Seyahat

Göksu Üzerindeki Silifke

Göksu Üzerindeki Silifke

İmparatorlar, seyyahlar, göçler, gemiler bir şekilde Göksu’ya temas etmiş. Kimisine felaket kimisine bereket olmuş. Gelen gitmiş, geçen geçmiş; nehir akmaya hep devam etmiş.

Silifke’nin içinden Göksu Nehri geçer denir de esasında Silifke, Göksu üzerine kuruludur. Göksu rengine binaen böyle tesmiye edilmiştir. Bir taraftan da Osmanlı tahrir defterlerinde sayım memurları şehrin taşlık kayalık olmasından Seng Silifke diye yazmışlar. Diğer tarafta ilk çağların en vazgeçilmez yerleri taştan kaleler ve köprüler Silifke’de mevcuttur. Kale, nehir ve köprü üçlüsü bu kadim şehri anlamak için kilit kelimelerdir. Zira eski zamanlarda Göksu Nehri’nin suyolu taşımacılığına müsait olması Kıbrıs’a yakınlığı ile Silifke, Akdeniz dünyasının parlak bir yıldızı haline gelmişti.

Bu gök nehir, sadece gemi taşımacılığına sahne olmamış, bir imparatorun hevesini de kursağında bırakmıştı.  Orta Çağ Avrupası Anadolu’da İslamiyet’i silmek için birleşip Üçüncü Haçlı Seferine çıkmıştı. Hedef Kudüs idi. Alman İmparatoru Barbarossa bu talihsiz seferin başında idi. Nehirde bulunan bir geçitten bütün ordusunu geçirebilmişti. Ancak suya kapılan adamlarından birini kurtarmak için suya girince; 10 Haziran 1190’da nehirde boğulmuştu. Barbarossa’nın Konya’dan Silifke’ye doğru gelmekte olduğunu Selahaddin Eyyubî’ye haber vermişlerdi. Barbarossa Göksu’da boğulmasaydı, Kudüs’e Selahaddin Eyyubî’nin üzerine yürüyecekti.

Evliya Çelebi 8 saatte gelir

Haçlıya felaket olan Göksu, bereketli yüzünü de gösteriyordu. 1584’de Efendi Bey Mescidi için Göksu Nehri’nin yıllık 600 akçalık sefine (vapur) geliri tahsis edilmişti. 1671’de Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de yerini aldı. Evliya Çelebi, yola Ermenek Kalesi’nden çıkar. Toros yaylalarından itibaren nehri takip eder. Nehrin bir mahalde birbirleri ile birleşerek; Silifke’de Paşa Sarayı dibinden güzar edip, hemân o mahalle yakın Çeltiklik nâmlı mahalde Akdeniz’e ulaştığını da ekler. Göksu Nehrine at ile bakamadan geçip; yine güney yönünde çamlı beller, yalçın ve korkunç uçurum yolları takip eder. Büyük mağara ve kadim suyollarını temaşa ede ede 8 saatte geçerek Silifke’ye gelir.

Silifke Kalesine bakan Kara Henk Belinde –ki ol yüce dağların en zirvesidir- Kara Henk Sultan Tekkesi’ne yüz sürüp, bu amansız dağlardan selametle geçtim deyü iki rek’at şükür namazı kılar. Köprünün Dakyanus tarafından yaptırıldığını 17 gözlü olduğunu söyler; lakin o köprü şimdiki taş köprü müdür bilinmez. O zamanlarda Silifke nahiyesinin 70 köyü vardır. Evliya Çelebi Silifke’de limon, turunç, incir, nar ve elma yetiştirildiğine temas ederek şöyle betirmler:

“Köprünün başında bir bâcdâr (sehir gümrükçüsü) odası var. Mahkeme tarafındaki başında kale kapısından şehre gelenleri kontrol ederler. Orada bâc (gümrük vergisi) alınır. Köprü başında şehrin mahkemesi, ona çok yakın olan Paşa Sarayı su kenarındadır. Paşa Sarayının cümle varosu çürümeye yüz tutmuştur. Bağ ve bahçeler içinde binlerce tarihî kemer, han ve imareti var ki yazılamaz. Serçeyi sıtma tutar. Lâkin baharda cümle halkı genellikle yaylaya çıkarlar.”

Keresteler nakledilmiş

19. yüzyıla ait Adana Salnamesinde ise 250 km uzunluğu ile Göksu Nehri, İçel Sancağını; batıdan güney doğuya doğru ikiye ayırır. Sekiz gözlü büyük ve metin bir kâgir köprünün altından hızla akarak Akdeniz’e karışır. Akmış olduğu yerlerde birçok araziyi ve pirinç tarlalarını sular. Ahalinin Akdeniz’e kereste nakli gibi nakliye işlerine yardım ve hizmet eder. Günümüzde ise ekseriyetle sessiz sakin nehir Silifke ovasını sulamakla meşguldür.

Bulanık günler

Siyah beyaz fotoğraflarda suyun rengi değişmez. Lakin renkli fotoğraflar da suyun rengi mevsime göre değişir. Kaynak suyunun aktığı yaz aylarında ise gök rengin sakin akışını izlemek mümkün. Muhtemelen yaz sıcağında çocuklar serinlemek için nehre inmişler. Ayaklarını serinletiyorlar. Arka planda değirmen çarkı dönmüyor gibi görünüyor. Zira yaz mevsiminde Göksu o kadar çağıldamaz. Bizim fotoğraf çektiğimiz esnada ise yaylalara yağan yağmurlar nehrin rengini bulandırmıştı.

Su değirmeni

Elektriğin olmadığı zamanlar suyun kuvveti daha da bilinirdi. Ara sıra sel felaketleri bize buna anlatır. Göksu zaman zaman taşar lakin bu Taş köprü yıkılmak nedir bilmez. 2004 yılında Gezende Barajı’nın kapakları açılınca bütün Silifke Ovası bulutsuz ve güneşli bir havada ağzına kadar dolan nehri gündüz vakti izlemişti. Belki de elektrikli değirmenlerin gelmesi belki de nehrin köpürdüğü zamanlarda bu su değirmeni kayboluvermişti.

Köprüden geriye kalanlar

80 senede neler değişmiş dedirten fotoğraflar hayatın faniliğini anlatıveriyor. Kalenin altındaki taş bina eskiden mahkeme olarak kullanılmış. Şimdi sadece temelleri baki kalmış. 17. Yüzyılda Evliya Çelebi kalenin yalçın kayalı, bir tarafı topraklı, bir yüksek tepe üzere, havalesiz bir metin ve müstahkem, badem seklinde, dört tarafı bin üç yüz adım uzunluğunda,  yirmi üç kulesinin olduğunu söyler. İstanbul yeniçerilerinin yolu üzerinde olmadığından kalenin sipahi kethüdaları ve yeniçeri serdarı Kıbrıs yeniçerilerindendir. Yolunun girdap ve sapa oluşunu da halk tabirleriyle anlatıverir. “Sıpasını gâyb eden gelmez, gelen gülmez ve sıpasını bulamaz. Böyle bir amansız yollardır.”  Evliya Çelebi’nin kayda geçirdiği kalenin içindeki Sultan Bâyezid Han Camiinin varlığı ise bugün araştırılmaktadır.

Daha Fazla Göster

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı