Fethini Özleyen Şehir: İstanbul

0

Asırlar öncesinden işaret buyrulan şehirdir İstanbul. Türlü hikmetlerin kapısını, müjdelenen sultan İkinci Mehmed açacak, onun fethettiği şehir fâtih’ler yurdu olacaktır.

Sultan İkinci Mehmed Han, babasının vefatı üzerine 1451’de tahta çıkar. Küçük yaşta saltanat tecrübesi bulunan İkinci Mehmed artık genç bir sultandır, on dokuz yaşındadır. İlk büyük hedefi Kostantıniyye’yi fethetmektir.

Bir Müjde, Bir Vasiyet

Sultan’ın gönlünde Kostantıniyye’yi fethedecek ordu ve kumandanı metheden hadis-i şerifin müjdesine nail olma arzusu vardır. Babası ve dedeleri de aynı iştiyakla gayret etmişlerdir fakat hiçbirine fetih müyesser olmamıştır.

Devletin kurucusu Osman Gazi “Kostantıniyye’yi aç, gülzâr (gül bahçesi) yap!” diye vasiyet etmiştir oğluna, nesline…

Şehri açarak ve gülzâr yaparak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) müjdesine nail olmak ve ceddinin vasiyetini yerine getirmek genç sultana nasip olur.

Boğazkesen

Babası İkinci Murad Han on yedi yaşında padişah olmuş ve saltanatının ilk yılı biterken Kostantıniyye’yi kuşatmıştır. Sultan İkinci Mehmed ise, babasından gelen tecrübeyle fetih için daha ciddî planlar yapar. Bu arada Bizans’la ilişkilerin bozulmamasına da dikkat eder.

1451’de tahta çıkan genç sultan 1452’de Anadolu (Güzelce) Hisarı’nın karşısına Rumeli (Boğazkesen) Hisarı’nı yaptırır. Böyle bir dehânın inşa ettirdiği hisar sadece fethe yardımcı olmayacak, aynı zamanda asırlar boyu şehri koruyacaktır. Denilebilir ki Boğazkesen, İstanbul’un hem muhasarasına hem de muhafazasına hizmet etmiştir.

Dâhi padişah sonraki asırları düşünerek fethettiği şehri çok uzaklardan bile korumak için Karadeniz’de Kırım’ın, Akdeniz’de ise Mora’nın fethini planlayacaktır. Tıpkı Kostantıniyye gibi oralarla ilgili hayâllerini de hakikate dönüştürmeye muvaffak olacaktır.

Kuşatma ve Fetih

1Rumeli Hisarı’nın inşasından sonra binlerce askerle surlar önünde bekleyen genç padişah, o yıl sadece fetih planları yapıp Edirne’ye döner ve sonraki sene gelip şehri kuşatır. Sultan Mehmed, babasının 1422’de otağını kurduğu yerden (Bugünkü Bayrampaşa civarından) muhasarayı yönetir.

Kuşatma esnasında Akşemseddin Hazretleri’nin mânevî tesbitiyle Hâlid Bin Zeyd’in (Ebû Eyyub El-Ensârî) (r.a.) kabrinin keşfi asker için büyük bir moral kaynağı olur. Bugünkü Eyüp Sultan külliyesinin tarihi İstanbul kuşatmasına dayanır.

Akşemseddin Hazretleri, bir yandan askerlerini cihada teşvik eden, bir yandan da kuşatma boyunca Veziriâzam Çandarlı Halil Paşa’nın itirazlarına direnen genç padişahın mâneviyatına güç katar. “Dü cihanda tasarruf ehlidir rûh-ı velî” mısrasının sahibi Akşemseddin, Ubeydullah-ı Ahrar (k.s.) Hazretleri’nin himmet ve dua ile sultanı desteklemesini temin eder.

Bizzat sultan tarafından, harp sahasında icat edilen yeni silah ve tekniklerin kullanılması, askerin ihlaslı mücadelesi ve sultanın şiirinde ifade bulduğu üzere “Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâlullâh” ile fetih gerçekleşir.

Kapıda Bir Genç Var!

Sultan Mehmed artık Fatih’tir. Akşemseddin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Molla Ayas, Molla Yegân, Ahmed Paşa gibi âlimlerin talebesi artık Kayser-i Rum diye de anılacaktır.

Sultan’ın şehre girdiği yer olarak bilinen ve bugün “Fetih Kapı” olarak isimlendirilen kapının önünde görürüz Doğu Roma İmparatorluğu’nun genç fatihini. Bu sahne ressamların tablolarına da konu olur. Kuşatma esnasında yaşanan hâdiseleri, mesela sultanın atını denize sürmesini gösteren, onu surların önünde resmeden yahut şehre giriş sahnesini tasvir eden tablolarda Fatih Sultan Mehmed’i otuzlu hatta kırklı yaşlarda bir padişah olarak çizerler. Hâlbuki o sadece yirmi bir yaşındadır.

Fetih o kadar büyük ve önemli bir hâdisedir ki bu zaferin sahibinin bir delikanlı olduğu unutulur. Sanatkârlar, belki farkında olmadan, Fatih’i resmederken fethin büyüklüğünü onun yüzüne yansıtırlar.

Fetih Hadisinin Sırrı Kaynaktan Kaynağa Aktarılarak Geldi

[ Yusuf Danegöz ]

“İstanbul’un bir gün Müslümanlar tarafından fethedileceği, sekiz buçuk asır öncesinden bir mucize olarak Peygamber Efendimiz tarafından haber verilmiştir. ‘Kostantıniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur.’ hadisi, hem İstanbul’un fethi müjdelenmiş, hem de onu fetheden kumandan ve askerleri övülmüştür.

“Fetih hadisi; kaynak değeri olan ve bilhassa fetihten önce yazılan birçok eserde bulunmaktadır. Hadis kitapları içinde Sahîhayn diye meşhur olan Buhârî ve Müslim’in Sahihlerinde yer almamaktadır. Ancak Sahîhayn’ın şartlarına uyan hadisleri kitabında toplayan Hâkim (405/1014), el-Müstedrek isimli eserinde, sahih olduğu için bu hadisi kaydetmiştir. Bununla birlikte Ahmed b. Hanbel (241/855), Müsned; Buhârî (256/870), et-Târîhu’l’Kebîr ve et-Târîhu’s’sağîr; Bezzâr (292/905), Müsned; Taberânî (360/970), el-Mu’cemü’l-kebîr, gibi eserler bu hadise yer vermişlerdir.

“Hadîs kesintisiz bir râvî zinciri ve güvenilir zatlar tarafından nakledilmiş sahih bir hadistir. Resulüllah Efendimizin müjdesine nail olabilmek, bu mucizenin tecellisine vesile olmak, bu medhe mazhar olmak asırlar boyunca İslam hükümdarları, Müslüman komutanları için en büyük gaye olmuştu. Nihayet bu hadisi şerifin müjdesine İslam ile İstanbul’u birleştirerek Fatih Sultan Mehmed nail olmuştur.”

Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı

Fatih Sultan Mehmed nüfusu elli bine yakın ve tamire muhtaç bir şehir teslim almıştır. Asıl iş, kıtaları birleştiren bu toprağı Doğu’nun ve Batı’nın göz alıcı yıldızı hâline getirebilmektir.

Bugün bile kültür tahribatı yaşamadan, özünü kaybetmeden yalnızca Batı’nın tekniğini alma meselesi tartışılırken, Fatih Sultan Mehmed’in asırlar önce bu işi dengeli şekilde yürüterek bir medeniyet inşa ettiğine şahit oluruz.

Fatih, kurucusunun adıyla anılan Konstantinopol’ü yani Konstantin’in şehrini İslambol, yani İslam şehri yapar. Astronomiden matematiğe, tıp ilminden tarihe dünyanın her tarafından seçkin âlimlerin ve sanatkârların gelmesini sağlar. Gentile Bellini İtalya’dan, Musannifek Mısır’dan İstanbul’a gelir. Sonraki yıllarda Molla Câmi’yi de davet edecektir sultan. Ne var ki bu âlim İstanbul’a ulaşmadan Fatih vefat edecektir.

İlk Külliye

Semerkandlı Ali Kuşçu da Fatih’in davetiyle İstanbul’a gelen âlimlerdendir. Astronomi ve matematiğin bu büyük ismi, padişahla birlikte medrese tedrisatının programını hazırlar. Fatih Camii’nin etrafında İstanbul’un ilk büyük külliyesi inşa edilir. Sekiz bölümden oluştuğu için Sahn-ı Seman adıyla anılan medresede asırlar boyunca büyük âlimler yetişir. Fatih vakfı olarak Ayasofya etrafında şekillenen medresede de ilmî çalışmalar devam eder.

İstanbul’daki bu ilk büyük külliyeyi diğerleri takip eder. Peş peşe tahta çıkan padişahlar selâtin câmileri ve medreseler inşa ettirirler. Fatih’ten sonra Bayezid-i Veli’nin, Yavuz Sultan Selim’in, ardından da Kanuni Sultan Süleyman’ın devam ettirdiği usul ve yaptırdığı külliyelerle İstanbul ilim merkezi olma hususiyetini muhafaza eder.

‘Gül’hane

Bugün Süleymaniye Camii’ne kadar uzanan ve üniversiteye girişin sembolü olan kapının arkasındaki alan, Fatih Sultan Mehmed’in fetihten sonra yaptırdığı Eski Saray’a (Saray-ı Atik) ev sahipliği yapar.

Daha sonra yeni saray inşa edilir. Saray-ı hümâyunun sahil tarafında toplar vardır. Bundan dolayı bu yapı topluluğunun tamamına Topkapı Sarayı denir.

Fatih Sultan Mehmed sarayın bahçesinde kendi elleriyle gül yetiştirir. O vakitler saray arazisi içerisinde bulunan bu mekâna daha sonra “Gülhane” denmeye başlanır.

Fatih Sultan Mehmed 1472’de Sırça Saray yahut Sırça Köşk adı da verilen Çinili Köşk’ü inşa ettirir.

1461’de ise büyük bir çarşı inşaatı başlamıştır. Bugün binlerce kişinin çalıştığı ve her sene milyonlarca insanın ziyaret ettiği Kapalı Çarşı böylece teşekkül eder.

İstanbul’u Temaşa

Tepelere konmuş câmileri, köşe başlarını tutmuş çeşmeleri, ilim ve feyiz kaynağı medreseleri ile bu güzel şehre dışarıdan baktığımızda, müjdelenen komutanın izleriyle İstanbul’un ne derece kıymetli olduğunu kolayca fark edebiliriz. Bugün bir karmaşa içindeymiş gibi görülse de İstanbul, fatihinden hatıralar taşır bugüne. Onun ayağının değdiği, gözünün iliştiği mekânları barındıran şehri Nedim ne kadar anlamlı tavsif etmiştir:

Bu şehr-i Sıtanbul ki bî-misl ü bahâdır

Bir sengine yekpâre acem mülkü fedâdır

Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında

Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır

( Bu İstanbul şehrinin eşi benzeri yoktur. Onun bir taşına bütün acem mülkü fedadır. İki deniz arasında tek parça bir elmastır ki dünyayı aydınlatan güneşle tartılsa yeridir. )

istanbul

(Toplam 289 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.