AraştırmaGelenekten GeleceğeKültür Sanat

Kolonya : Gül Suyundan Köln Suyuna

İlk olarak Almanya’da üretilen kolonyaya, bu topraklara ayak basar basmaz lisanımızı öğretmişiz. Misafirimiz geldiğinde ‘Hoş geldin’i, hasta ziyaretlerinde ‘Geçmiş olsun’u, lokantadan ayrılırken ‘Yine bekleriz’i, tıraş sonrasında ‘Sıhhatler olsun’u ve daha nicelerini. Öylesine sinmiş ki kültürümüze, bayramlarımızda tatlı telaş; nişan bohçalarında demirbaş; şekerimize, lokumumuza samimi arkadaş oluvermiş.

Hep bizden bir şeyler vermişiz ona; Antalya’dan turunç çiçeği, İzmir’den incir, Rize’den çay, Isparta’dan gül, Sındırgı’dan çam, Balıkesir’den beyaz zambak ve daha pek çok şey. Kolonyanın kokusuna sinmişiz, buram buram Anadolu kokmuş. İtriyatçılarımız en güzel isimlerle süslemişler onu: Unutma Beni, Altın Damlası, Gizli Çiçek, Siyah Lale, Vatan Kokusu, Son Hatıra, Esmer, Hayal gibi onlarca güzel isim.

Anadolu, kolonyayı neden bu kadar sever?

Kolonyadan önce Anadolu’da yaygın olarak gül suyu kullanılırdı. Gül, güzel ve serinletici kokusunun yanında bayılmalar; baş, ağız, boğaz ve kulak ağrıları; cilt hastalıkları gibi tedavilerde ilaç, macun, yağ, şurup, şerbet olarak temin edilirdi. Gül suyu, gülabdan denilen özel muhafaza kaplar içerisinde hemen hemen bütün evlerde bulundurulur; özel günlerde, hasta ziyaretlerinde hediye ve ikram için kullanılırdı. Aslında günümüzde kolonya etrafında oluşan birtakım geleneksel uygulamaları çok önceden sadece gül suyu geleneği çerçevesinde düşünmek mümkündür. Anadolu insanı, gül suyunun yanına Avrupalı mütevazı arkadaşı kolonyayı koymuş ve daha önce oluşturduğu gelenek kılıfını onun üzerine giydirmiştir.

Vebaya bile iyi geleceğine inanıldı

Tıpkı gül suyu gibi antiseptik özelliğinden dolayı kolonyanın da tıbbî birtakım faydaları bulunmaktadır. Hatta kolonya, üretildiği ilk yıllarda bir kozmetik malzemesi olarak değil tıbbî amaçlarla kullanılmıştır. O günler için portakal çiçeği, biberiye, bergamot ve limondan oluşan formülü sayesinde ferahlatıcı bir özelliğe sahip olan kolonya, sindirim sistemi rahatsızlıklarında, şeker üzerine damlatılarak alınmıştır. Antiseptik özelliğinden dolayı yara temizliğinde, kas ve eklem ağrıları için friksiyon yaparken kullanılmıştır. Hatta öyle ki kolonyanın vebaya bile iyi geleceğine inananlar olmuştur.

Kolonyayı kim üretti?

Kolonyayı ilk olarak kimin ürettiği hususunda tam bir ittifak olmamakla birlikte, buna dair iki görüş mevcuttur. Bunlardan ilkine göre kolonya önce Giovanni Paolo Feminis tarafından üretilmeye başlamış, daha sonra yeğeni Giovanni Maria Farina’nın kontrolünde asıl şöhretine kavuşmuştur. Diğer görüşe göre kolonyayı ilk üreten Kölnlü Wilhelm Muelhens’tir. Muelhens, kendisine hediye edilen kitaptaki ‘Aqua Mirabilis’ adlı şifa verici suyun formülünü uygulaması sonucu kolonyayı üretmiştir.

4711 gerçek Köln suyu

Kimilerine göre tarihteki ilk marka hırsızlıklarından biri de kolonya sebebiyle olmuştur. Wilhelm Muelhens, 1803 yılında ürettiği kokuya Almanca “4711 Gerçek Köln Suyu” anlamına gelen “4711 Echt Kölnisch Wasser” ismini verir. 4711 Muelhens’in evinin ya da imalathanesinin kapı numarasıdır. Bazılarına göre bu numara Napolyon’un Köln’ü işgal ettikten sonra evlere verdiği numaralardandır. Ancak gelin görün ki Muelhens’in kokusuna verdiği ismin anlamı daha önce Feminis ve Farina’nın ürettikleri “Eau de cologne” ile aynıdır. Farina ailesi kokularını taklit edenlere 2000’den fazla dava açmıştır. 4177 ile olan davaları en eskisidir.

Osmanlı’da ilk ismi “Odikolon”

Feminis’in kolonya formülü 14. asırdan beri kullanılan ‘aqua reginae’ isimli bir koku oluşturmaktadır. Bu kokunun formülü üzerinde çalışan Feminis önce ‘Eau Admirable’, daha sonra da Almanya’nın Köln şehrinde ürettiği için Fransızcada “Köln suyu” anlamına gelen ‘Eau de Cologne’ ismini verdiği kolonyayı üretmiştir. Feminis, ürettiği kokuyu adlandırırken o günler için Fransızcanın uluslararası geçerliliğini düşünmüştür. İlk olarak İkinci Abdülhamid Han döneminde Osmanlı topraklarına getirilen kolonyanın halk arasındaki ilk ismi “Odikolon”dur.

Bir Türk müteşebbis Ahmet Fârukî

Ticarî hayatına, Kapalıçarşı’da yağlıkçılık yapan dayısı İbrahim Efendi’nin yanında başlayan Ahmet Farukî, son derece müteşebbis bir Türk gencidir. 1882 yılında Feriköy’de imalathane kurarak losyon, parfüm, pudra, krem, briyantin, şampuan, pudra, allık, sürme, diş tozu, diş macunu, tuvalet sabunu, mürekkep vs. gibi birçok ürünün yanında yerli kolonyayı üretmiştir. Farukî, halkın o zamana kadar ‘odikolon’ olarak isimlendirdiği ’eau de cologne’ için önce “Kolonya Suyu” ismini vermiş daha sonra bunu Farukî Kolonyası’na dönüştürmüştür. Bundan sonra halk arasında odikolon değil kolonya olarak anılmaya başlamıştır. Ahmet Farukî’den sonra Süleyman Ferit (Eczacıbaşı) Ethem Pertev, Hasan Hassan, Hasan Şevki, Evliyazade Nureddin, Ekrem Yalçın, Kemal Kamil ve Eyüp Sabri Tuncer yerli kolonyanın ilk temsilcileri olmuştur.

Farukî, halkın o zamana kadar ‘odikolon’ olarak isimlendirdiği ’eau de cologne’ için önce “Kolonya Suyu” ismini vermiş daha sonra bunu Farukî Kolonyası’na dönüştürmüştür.

İkinci Abdülhamid Han ve Jean Marie Farina

İkinci Abdülhamid Han, işini layıkıyla yapma, devlet müesseselerine yardım etme gibi hususlarda kendini göstermiş, fen ve marifet ehline fahri olarak icra ettikleri mesleğin başı olma ayrıcalığını tanımıştı. Bu kişilere işyerlerinin kapısına “Tuğra-yı Garrâ-i Şâhâne”, “Tuğra-yı Garrâ-i Hümâyûn” veya “Tuğra-yı Osmanî” asma izni de veriliyordu. Bu imtiyazdan faydalanmak isteyenler arasında, kimilerine göre kolonyanın ilk üreticilerinden sayılan Jean Maria Farina’yla aynı ismi taşıyan torunu da bulunmaktaydı. Farina’ların fabrikası Avrupa’nın çok eski ve meşhur bir fabrikası olduğundan Farina’nın “Fahri Saray-ı Hümâyûn Kolonyacısı” unvanını almasının kabulü uygun olacağı görüşüyle isteği, 3 Mayıs 1298 (16 Mayıs 1882) tarihinde padişaha arz edilmiştir.

Kolonya misyon yüklüyor

Misafir geleneğimizde evdeki her aile bireyinin bir görevi vardır. Evin büyüğü, misafiri kapıda karşılamak ve yolcu etmekten; evin hanımı ya da kızı, yiyecek ve içecek ikramından sorumludur. Evin küçüklerinin sorumluluğu da şeker ve kolonya tutmaktır. “Hadi çocuğum, kolonya tut.” cümlesiyle yüklenen bu sorumluluk, çocukların sosyalleşmesini sağlarken, bir işi becerebilmenin verdiği özgüvenle, gelenek içerisindeki mevcudiyetlerini perçinlemektedir. Şimdi şimdi misafirden kaçıp odalarına gizlenen çocuklarımızı düşününce, bunun çocuklarımıza katkısını daha iyi anlayabiliriz.

Ve şimdi …

Kolonya nasıl ki ilk üretildiğinde Avrupa’nın ağır, yağlı ve leke bırakan kokularının tahtına hafif ve ferahlatıcı özelliğiyle oturduysa, karnından çıkardığı parfümler de kolonyanın tahtına oturdu. Hatta öyle ki özellikle limon kolonyasının kokusu köylülüğün, eskinin ve geriliğin kokusu oluverdi. Derken Çin’de peyda olan Korona virüs, kolonyanın tacını tekrardan parlatmaya başladı ve insanlar, salgın tehlike ve tehditleriyle yüz yüze kaldıkça, kolonya kendisini hatırlatacak, sanırım.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı