Gelenekten GeleceğeKültür Sanat

Gaz Lambaları

Fotoğrafik Hafızamız

Gaz lambası etrafında bütün ev ahalisi toplanırdı. Ne biz ondan üstündük, ne de o bizden. Hanelerimizin sultanıydı loş ışıklar. Evlerin en güzel yerlerine konur, üzerine titrenirdi gaz lambalarının. En gözde dantelalarla örtülürdü üzerleri. Gecelerin vazgeçilmezi, en kıymetlileriydi.

Sabah olunca döşekler yataklığa kaldırılır, bir sininin etrafında kahvaltı yapılırdı. Evin annesi, gaz lambalarını küllü sularla yıkayıp, yumuşak tülbentlerle kurulardı. Olmazsa olmaz bir işti bu. Tarifsiz bir gururla yapılan bu temizlik için itina gösterilirdi. Zira, gaz lambasının camı bir kırıldı mı, zaman geçmezdi o gece. Işığını camsız yaymazdı ki bu alet. Gelinlik kızlara referanstı bu camlar. Lambası isli kalan, pasaklı; temizliğini akşama bırakan, ihmalkardı.

Bazı geceler gaz lambası, bütün ışığını dökerdi odanın üzerine, bazen de gönülsüz ve cimri davranırdı. Sözde aynı gaz, aynı filtre. Ama bir misafir geldi mi, güneşçiğe dönüşürdü küçücük lambalar.

Gelen misafirin çocuğu da varsa değmeyin keyfimize. Büyükler muhabbetten muhabbete dalar, çocuklar da kenarda oyunlar kurar. Gülümsemeler çiçekler açtırırdı yüzlerde.

Bazı geceler eve, köyün hoş sohbet insanları gelirdi, komşular bir yerde toplanırdı. Böyle zamanlarda çocukların sesi çıkmaz, büyük bir edeple otururlardı. Hal hatır faslı bittikten sonra namazdan, abdestten başlanır, komşu hakkına kadar cevaplar alınırdı.

Yatsı namazına kadar kesintisiz bir çay faslıyla sohbet devam ederdi. Ezan okunurken yanık sesli müezzinin sesi, huşu içinde dinlenir, namaz için hazırlık yapılırdı. Köyde cemaat neredeyse, cami orası olurdu. Gaz lambasının ışığında namaz kılanların gölgeleri hareket ederken, öyle bir huzur yansırdı ki duvarlara, lamba mı aydınlatırdı onları yoksa, onlar mı ışık verirdi gaz lambasına, belli olmazdı.

Bir zaman sonra köyden okumak için şehre gidenler oldu. İzin için döndüklerinde köyün sokaklarında bir sıra halinde dikilen elektrik direkleri selamladı onları. Ardından ‘ceyrancılar’ geldi. Elektriğin verildiği ilk akşam, herkeste öyle bir heyecan vardı ki kelimelere sığmazdı. Bir eli anahtarda, gözleri ampuldeydi. Bir yakıp bir söndürüyorlardı ışığı.

Gaz lambaları mahzun kaldı köşelerde. Elektriğin kesildiği günlerde fitili tutuşturulduğunda isli camlarından aydınlığını yine de esirgemediler. Bazen kısılan ışığı, onca yılın vefasızlığına gönül koyuyordu belli ki.

Elektriğin gelmesiyle kaybolan huzuru görenler, avlularda olmayan çeşmelere, bozuk köy yollarına yüklediler kabahati. Oysa eskiden de ne yollar vardı ne de avlularda çeşmeler. Çeşme yok, yol yok, elektrik yok, buna karşın nifak düşünceleri yok, haset de yoktu. Hislenme kanserine tutulduğumuz şu çağda, kaybettiğimiz huzur, batıl konforlarda mı aranıyordu?

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı