“GENÇLİĞİ İYİ BİLİRİM…”

0

Ömer Amca 69 yaşında. Sanki koca bir geçmişin yükünü taşıyor çökmüş omuzlarında. Ağlamaklı bir sesle, yalnız başına yaşadığı evinin sokağında anlatıyor, yüreğinde dinmek bilmeyen sızıyı. Adres sormak için selam verdiğimiz Ömer Amca’ya bir dokunuyoruz, bin ah işitiyoruz. Güneşli bir İstanbul sabahında sokakta oturmuş bizi görünce, sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi başlıyor anlatmaya:

amcaEvlat, ben gençlik nedir bilirim ama siz ihtiyarlık nedir bilemezsiniz. Bizim gibilerin ihtiyarlığı maskaralık. Gençlik insana verilen en büyük nimet. Gençliğe kıymet biçilir mi hiç? Yaşlanacağımızı bilirdik ama bu hale düşeceğimiz aklımıza bile gelmezdi.

Kastamonuluyum. İki yaşındayken annem ahirete irtihal etmiş. Babam fabrikada çalışan ekmeğinin peşinde garip bir adam. Ben onun tek çocuğuyum. Annesiz yetişmeyeyim diye tekrardan evlenmiş. Üvey kardeşlerim, üvey annem babam ve ben. İstenilmemeyi, itilmeyi ilk o evde öğrendim. Üvey annemin çok dayağını yedim. Dayak izleri hala duruyor.

Buruk bir tebessümle pantolonun paçasını sıyırıp gösteriyor yediği dayağın yıllar sonraya miras kalan izini.

Babam işe giderdi. Evde tek kalınca beni hazmedemez, en ufak hareketime sinirlenip basardı köteği. Halimi gören konu komşu babama akıl vermiş çocuğu devlet yatılı okuluna ver, diye. Babam da bana sordu, kabul ettim. Hayatım düzene girdi, onlardan kurtuldum nasıl seviniyorum anlatamam ama orada da başıma geleceklerden haberim yoktu tabi. Babam beni yurda bıraktı. İşi gücü fazla olduğu için gelemiyordu yanıma. Aradan 2 yıl geçti, babam vefat etti. Amca, dayı, hala var ama umurlarında mıyım sanki.

Arkadaş vezir de eder rezil de

Kişi, dostunun dini üzerinedir. O halde kişi kiminle dost olduğuna dikkat etsin. Peygamberimiz (s.a.v) yıllar öncesinden reçeteyi vermiş.

Ömer Amca kötü bir arkadaşın hayatı ne derece etkilediğini de anlatıyor hüzünlü bir sesle.

Ekrem diye bir arkadaş vardı yurtta. Yalan dolan hile hurda hepsi onda. Çok iyi arkadaş olmuştuk, derdi tasayı onunla oynarken unutuyordum.

Arkadaş adamı vezir de eder, rezil de. Bir gece Ekrem’le yurttan kaçıp suça karıştık. Yakalandık tabi, doğru çocuk ıslah evine. Çıktım hapisten yaşım 22 olmuş. Jandarma kapıda bekliyor. Beni tuttukları gibi askere aldılar. Askerden geldim, ne işveren var ne de yardımcı olan. Sabıkalıya kim iş verir? Aldım bavulu, tuttum taşı toprağı altın olan İstanbul’un yolunu. Kapalıçarşı’da bir Ermeni’nin ayakkabı dükkânında işe başladım. Akşamları kartonun üzerine kıvrılır yatardım. Ermeni akıllı adam; sabıkalıyım diye beni kullanıyordu. Verdiği para ne ele geliyordu ne de avuca. Sabrettim, orada işi öğrendim. Öğrendiğim iş, biriktirdiğim paralar ve aradan geçen yıllar. Kendime minik bir yer açtım. İşler tutunca büyüttüm yeri.

Bu arada mahallede bir kızı vardı. Babası çok iyiydi. Muhtarla gittik, kızı istedik. Evlendik, iki çocuğumuz oldu. Mutlu mesut geçiyordu günler; fakat maddi olarak çok iyi değildik, kiradayız vesaire. Kayınpeder vefat edince, kayınvalidede bir huzursuzluk başladı. Hanım da tek kız olduğu için annesine düşkündü. Kayınvalideye “Anne, gel beraber yaşayalım.” dedim, kabul etmedi. Gurur kibir ne ararsan kadında var. Bizim hanım gidip gelmemeye, annesinde kalmaya başladı. Annesi benden pek hoşlaşmazdı zaten. “Ben yerinde olsam, bırakırım. Onun zahmetini mi çekeceksin.” diye kanına girmiş hanımın. “Benim emekli maaşım var. Babandan kalan emeklimiz var, ev de bizim. Gül gibi geçiniriz, bırak onu.” diye aklını çelince, şiddetli geçimsizlikten dava açtılar. Tek tutunduğum dalım ailem yıkıldı.

Çocukluğuma geri döndüm

Anne babalar, çocuklarını sadece yedirmek, içirmek, giydirmekle görevli değildir. Aynı zamanda onların iyi bir eğitim görmesini sağlamakla da sorumludurlar.

Ömer Amca onca sene büyüttüm besledim dese de manevi kefe boş sallanmış senelerce. Dini eğitim almaları için onlara vesile olmadım diyor ve devam ediyor:

Çocuklar anne tarafında, ben yine oldum istenmeyen adam. Sil baştan çocukluğuma geri dönmüştüm. Kızım evlenip Amerika’ya yerleşmiş. Oğlum nerde bilmiyorum bulsam ben ona ne yapacağımı biliyorum. Yıllarca büyüttüm, ortaya çıkan manzaraya bak. Şimdi tek gözlü bir odada kiradayım. Emekli maaşım var. Evlenmeye kalksan evin var mı, paran var mı diye soru üstüne soru… Zaten olsa da ben istemem. Bu yaştan sonra, çocuklarım beni yüz üstü bırakmışken el alemden medet mi umayım?

Ben artık son durağa geldim son demlerim bu yaştan sonra bir hayalim yok. Buradan sonraki durağım kabristan. İnsan yaşlılığını sevdikleriyle beraber geçirsin istiyor. Torunlarımla eğleneyim, rahat rahat ibadetlerimi edeyim. Elim ayağım tutuyor, yük olacağımdan değil, bir parça ekmeği bana çok görüyorlar.

Buradan sesleniyorum insanlara: Hayatınızda bir olumsuzluk yaşadığınızda bizim gibilerin halini düşünün, halinize şükredin. Ufak tefek şeyler yüzünden maddiyat yüzünden kimseyi incitmeyin.

(Toplam 256 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.