AraştırmaKapak

Güler Miyiz Ağlanacak Halimize!

İki şey, göründüğü kadar basit değildir: Sırasında gülmek ve ağlamak. Çünkü, gülünç duruma düşmeden her ikisini tam vaktinde yapanlar, büyük bir zeka eseri göstermiş olur.

Mizah deyince aklımıza, zeka gelir. Zekayı, mizahla beraber zikrederiz. Lakin diğer tarafta da hiciv durur. Gerçekten de hiciv ve mizah, insanımızın en canlı halidir. Bir elimizde iğne bir elimizde çuvaldız, yüzümüzde de tebessüm eksik olmaz. Çünkü bizim zekamız, tembelliklerden, farazîliklerden ve zorlamalardan uzak durur. Yaptığı işten keyif almaya çalışır. Biz böyle bir zekaya sahip bulunduğumuzdan, başkalarını olduğu kadar kendimizi de hicveder, alaya alır, her türlü ince zeka oyunu oynarız.

Nükte yapmak endişesi taşırız her nedense. Bunun için en amansız tehlikelere bile atılırız. Sanki bütün dış tazyiklere ve yok edici kuvvetlere karşı duran, net bir hiciv tutkunluğu; kah haşinlik kah yumuşaklık taşıyan bir hazırcevaplılık, nükte zevki zihnimizde saklı durur.

Hicivden lince geçiş

Hiciv; hangi konuda olursa olsun ne kadar mümtaz, müstesna vasıflar varsa onların hepsini kaldırıyor. Onların zıddı olan “evsâfı zemime/kötü sıfatlar” ve “tavsîfatı mekruha/kerih görülen vasıflar”ı koyarak karşıdakini küçültüyor, bir nevi eksik yanını gösteriyor. Ama esasında, kişide mevcut kötülükleri şişirip büyütmekten ibarettir. Bunu yaparken de kendi şartlarını oluşturuyor. Hem lafız hem mana cihetinden nükte, zarafet ve ince bir zeka taşır. Zaten mizahın şartı da budur; ancak latife ve nükte kisvesi de giydirilmiş olsa hicivde, zem ve yerme adeta temel bir taştır. Hiciv, tohumdan mamul olmak maksadıyla toprağı ekmektir. Tohumu çürütmek değildir.

İnsandaki ahlak-ı zemimeyi -düşük ahlakı hicvetmek, eskide kaldı gibi. Artık arsız bir hale bürünen sosyal medya ve TV kanallarında komiklik ve gülünç olma ile ifade edilir oldu haller. Bugün linciye, linç etmek gibi acayip bir tür taarruzla karşı karşıyayız. Mizah da çoktan “pis pis gülmek, sırıtmak” gibi manalara düçar olmuş durumda. Ne ince zeka ne de yüksek edebiyat, mizah sahasında bulunuyor. Varsa yoksa, insanın heyecanla hizmet etme iştiyakını azaltmaya çalışan manipülatif ve fiskos endeksli dedikodular üfleniyor kulağa.

Devir ve iletişim şartları değişse de işin özünde her bir söz ve hareket; serpilen ve yeşermek için, fırsat kollayan bir tohumdan farksızdır. Bu tohum, gülmek ve ağlamak olarak yüzde yeşerir. İnsan; gülüşüyle terbiyesini, güldüğü şeyle seviyesini gösterir.

İki muhal hal: Gülmek ve ağlamak

İnsan gülmeden evvel, ağlamayı öğrenir. Eğer bir bebeğin doğumuna şahit olduysanız bunu test etmişsinizdir. Bu bir trajedi midir ki doğarken ağlıyoruz?

Trajedi; çok acıklı olay, sonucu kötü olan durum, facia için kullanılır. Sonra bir cümle ilave edilir; trajedi bekledikçe ileride komedi olur. Yani insan gülmeye başlar, gülmeyi öğrenir. Bu geçiş insanın çehresinde, gökyüzünün değişmesinden daha hızlı hissedilir.

Sevinçten ağlamak

Sevinme ve üzülme hallerinde gözyaşı hâsıl olur. Keder ve üzüntüden meydana gelen gözyaşı ile aşırı sevinçten meydana gelen gözyaşının arasını, o yaşın sıcaklık ve soğukluğu ile ayırt etmişler. Sevinçten meydana gelen gözyaşının soğuk olduğunu, kederden meydana gelenin ise sıcak olduğunu söylemişlerdir. Bazı durumlar istisna tabii.

Alkolün kalp güldüren özelliği olduğunu duymuş muydunuz! Bu tez, 1979 yılından itibaren kamuoyunda yayılmıştı. O zamanlar bir dergide ciddi ciddi alkol tüketiminin insan ömrünü uzattığını yazan makaleler yayımlandı. Yazarlar, “Alkol tüketimi ile daha az kalp krizi arasında bir bağlantı var.” diye yazıyorlardı. Bordeaux, Chianti ya da Napa-Valley bölgelerinde araştırma yapan ve farklı içki türlerinin olumlu etkilerini açıklayan bilimcilerin yayımladığı yüzlerce makale bunu izledi. Hatta yüksek dereceli içkiler de damarları sözüm ona açık tutuyordu. Meslek dergilerindeki makalelerde tıp uzmanları, günlük hayattan nihayet olumlu bir haber vermenin mutluluğunu yayıyorlardı. Ancak bütün bunların yalan olduğu anlaşıldı. Alkolün zararları içerisinde fayda bulmanın yanlışlığı daha sonra anlaşıldı. Ama o dönem için iki zıttı bir araya getiren bu hale, cümlemiz şudur: Ağlarız hatırımıza geldikçe gülüştüklerimiz.

Çevirelim cümleyi: Gülüştüklerimiz, hatırımıza geldikçe ağlarız. Bu iki hal ve fiil, birbirini o kadar hızlı takip eder ki neye ağlayacağımızı neye güleceğimizi bile şaşırırız.

Cahil ile inananın gülmesi bir olur mu?

Konuşurken geçişler mühimdir. Bu geçişlerin dozu öyle ayarlanmalı ki ağır bir kasvet sinmemeli, diğer taraftan laubali bir hal de arz etmemeli. İşin tuhafı, kötüler de iyiler de güler. Gülmenin iki tarafını şu sözler iyi anlatıyor.

“İnanan insanlar, güler.”

Çünkü, inandığına güveni tamdır; bu, ondaki hüznü izale eder. “Lâ tahzen. İnnellahe meane.” ayeti kerimesi bu minvalde anlaşılabilir. Hüzünlenme, tebessümünü eksik etme insanlardan.

İkincisi ise cahillerin, yani hakikati bilmeyenlerin gülmesidir. Çünkü onların, yani “Cahillerin intikamı komedi-mizah iledir, komiklik iledir.” Böyle yaparak hadise ile dalga geçerler, kendilerince eğlenmiş olurlar. İşte bu halde iki zıt bir araya gelir ve bu, tehlikeli bir haldir. “Ağlanacak halimize, güleriz.”

Dinî konularda mizah yaparken veya dinlerken, konuşurken unutulmamalıdır ki dinî konuların şakası olmaz.

Mevzuyu tatlıya bağlayalım.

Vasfi’ye bir gün eşi, tatlı konuşmadığından dolayı sitem ediyormuş.

“Yahu! Ne olur, sabah sabah suratını asacağına bir tatlı lâf et, Allahın kulu!”

Vasfi, öyle kaymak gibi yumuşak, iyi geçimli, her zaman neşesi yerinde adam değildir. Bazen lodoslu havada Harem iskelesi gibi yanaşılması güç bir “şey” olur. Hanımının:

“Ne olur, bir tatlı söz, bir tatlı şey söyle!” deyişine ciddiyetle:

“Baklava!” karşılığını vermiş…

Ve ciddiyet de güler yüzlü olmaya, akl-ı selim de mizaha mani değildir. Bunu bir düşünün. Gülerken düşünemezsiniz; ancak düşünürken bazı şeylere daha çok güldüğünüzü fark edeceksiniz.

Çünkü inanan insanlar, güler. Simanızda tebessüm dolunay gibi parlasın.

Kaynaklar: Yayınlanmak için hazırlanan Doğru Söz Söyleme Sanatı kitabından alınmıştır. Tasvîr-i Ahlak, Hiciv ve Mizah Antolojisi, Cahillikler Kitabı

Mizahın iki sebebi

  1. Peygamberler ve onun vârisleri en güzel ahlak ile vasıflanmış olduklarından heybetlerinden; kendisine hayran olan muhataplar konuşmaya ruhsat bulsunlar! Bunun için, latife yaptığına misaller çoktur. Mizah, size karşı rahat konuşamayanlar için iyi bir rahatlatma sanatıdır.
  2. Halk her şeyde kendilerine uymakla memur bulunduklarından eğer yumuşak ve güler yüzlülüğü terk etseler, ümmetin de ona uyarak sert yüzlü olması gerekirdi. Zaten “Tebessüm etmek, sadakadır.” buyrulduğu için, tebessüm ettirecek latifeler, kültürümüzde yer alır.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı