert eğitim metoduyla yönlendirilmiş, keskin zekâlı şehzade, başarıya kanalize edilmiştir. Molla Yegân, Molla Gürani ve Akşemseddin gibi  hocalarının gayretleriyle Mehmed de küçük yaştan itibaren milli ve manevi hedefler aşılanmış, şehzadenin idealist, vatansever ve inançlı bir fert olarak yetiştirilmesi gaye edinilmiştir.

Fatih büyük düşünen ve büyük hedefleri olan bir liderdi.
Gerçekleştirmek istediği ideallerinin büyüklüğü, azim ve gayretini kamçılamıştı. Hedeflerini gerçekleştirmek için gerekiyorsa geceler boyu uykusuz kalmayı göze almıştı. Sultan Mehmed’in hedefleri davası gibi büyük olmuş, ömrünü  bu hedeflerini gerçekleştirmek için adamıştır. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni alır.” sözü bunu net bir  şekilde göstermektedir.

Başarı için kendisine ve milletine güveni tamdı.
Sultanın her şart ve durumda kendisine ve  milletine olan güveni, aşılamaz denilen surları aşmasına ve zaferden zafere koşmasına imkân vermiştir. Nitekim Osmanlı ordularının Anadolu’da, Balkanlarda, İtalya’da, Kırım’da gerçekleştirdiği fetihler bu itimadın haklılığını ortaya koymaktadır.

Başarı yolunda hiçbir şeyin kendisini yıldırmasına fırsat vermezdi.
Fatih, “Suya düşenin değil, sudan  çıkamayanın boğulacağını” bilen, içine düştüğü cendereden çıkış yolları arayan bir anlayışa sahipti. Nitekim Çandarlı  Halil Paşa gibi bazı devlet adamlarının savaşa muhalefet etmesinin yanında Bizans’ın çetin savunması ve Türk donanmasının bir ara başarısız olması, genç sultanı yıldırmamış, İstanbul kuşatmasını kaldırmayı bir an bile düşünmemiştir. Belgrat Savaşı’nın en kızgın anında ordusu dağılacakken düşman üzerine atını sürüp ordusunu şevklendirmesi, dirençli ve motivasyonu yüksek bir lider olduğunun ve başarı yolunda sabredenin muradına ereceğine samimiyetle inandığının işaretidir.

Hedefe ulaştıran yol haritası için iyi plânlamalara sahipti.
Plânlı çalışmak onun hayat felsefesiydi. Yıllarca yaptığı fikri hazırlık, kurduğu haber alma teşkilatından aldığı istihbaratla, fethedeceği şehirlerin – mesela İstanbul’un – arazi ve nüfus yapısını, teknolojik düzeyini, askeri potansiyelini çok iyi etüt etmişti. İtalyan bilim adamı Langusto, Fatih’in harp sanatına düşkün ve iyi bir teknik bilgiye sahip olduğunu ifade ederken; ayn› dönemde yaşayan pek çok batılı ilim adamı da zaptetmek istediği yerleri karış karış bildiğini hayranlıkla belirtmekten kendilerini alamamışlardı. Nitekim zincirle kapatılan Haliç’e, Beşiktaş’ta demirli gemileri karadan kızaklar üzerinden taşıtması, Fatih’in plânlamacılığının, takdik dehasının yüzlerce örneğinden sadece bir tanesidir. O geliştirdiği savaş stratejileriyle yalnız surları değil Avrupa’nın ortaçağ karanlığındaki tabuları da yıkmıştı.

Gelişime ve değişime açık bir sultandı.
Nitekim İstanbul kuşatmasında havan topunu, “Şahi” isimli büyük topları, “Kişver-gûşa” adı verilen kuleleri hazırlatması, İşkodra ve Rodos kuşatmalarında yangın roketlerini kullanması dünya tarihinde ilk kez gerçekleşen yeniliklerdir. Bu yenilikler teknolojik alanda dünya bilim tarihinin kilometre taşları olmuş, yenilikçi bir sultan olan Fatih Sultan Mehmet’e çağlar üstü bir ün ve nam kazandırmıştır.

İlim ve alime çok değer verirdi.
Her Osmanlı hükümdarı gibi hayatının her ânı plânlıydı. İdari ve askeri çalışmaları dışında zevk ve sefaya dalmaz, ilim meclisleri kurdurup devrin önde gelen âlimlerinin ilim ve irfanlarından istifade ederdi. Nitekim devrinde dünyaca ünlü matematikçi Ali Kuşçu’yu İstanbul’a getirtip kurduğu Fatih Medresesi’nin müfredatını hazırlatmış, bunun yanında devrin önde gelen bilim adamlarını milliyetlerine bakmaksızın başkente davet ederek beyin göçünü ülkemize yönlendirmiş, böylelikle devrinde İstanbul dünyanın kültür başkenti olmuştur.

İletişim kabiliyeti yüksek bir devlet adamıydı.
Uzmanların, bilim adamlarının, hocaların uyarı ve tavsiyelerini dikkate alırdı.Başarıya, zafere inanmayanları olayın olumlu ve güzel taraflar›n› göstererek onlar› ikna ederdi. Hayata olumlu tarafından bakardı. Nitekim hükümdarlığında halkıyla kurduğu iyi ilişki, onlara gösterdiği hoşgörü ve yaptığı hizmetlerle gönülleri fethetmiş, 29 Mayıs 1453’te gerçekleşen ve asıl o zaman başlayan İstanbul’u ve insanları fethetme sürecinin mimarı olmuştur.

Çok okur, araştırır ve tefekkür ederdi.
Askeri ve siyasi alandaki dehasını, kılıç ve kalemin birlikteliğiyle taçlandırmıştı. Fatih, maddi ve  manevi ilim ve irfan sahibi olması nedeniyle “zülcenaheyn” olarak vasıflandırılabilecek bir şahsiyetti. Nitekim savaş stratejilerini bizzat hazırlar, devlet çalışmalarını yakından takip ederdi. Dünya tarihinde kendi devrine kadar  görülmemiş büyüklük ve çapta toplar dökülmesine, balistik hesaplamalarını bizzat kendisinin yaptığı aşırtmalı topla katkıda bulunmuş, böylelikle iyi bir yönetici olduğu gibi iyi bir mühendis de olduğunu göstermiştir. Ayrıca imtihanla elde ettiği öğretim üyeliği (müderrislik) payesiyle medresedeki şahsi odasında ilmi çalışmalar yapmış, şahsi ve milli kütüphanelere pek çok yazmanın alınmasını finanse ederek kültür tarihimize büyük hizmet etmiştir.

Başarılı insanların hayatlarından ve geçmişteki devletlerin tecrübelerinden dersler çıkarırdı. Sultan, Yunanca, Sırpça, Arapça, Farsça, Latince, Çağatayca’yı öğrenmiş, yabancı literatürü yakından takip etmiştir. Nitekim devrinde yaşayan İtalyan bilim adamı Zorzo Dolfin, Fatih’in Roma, Lombart, Alman ve Fransız tarihlerini araştırdığını, Heredot Tarihi’ni okuduğunu belirtmiştir.

(Toplam 324 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.