AraştırmaKapakKişisel Gelişim

Gençlik Enerjisi

Gençlik enerjisi ve gençlikte kazanılan ideallerin ehemmiyetini idrak edebilmek için, önce gençliği ana hatlarıyla görmek gerekiyor.

Bir bebeğin, sırasıyla dokunma, koklama, tat alma, işitme ve görme hissiyatı gelişir. Arkasından çocuklukta, iradenin, düşüncenin ve karar vermenin sırası gelir. Tam delikanlılık yılları, ideallerin, adanmışlıkların belirginleşmeye başladığı yıllardır. Bu da 15 yaş civarıdır.

İdealsizlik, gayesizlik, bir amacı ve hedefi olmama hastalığının tohumları, maalesef ilk defa çocukluk yıllarında atılır, gençlikte büyür.

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), “Gençlik cinnetten bir şubedir.” (El musannef İbn Ebi Şeybe, Abdullah İbn Mesut Hazretleri) buyuruyorlar. Ergenlik Psikolojisi, bu dönemi araştıran bilim dalının adıdır. Ergenlik için “Fırtına Dönemi” kavramı zikredilir. Ergenlikle dört gelişim dikkat çeker. Sosyal gelişim, duygusal gelişim, büyük kas gelişimi, küçük kas gelişimi. Bu dört gelişimin tamamına yakınında hızlı bir değişim görülür. Yani 12-18 yaş arasında hayatın tamamını etkileyecek büyük değişim yaşanıyor. Hayatın onda birlik kısmı, onda dokuzunu etkiliyor. Ergenlik bittiğinde artık duygular, düşünceler, hareketler, beden ve ruh, sükûnet bulmaya başlamıştır. Çocukluk dönemindeki aşırı hareketler bitmiştir.

Ergenlikte gelişimin her biri, birbirini takip edemez. Büyük kas gelişimi tamamlanır ancak duygusal gelişim geride kalabilir. Buna gençlik marazları ya da eşgüdümlü olmayan gelişim deniliyor. Tersi de olabilir. Sosyal gelişimini tamamlamış, yetişkin gibi konuşan, düşünen, 12 yaşında çocuklar olabilir.

Gençlik enerjisi ile ne ekersen…

Ergenlik yıllarının yaşandığı sırada müthiş bir kinestetik enerji ortaya çıkar. “Taşı sıksa suyunu çıkarır” deyimi ve “Gençlikte taşırsın taşı, ihtiyarlayınca yersin tatlı aşı” atasözü, ortaya çıkan enerjinin dünden bugüne tanımlamasıdır.

Gençlik anında bu müthiş enerjinin geçici olduğu anlaşılamıyor. Yetişkinler ne kadar iyi anlayıp anlatabilirlerse, Hazreti Allah’ın gençler kanalıyla topluma bahşettiği enerjinin kıymeti o nispette anlaşılabilir. Enerjiyi doğru kanalize etme, yaratılışın hak ettiği maksadına ulaştırma, gençliğin iradesinin terbiye edilmesi, hayat maksadının idealleştirilmesi gibi konular hep güngörmüş yetişkinlerin, eğitimcilerin ve ebeveynlerin, gençlerin halinden anlayarak, nasihatleri ve yönlendirmeleriyle oluyor.

Cinnet halindeki delikanlı; cevval, atılgan, cesaretlidir. Gençlik enerjisi, eğitim, hikmet, erdem, ahlâk ile yoğrulmazsa, cevvallik, şımarıklığa dönüşür. Cesaret ise genci bağımlılık gibi kötü alışkanlıklara sürükleyebilir. Atılgan ama şımarmamış genç, ideal gençtir.

Gençlik yıllarındaki teraziler

İnsan, doğumdan ölüme, bedenî ve ruhî birtakım safhalardan geçer. İlk ve son yıllar, insan için acizlik yıllarıyken gençlik yılları, her bakımdan insanın en güçlü olduğu dönemdir.

Gençlik, birtakım mesuliyetlerin yüklenilmeye başlandığı yıllardır. Birçok yük, safha safha gencin hayatına dâhil olmaya başlar. Kendine ve çevresine karşı mesuliyeti, genci arayışa sevk eder.

Aslında insanı harekete geçiren, ihtiyaçlarıdır. Çocukluk devresinde insanı meşgul etmeyen birçok şey, gencin zihnini yormaya başlar.

Hayatın dengesi, gençlik yıllarında teraziye vurulur. İyi-kötü, doğru-yanlış, ifrat ve tefrit gibi bütün zıtlar, genç bünyede içtima eder. Genç, kendine verilen terbiyenin ve iradesinin tesiriyle bu zıtlar arasında gider gelir. Çoğu zaman yalpalar, kararsızdır. Ve o tutunamamışlığından kurtulmak için birtakım ahlâkî düsturlar arar. Güzel numune, bu devre için çok mühimdir. Ahlâkın öğrenilmesi ve insan kodlarına yazılması bu numuneler vasıtasıyla olur. Ahlâkî kuralların bir kitaptan okunması çok faydalıdır. Fakat bu ahlâkî kanunların hayat bulması, ancak onları yaşayan insanların oluştuğu nezih ortamlarla mümkündür.

İdeale götüren anlam arayışı

İnsan hayatında, net bir şekilde anlam arayışı vardır. Çocukluk döneminde sorgulamalar başlar. Çocuk, biz nereden geldik, nereye gidiyoruz, diye sorgular. Her şeyin anlamını bulmaya çalışır, sorular sorar, cevaplar arar. Çocuklukta sorulan sorular, gençlikte daha da derinleşir. En temelde sorularda, kendine anlam arama hali vardır. Bu da “hayatın anlamı” olur.  İdealden kastettiğimiz şey, o anlamı kurmaktır.

Gencin hayatın anlamını aradığı sırada, akran çevresi devreye girer. Halı dokumayı bilenler, bilirler. Öndeki desenlerin arkasında, göremediğimiz düğümler vardır. Önce ipler gerilmiş, nakışlar işlenmiştir. Öndeki güzel desenleri, arkada görünmeyen nakışlar ortaya çıkarmıştır. Her insanda bir nakış, süs, ideal, anlam vardır. Bazı çocuklar bu anlamları tek başlarına yakalamak zorunda kalırlar. Rol model olacak kimseleri yoktur. Sokakta yetişen çocukların çok farklı davranışlar sergilemesinin sebebi budur. Her genç, bir dokuyu tamamlamak ister, yarım kalmak istemez.

İşte gencin yetiştiği ortam, bu nakışları yakalayacağı anlamı tamamlamada ehemmiyetlidir. Güzel eğitim atmosferinde, maddi ve manevî güzellikleri teneffüs ederek yetiştiyse desenleri güzel olur. Kötü ortamda yetişen gencin davranışlarıyla ortaya çıkan desenlerse çirkindir.

Anlam varsa, bütünlük vardır. Anlam yoksa, bütünlük yoktur ve böyle durumlarda ruhî marazlar ortaya çıkar. İnsanın kopuşu, tutunamayışı hep anlamdan kopmayla başlar. Anlamlandıramadıkları hayatta gençlerin enerjisi, dinamizmi boşa gittiği gibi zorbalık ve bağımlılık gibi kötü alışkanlıklara da yönelebilirler.

Gençliğin ahlâkî tereddüdünden belki her devirde şikâyet edilmiştir. İnsanoğlu mal ve mülkünü emanet edeceği gençliğin, aynı zamanda kendi ahlâkını da tevarüs (Miras alma) etmesini ister. Eğer gençlikte ahlâkî sukût varsa ihtiyar olanlar, telaşa kapılırlar. Bu telaşta da haklıdırlar.

Büyük insanlar daima gençliğe yönelmiştir. Çünkü takip ve taklit etme meyli, gençliktedir. Takip etmeye değer bulduğu fikre, genç, bütün varlığını feda eder. Her medeniyet muhakkak gençliğin enerjisiyle ileri gitmiştir. Kontrol edilmemiş bu enerji bazen tahrip edici olur.

İlginç bir hatıra

Son olarak şöyle ilginç bir hatırayı anlatmakta fayda var: Ergenliğin ilk yaşandığı yıllardır. Sınıfa giren öğretmen baştan sormaya başlar, “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” Öğretmen, pilot, astronot, bilim adamı olmak isteyenler çıkar. Çocuklardan birisi enteresan bir şey söyler. “Şehit olmak istiyorum öğretmenim.” der. İdeal ile hedefin birbirine karıştığı bir durum. Bu durumda, validesinin okuduğu kahramanlık hadiseleri oldukça etkili olmuştur.

Toplumsal bir derdinin, idealinin, hedefinin olması çok güzeldir. Bunun gençte olması ise harikuladedir. Eskiler “Hazreti Allah sana dert versin” diye dua ederlermiş. Tabii buradaki “dert” hastalık değildir. Uğruna hayatını adayabileceği yüksek ideal, himmeti âlî olma ruhaniyetidir.

Gençliğin ideal sahibi olması, içinde bulunduğu toplum ve aile için son derece önemlidir. Bugünkü eğitimin temel problemi de budur. Beşikteki bebeğin nağmeli tıngırtılarla meşgul edilmesi, çocukların sinema salonlarına doldurulup zamanlarının öldürülmesi ya da hayat yolculukları kötü tarafa olan aktörler, artistler peşindeki gençlerin olduğu yerde, cemiyetin istikbalini katletmenin en kolay yolu bulunmuştur.

Duygular bulaşıcıdır. İdeal, duygularla ilgilidir. Mantık ve akıl, ideal sahibi yapmaz. İnsan, duygularıyla örülür. Özellikle bilinçaltı duyguları, hedefinde önemli yer tutar. Gençliğe ideal aşılamak isteyen, gencin duygularını anlamalıdır. Gencin duygu dünyasına dalabilen eğitimci, onun ruh mimarı olabilir. O, kendi ruhundan taşan alevle gencin meşalesini tutuşturabilir. Eğitimci, bir ruh mimarı olduğuna göre evvela o, ideal sahibi olmalıdır.

Ne yapmalı, nasıl davranmalı?

Gençlik çağlarında gerektiği şekilde önem verilmezse, daha sonra bunun telâfisinin mümkün olmayacağı bilinmelidir. Daha ailede iken, eğitim başlamadan önce, ihmâl edilen çocuk, hırsızlık yapma, lüzumsuz konuşma, hile gibi çeşitli kötü huyları benimseyebilir. Daha sonra okul çağı geldiğinde, eğitimciler tarafından anlamları ve idealleri oluşturulamaz ise bu kötü alışkanlıkları artarak devam eder.

Gençlikte Kur’ân-ı Kerîm okunması, ibadet alışkanlıklarının ruha ulaşması, geçmiş zamanlardaki ibretlik hadiseler, Allah’a yakınlığıyla bilinen kimselerin kıssaları ve hayatları öğretilir. İyi insanlara karşı sevgi ve muhabbetin ilk tohumları atılmış olur. Böylece kötü alışkanlıklar, yerini güzellerine bırakır.

Eğitime başladığı sırada, hırsı, heyecanı, nefse hitap eden edebiyatçı ve şairlerin bu konuda yazdıkları, çocuğun saf ve temiz kalbine fesatlık tohumu ekeceğinden, çocukların bunlardan uzaklaştırılmaları gerekir. Çünkü onların bu durumu daha hiçbir şey öğrenmeyen çocukların saf, berrak ve verilen her şeyi kabul etmeye hazır zihinlerini bozar.

Eğer okulda, evde hatalı bir iş yapacak olursa, görmezlikten gelinmeli, kusur ve hataları araştırmamalı, açığa vurmamalıdır. Fazla yüz göz olma, onun vurdumduymaz olmasına yol açar. Çünkü genç, kusur işlediği zaman elinden geldiğince onu gizlemeye çalışır.

Yaptığı hatalara devam edecek olursa; ona, o işin yanlış olduğu anlatılmalı, insanların bu yaptığını duydukları takdirde kendisinin nasıl mahcup duruma düşeceği hatırlatılmalıdır. Nasihatin, etki etmediği zamanlarda, gerekiyorsa ikaz edilmelidir.

Eğitimci ya da baba, gence karşı gayet ağır davranmalı, her önüne geldiği zaman onu azarlayıp bağırmamalıdır. Annesi, yaramazlık yaparsa babasının etkin otoritesi, kötü ve hoşa gitmeyen işler yapmasına engel olmada kullanılmalıdır.

Kaliteli Gencin Vasıfları

  • Hayat disiplini kazanmıştır.
  • Ayaklarının üzerinde durabiliyordur; duramıyorsa bile bu yolda çaba gösteriyordur.
  • Tembellikten ve uykuculuktan sıyrılabilmiştir.
  • Gözü yemekte, eğlencede, oyunda değil; bilimde, fende, gelecektedir.
  • Aklı ışıklı mağazalarda, elbiselerde değil; kitaplarda, sanatta ve fikirlerdedir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı