Röportaj

Güneyle Görüşmeler Bizim Kadar Bütün Dünyayı da İlgilendiriyor

Din isleri Başkanı Prof. Dr. Talip Atalay Güney Kıbrıs’la yapılan görüşmelerin nasıl başladığını ve oluşan problemlerin nasıl aşıldığını anlattı.

Güneyle görüşmeler Annan planının kabul edilmemesinden dört yıl sonra dini liderler tarafından yeniden başlatıldı. Görüşmeler biz göreve gelmeden başlamıştı ancak devam edememişti. 2008’den sonraki güneyle yaptığımız görüşmelerde daha hızlı neticeler aldık.

İsviçre’nin aracı olması ile Güney Kıbrıs’la din adamları nezdinde görüşmelere başladık. Zaman zaman Güney Kıbrıs görüşmeleri askıya almak istese de yine İsviçre’nin desteği ile devam ettirmekte kararlı davrandık. Çünkü İsviçre ile bizim bu görüşmelerden karşılıklı menfaatlerimiz var.

Bir de Türklerin en büyük özelliklerinden olan uyum ve unutma kabiliyeti görüşmelerin devam etmesinde etkili oldu. Biz acı üzerinden bir ideoloji oluşturmadığımız için unutmakta daha başarılıyız. Güney Kıbrıs’ta Hıristiyanlıkta var olan “itiraf’, sürekli acıların tekrar etmesine neden oluyor. Bu yüzden aslında adada Güney Kıbrıs’ın acı üzerinden inşa edilen ideoloji, kin ve garazı huzursuzluğu artırıyor.

Kıbrıs adasında benim görebildiğim kadarıyla insanların Rumlara karşı kin ve garazı yok.

Karşı taraf da bunu biliyor, biz de zaman zaman bunu dile getiriyoruz. Karşı tarafın Türklerden
korkmasının temelinde, Türklerin tarihinde başarıyı tatması meselesi var. “Ya Türkler kendilerine yeniden inanırlarsa ne olur?” endişesi onları rahatsız ediyor.

Kıbrıs meselesinin çözümünde uluslararası kamuoyunun baskısı ve isteği var. Bu isteği kendi lehimize kullanabiliriz ancak başlattığımız görüşmeleri her halükarda devam ettirmemiz gerekiyor.

Görüşmelerden elde edeceğimiz sonuçlar bizim kadar bütün dünyayı da ilgilendiriyor. Bölgenin istikrara kavuşması Kıbrıs kadar burada ticari ve stratejik menfaati olan ülkelerin de işine yarayacaktır. Dünyanın global bir şirketler ağının yönetiminde olduğunu da unutmamak gerekir. Güney Kıbrıs’ta çok güçlü bir kilise örgütlenmesi var ve bu yapı hâlâ devam ediyor. Güney Kıbrıs’ta 1960 Kıbrıs Devleti’nin devamında her türlü güç kilisede toplanmış ve neredeyse kilise yüzde seksene yakın toplumda belirleyici fonksiyona sahip. Sadece Başpiskopos değil her bir Metropollik kendi bölgesinde son derece etkili kişiler.

Bizde ise din adamları itibarsızlaştırılmış bir yapı var. 1960’lı yılların sonuna kadar Kıbrıs’taki kadınların tamamına yakını çarşaf giyiyordu.

Bu kadınların Türkiye’den yetişip gelen oğulları, ağabeyleri, amcaları zorla bu çarşafları yırttılar. Yaşlı kadınların birçoğu evlerinden hiç çıkamadılar. Türkiye’de yapılamayan devrimler Kıbrıs’ta yapıldı. Neticede birkaç yıl öncesine kadar adada seküler yapı hakimdi. Ancak hakim olan bu seküler yapı kuzey ülkelerinde olduğu gibi alenen din düşmanlığı yapıyordu.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı