Gönül Sarayının Efendileri

0

Lale Her Daim Bizimdir
Fatih Sultan Mehmed Han, yeni beldeleri fetheden bir kumandan olmasının yanında, gül, lale, nergis yönünden zengin koleksiyona sahip bahçelerin de bilinen padişahıdır. Bu hassasiyetinin neticesinde, fiyatının yüksekliğine aldırmadan pek çok lale türü getirtmiş ve zengin bir lale koleksiyonu oluşturmuştur.
Fatih Sultan Mehmed zamanında başlayan lale hayranlığı, Kanuni Sultan Süleyman zamanında ziyadeleşerek devam etmiştir. Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a atanan Avusturya elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq, o dönemi şöyle anlatıyor: “Çiçekler o kadar güzel kokuyordu ki, bizler gibi alışık olmayanların başını döndürüyordu. Lalelerin kokusu pek azdır, fakat güzellikleri insanı hayran bırakıyor…”
Elbette elçinin gördüğü zahiri güzelliklerdi. Lalelerin zahiri güzellikleri tabi ki eşsizdi. Ama ona hikmet nazarıyla bakanlar kim bilir neler görürlerdi. Bir soğandan yalnız tek çiçek açan lale, vahdeti simgelermiş Osmanlı’da. Allah lafz-ı celilinin ebced değeriyle lale kelimesinin ebced değeri bu sebepten aynı olsa gerek.

Çiçeklerin Sultanı Güldür
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gülü şöyle ifade buyururlarmış; “Seyyidü’l-ezhâri’l-cenneh” (Cennet çiçeklerinin efendisi). Böylece zarif çiçeğe karşı olan muhabbetlerini gösterirlermiş. Hazreti Ali (r.a.) hakkında da şöyle bir hâdise rivayet edilir: Hazreti Ali (r.a.) vefatından az önce yanındakilerden bir deste gül istemiş ve o gülleri kokladıktan sonra ebedi âleme irtihal buyurmuşlardır. O gül ki, ateşe atılan Hazreti İbrahim’e (a.s.) mis kokulu bir bahçe oluvermemiş midir? Fani gözlerin görebileceği bütün güzelliklerin özeti çiçeklerse, çiçeklerin sultanı da güldür. Daima insanların sevdiği, muhabbet beslediği bir çiçektir. Endülüs, Roma, Osmanlı velhasıl büyük medeniyetler güle değer vermişler, edebiyatından sanatına, hatta zanaatına kadar her alanda kullanmışlardır. Osmanlı’nın en gözde çiçeklerinden olan güller vakti zamanında Edirne’den getirtilerek güzel şehrin bahçelerini süslemiştir. 45 bine yakın çeşidi olan gülü insanlar tarif ederlerken; “Gül, siyah ve mavi dışında her renkte olur.” derlermiş. Ama şimdi o iki renkten de gül yetiştirilebiliyor.

Gülün Vârisi Zambaktır
Zarif ve narin bir gövde üzerine konmuş, göz kamaştıracak derecede saf, duru bir beyazlık ile etrafa hoş bir koku saçar zambaklar. Güllerden sonra çiçek sarayının hâkimi onlardır. Yüksek ve âli boylarıyla, mertebeleriyle çiçeklerin hemen üzerinden bakarlar. Turuncuya yakın sarı renkteki tomurcukları, yapraklarının arasından öyle cezbedici görünür ki, koklayınca burnun boyanacağı insanın aklının ucuna dahi gelmez. Hemen uzanır ve defalarca koklanır. Zambak, gül kadar kendinden bahsettirmek hususunda geri durmamıştır. Gülün vârisidir zambak. Asaletin, iffet ve masumiyetin sembolüdür.

Gönüllere Kök Salar Karanfil
Rivayete göre zamanında, Çin hükümdarının huzuruna çıkan insanlar, ağızlarının kokmaması için karanfil çiğnerlermiş. Geçmişi, kültürü en sağlam bir çiçek varsa, o mutlaka karanfildir. Kolay değil, yaklaşık 2000 yıllık bir kültür birikimi. Bahçelerin gözde çiçeklerinden olan karanfil, her geçen gün hoş rayiha yaymaya devam etmiş, böylece insanların gönüllerine kök salmayı başarabilmiş. Karanfil çeşitleri ilkbahar sonlarından sonbaharın ilk ayazlarına kadar, hoş çiçekleri ve kokuları ile bahçelere renk verir karanfil. Sadece bahçelere mi? Çinilerden, taşlara, kumaşlara kadar pek çok farklı yerde süsleme motifi olmuş, renge renk, gözlere hayranlık katmıştır.
Osmanlı devrinde özellikle 16. yüzyılda yüzlerce değişik karanfil türü yetiştirilmiştir. İnsanların eline, işine, fikrine öyle işlemiş ki karanfil, Kapıcıoğlu Eyüplü Mehmed Sabri Efendi, yetiştirdiği karanfillerle kızının çeyizini dahi tamamlayabilmiştir.

Ortanca, Toprağına Göre Renk Alır
Ortancalar asil ve göz alıcı çiçeklerdir. Güneşin nurundan ihtiyacı kadarını alır, ama gölgeye hayrandır. En sevdiği güneş, sabahleyin birkaç saat kuvvetli güneştir. Öğle vaktine 1,5-2 saat kalaya kadarki zaman dilimi, onun için en iyisidir. Ortanca çiçeği pembeden maviye ilginç bir renk çeşide sahiptir. Dostunuzdan aldığınız mavi ortancayı bahçenize ektiğiniz zaman, çiçeğin renginin pembeye döndüğünü görülebilirsiniz. Bunun elbette bir açıklaması var. Ortancaların mavi ya da pembe renkli olması, çiçeğin topraktan ne kadar alüminyum çektiğine bağlıdır. Mesela, toprağın pH değeri 6.4’ün üzerine çıkarsa ortancalar demir eksikliği çekebilir. Bundan dolayı başka bir yerden alınan mavi renkli ortancalar, bir diğer bahçede farklı renge bürünebilir. Bu çiçekler toprağa göre değiştiği gibi insanlar da ortama göre değişirler. İnsan helal gıdasını iyi aldığı zaman, özüne sıkı tutunduğu zaman istenilen rengi verir. Hangi çiçeğe bakarken, neyi düşündüğünüz, hangi formatta yetiştirildiğinizi gösterir.

Birbirinden değerli ve güzel içerikleri İnsan ve Hayat Dergisi’nin 100. sayısında (Haziran 2018) bulabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 342 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.