Araştırma

Güzelliğin Bedeli

Sen İstiyorsun da Bedenin İstiyor mu?

İnsana verilen ömrün dahi bir bedeli varken, akrebin kıskacına kaptırılan bedenlere, mengeneyle sıkıştırılan ayaklara ve kimyasallarla örülen kozmetik ciltlere de ödenecek bir bedel olmayacak mı?

Güzellik uğruna nice bedenler ve bedeller ödendi, ödeniyor, bu gidişle de ödenmeye devam edilecek. Değerli bir hazine saklıyordu her beden. Keşfedilmesi uzun sürmedi bu yüzden. Keşfedilir keşfedilmez de başlandı sömürülmeye. Özellikle sosyal medyanın hayata dâhil olmasıyla beraber beden bakımı ve güzelleştirilmesine yönelik büyük bir patlama yaşandı. Kendini beğenmişlik, idealize edilmiş bedenler sergilenmeye başlandı.

Bir özentiliktir başlar…

İnsanların en zayıf noktaları başkasına benzemeye çalışmak/müşebbehe, özentilik… Böylelikle daha güzel ve yakışıklı olma gibi modern sağlık ihtiyaçları oluşturtulmakta ve bunun için de insanlar, estetik operasyon yaptırmaya, kozmetik ürünleri sıklıkla kullanmaya ve modaya göre giyinmeye sürükleniyordu. Hedef tahtasında ise daha çok gençler vardı. Çünkü onlar yaşlarının gereği özendirilmeye, yönlendirilmeye açıktı. Bu açıktan güzellik furyası da pay kapmak için girdi.

Adeta deneme tahtasına dönüştü bedenler.  Cilde sürülen boyalardan vücuda enjekte edilen sıvılara, daracık elbise ve ayakkabılara kadar nelere maruz kalmadı ki. Beğenmediler, yenilenen formüllerle tekrar denediler. Bu konuda kendini masum ve de haklı göstermek isteyen estetik, kozmetik ve moda dalgası, koyun postuna bürünmüş kurt misali ‘ruh sağlığının iyiliğine’ hizmet ediyoruz yaftası altına gizlenip insanların eksik ve zayıf taraflarını sosyal medya aracılığıyla dayatmaya devam ettiler. Güzellik üzerinden sömürü gittikçe hızlandı.

Bir kere gözlere perde inmeyegörsün, görünen ne varsa görünmez hale gelirdi. ‘Güzelleşmek’ de beden ve ruh sağlığının ihmal edilmesindeki göze inen perdelerdendi. Peki, gözlere inen güzelleşmek perdesinin beden ve ruh sağlığına ne gibi zararları vardı?

‘Anlık güzellik’in bıraktığı kalıcı izler

Kremler, allıklar, rujlar, ojeler, farlar, fondötenler, deodorantlar, saç spreyleri…  Hayatta çok fazla yer kaplayan kozmetik ürünler…

Günler, ilk iş olarak kozmetiklerle dolu bir masanın başına geçip, aynanın karşısında dakikalarca sürecek cilt bakım seanslarıyla başlar. Yüze, dudağa, göze ve tırnaklara türlü boyalar sürülür. Sabah sürülenin üzerine akşam olmadan birkaç kat daha boya atılır ve gece yatmadan önce de sürülen boyalar teker teker silinir. Bu ürünler, ‘anlık güzellik’ gibi gelip geçici olmayıp kalıcı birçok zararlı izler bırakır.

Ancak birçok metal ve kimyasalın yardımıyla cilt üzerinde tutunan bu ürünler, endişe duyulmadan her gün rahatlıkla kullanılır. Vücut ise bir depo gibidir. Ağız ve deri yoluyla dolaşıma karışan metal ve kimyasallar, organlara hızla taşınır ve yıllarca buralarda depolanır. O yüzden her ne kadar kısa vadede bir sorun oluşturmaz gibi gözükse de alışkanlık durumunda ve sıkça kullanma neticesinde:

  • Cildin çok hızlı yaşlanmasına,
  • Özellikle rujlarda bulunan alüminyum gibi tutucu metaller nedeniyle karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarına,
  • Kansere,
  • Göz gibi savunmasız bir bölge çevresine uygulanan makyaj ürünlerinin, bilhassa temiz kullanılmayan fırçalara bulaşan bakterilerin gözler için ciddi risk oluşturmasına,
  • Saç derisinde rahatsızlıklara veyahut da saç dökülmesine,
  • Tırnakların sertleşmesine sebep olur.

Araştırmalar neticesinde de bir kadın, günde ortalama 9 kozmetik ürün kullandığı ve bunların 126 değişik içeriğe sahip oldukları belirlenmiştir. Yine bu çalışma sonucunda kadınların her yıl 2.26 kg kozmetik ürünü, ağırlıkla deri, nadiren de ağız yoluyla vücuda aldıkları tespit edilmiş ve bunların da ilerleyen zamanlarda ciddi sağlık tehlikesi oluşturabileceği söylenmiştir. İnsan, kendine kendi gözüyle, değerleriyle ve inandıklarıyla bakmayı öğrenirse, işte o zaman gerek kalmaz türlü boyalar sürünmeye.

Sen istiyorsun da bedenin istiyor mu?

Herkesin bir kılık kıyafet tercihi vardır kendine göre. Tercihler, türlü türlüyken bir giysiyi seçeceğiniz vakit vücut için en doğru olan hangisidir diye bedeninize danıştığınız oldu mu hiç? Yoksa onu, hiç istemediği giysiler içine mi hapsettiniz?

Küçük gibi görülüp göz ardı edilen bazı ayrıntılar vardır ki, ihmal edildikçe büyür, büyüdükçe de çözümü zor olan problemlere dönüşür. Bilimsel olarak da araştırılan, vücudun yapısına uygun olmayan dar kıyafetler giymenin zararı herkes için düşündürücü. İşte, bu daracık kıyafetleri giyenlerin gelecekte karşılaşacağı zararlar:

  • Vücudu sıkıştırıp damarlara baskı yaparak kanın dolaşımını zorlaştırır. Bu da damar genişlemesine böylelikle de varise yol açar.
  • Dar pantolonlar, bacak sinirlerinin zedelenmesine, özellikle de erkeklerde, kasık rahatsızlıklarına, idrar yolu enfeksiyonlarına ve kısırlığa varıncaya kadar problemlere yol açar.
  • Ayrıca dar pantolonlar, bacakların hava almasını önlediğinden ve mikropların üremesini kolaylaştırdığından ciltte egzama, mantar gibi deri hastalıklarına kapı aralar.
  • Bel omuriliğinden çıkan iki sinirin baskı altında kalması, yöneldiği bacakta ağrılara sebep olur.
  • Dar kıyafetlerden kaynaklanan akciğer ve soluk borusundaki basınç düzgün nefes alıp vermeye mani olur. Ayrıca hazımsızlık, mide ekşimesi ve reflüye yol açar.

Bu gibi rahatsızlıklara düşmemek için her zaman vücudun içinde huzur bulacağı, vücut hatlarının belli olmayacağı bol ve rahat giysiler tercih edilmelidir.

Mengeneyle sıkıştırılan ayaklar

Modanın ve ortamın yönlendirmesiyle farklı bir boyut kazanan tercih meselesi, kendisine daha çok yakıştığı zannına kapılan kimseleri, normalin dışında; dar, düz, yüksek topuklu ayakkabılar seçmeye sevk ediyor. Güzellik uğruna düşülen bu hatada, ayakkabılar birer mengeneye dönüşüyor ve sıkmaya başlıyor ayakları. Unutulmamalıdır ki bir gecede oluşmayabilir problemler. Ancak zaman ilerledikçe, ısrar edildikçe problemler de çıkacaktır ortaya bir bir. Bazı durumlarda o kadar ileri bir merhaleye ulaşır ki bu problemler, yegâne çözüm yolu cerrahi müdahaleler olur.

Bu seviyeye getirebilecek dar ve yüksek topuklu ayakkabıların, ayaklara ve vücuda verdiği zararlar nelermiş:

  • Ayak bileğindeki sinir sıkışmaları, ayak parmaklarına ve dize doğru yayılan ağrı ve uyuşmalara neden olur.
  • Şayet şikâyetlerin yüksek topuklu ve dar ayakkabıdan kaynaklandığı uzun süre fark edilmezse tablo ağırlaşıyor ve ameliyat şart oluyor. Yapılan operasyonla da sıkışan sinirler kurtarılıyor.
  • Yüksek topuklu ayakkabı, ayaktaki ağrı ve şekil bozukluklarının yanı sıra, dize ve bele de zarar verir. Denge çabuk bozulduğu için ayakta burkulma riski artar ve ayak bileğindeki bağ ve eklemlerde zedelenmelere yol açar.
  • Ayrıca ayak şişliği, tırnak batması ve nasır gibi sorunlarla da karşı karşıya kalınabilir.
  • Bu durum sadece kadınlara mahsus değil. Erkekler de dar veya küçük ayakkabı giyerse hemen hemen aynı problemler onların da başına gelebilir.

Bu hususta alınacak ilk önlem “Ayağımı sıktı; ama yakıştı da.” dememelidir. Bundan dolayı yüksek topuklu ve ayağı sıkan ayakkabılar yerine, ayakların rahat edebileceği en uygun ayakkabılar seçilmelidir.  Mümkün olduğu kadar da ayakkabı çorapla giyilmelidir. Çünkü çorap, sinir sıkışmalarını nispeten de olsa önler.

Bile bile, heva u hevesin peşine takılıp güzelleşmek uğruna sağlık ihmal edilirse, ihmal edildiği kadarıyla ödenecek bir bedel de olacaktır. Bazen de bu bedel, o kadar ağır boyutlara ulaşır ki,  insanı dönülmez bir maddi ve manevi zararın pençesinde bırakabilir. Unutulmamalıdır ki bu beden, emanet bize.

 

 

Sağlık mı, Gösteriş mi?

Estetiğin Taşıdığı Riskler

Güzellik para gibi bir güç, gösteriş olarak görülünce onu elinde bulundurmak isteyenler ortaya çıktı. Sağlıktan ziyade başkasına güzel görünmenin peşine düştüler. Bunun için de zararlı olabilecek bir alana yöneldiler: estetik ameliyatlar.

Estetik ameliyatlar zararlı mıydı, zararsız mı; gerekli miydi, yoksa gereksiz mi? Bu konuyu, Hisar İntercontinental Hospital’dan, KBB uzmanı Doç. Dr. Yavuz Selim Beyle konuştuk. İşte konunun madde başları:

Günümüzde sadece güzelleşmek için estetik yaptırma eskiden de var mıydı?

İlk Mısır papirüslerinde, güzelleşmek için alın ameliyatlarının yapıldığına dair kayıtlar mevcut. Mesela, bugün elzemle uzak durulması gereken eroini, eskiden heroin adıyla uyuşturucu etkisinden ziyade göz için bulmuşlar. O zamanlar gözbebeklerinin büyüklüğü güzellik unsuru kabul ediliyormuş. O yüzden heroini gözbebeklerini büyütmek yani güzel görünmek için kullanmışlar.

Hiçbir problemi yokken estetik ameliyat yaptırmanın riskleri nelerdir?

Ciddi riskleri var. Mesela liposakşın. Liposakşın da hava embolisi oluyor. Yani kapalı ortamda karından yağ alınırken küçük küçük kabarcık yağlar kana karışıp büyük bir tabaka oluşturarak ölümcül riskler meydana getiriyor.  Günümüzde ise hava embolisini azaltacak radyofrekans gibi yöntemlere başvurulsa da risk yine fazla. Onun dışında hiçbir problemi yokken yüz germe ameliyatı yaptırıyorlar. Ameliyat yapılan alanda deri kabarabiliyor bazı durumlarda. Yani güzelleşmek için gelip daha da çirkinleşebiliyorlar. Karın germe gibi estetik ameliyatlar da anesteziye bağlı problemler;  kalp durması, solunum durması, kan pıhtılaşması ya da kan kaybı olabiliyor.

Doktor seçimine bağlı riskler de olabiliyor mu?

Tabii doktor seçimi de önemlidir. Her şey kaliteli ve hijyenik olmalıdır aynı zamanda. Tecrübesiz ya da ucuz diye merdiven altı doktorlara gidilirse -ki bu medyada çok çıktı- risk bir o kadar daha artıyor.

Bazı durumlar var ki, burada doktordan kaynaklı risk denilemez. Mesela yağ aldırdıktan sonraki gelişen süreç doktordan bağımsızdır. Bu durum her hastada değil, bazı hastalarda oluyor. Damarın içine girip şu havayı alayım diyene kadar hastanın hayatı tehlikeye giriyor. Bunun yanında iki ülkeyi karşı karşıya getirecek durumlar da yaşanıyor.

Estetik üzerinde ortam ve sosyal medyanın etkisi hakkında neler söylenebilir?

Annesi botoks veya dudağına dolgu, anneannesi yüz gerdirme, karın gerdirme yaptırmış bir ailede yetişip estetik olmak için gelenleri durdurmak ve ikna etmek mümkün olmuyor. Hakeza arkadaş ortamında burun estetiği yapan birini görüp bende estetik yaptırmak istiyorum, diyerek doktorun yolunu tutan çok var. Oysa okulda, aile içinde öyle haller olmasaydı böyle bir durum yaşanmayacaktı.

Herkes yediğini, içtiğini, yaşadığı yeri, giydiği kıyafeti, kazandığı bir belgeyi, bununla beraber vücudunu da sosyal medyada gösterme yarışında. İşin temelinde beğenilme ve kendini güzel gösterme arzusu yattığından yüz germe, kaş kaldırma, burun, kulak estetiği yaptırıyorlar. Kas erimesi olanlar, silikon koydurup bacağını, kolunu daha kalın göstermeye çalışıyor. Oysa hiçbir sağlık problemi yok bunların. Sadece çekindiği ya da çektirdiği fotoğrafta az önce saydığım nedenlerden dolayı çirkin çıktığını zannedip ameliyata heves ediyorlar. Bu da tabii vahim sonuçlar, kalıcı hasarlar doğurabiliyor ileride.

Bazen gençler birbirlerinin fizikî özellikleriyle dalga geçiyorlar. Böyle durumlarda ne yapılmalıdır?

Özellikle ergenlik döneminde gençler birbirlerini çok yargılıyor. Birbirlerini hakir görüp lakap takıyorlar. Bu durum çocukta sosyalfobik davranış bozukluğuna, iletişim kuramamasına, okula gitmemesine böylelikle eğitimden geri kalmasına ve özgüven eksikliğine neden oluyor. Karşımıza arkadaşları, burun büyüklüğüyle veya kulaklarının kepçe olmasıyla alay etmesi çıkıyor. Bazen de erkek çocuklarda göğüs büyümeleri olabiliyor.

Çocuk da herkesin burnuna, kulaklarına öyle baktığını ve kendisiyle dalga geçeceğini düşünerek başı önde geziyor. Bu durum onun sadece psikolojisini bozmuyor, sosyal hayatını da zedeliyor. Böyle durumlarda ruh sağlığı önemli, müdahale etmek gerekiyor. İçinde bulunduğu psikolojik durumla aileler, Allah muhafaza intihara kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılabiliyor.

Fakat fotoğrafta daha güzel çıkmak için geliyorsa, bir şekilde onu ikna edip ameliyat yapmıyoruz.

Coğrafyadan coğrafyaya estetik anlayışlarda farklılıklar olabiliyor mu?

Tabii. Mesela, Uzakdoğu ülkeleri Çin, Tayvan gibi beldelerde burunlar daha basık. Onlar büyük burun istedikleri için burunlarına silikonik bantlar koyup büyüttürüyorlar. Avrupa ve Anadolu’da yaşayanların burun yapıları da büyüktür. Bunlar da genelde küçültme taraftarı oluyorlar. Afrikalılar ise burun kanatları çok geniş olduğundan onlar da kanatları küçükleştiriyor. Tabii bunların çoğu sağlık için değil görüntü için yaptırıyorlar.

Sizin, estetik-sağlık ilişkisinde taviz vermediğiniz ilkeleriniz nelerdir?

Sağlıkla alakalı bir problem ya da yüzünde dalga geçilecek kadar abartılı bir şey yoksa ona doğal haliyle güzel olduğunu söylüyorum. Sonra, düşündüğü ameliyatın zararlarından bahsederek vazgeçirmeye çalışıyorum. Ki bunu bir doktordan duyunca, cayma olasılıkları yüksek oluyor.

Burun estetiğini de nefes alıp verme problemi haricinde doğru bulmuyorum. Bunlar varsa ameliyat ediyorum. Çünkü uyku kalitesi bozuluyor, efor kapasitesini etkiliyor. Yani koştuğunda, spor yaptığında ve de uyduğunda nefes darlığı çekiyor.

Mesela, kıkırdak eğriliğinden dolayı nefes darlığı çekenlerin kıkırdağı alındığında burun iyice çöküyor. Bu sefer de sağlık için hem içini hem de dışını düzeltmen gerekiyor. Çünkü buna mecburuz. Bunu da estetik kaygıyla değil de sağlık için yapıyorum. Yine aynı şekilde bir kadın, altı yedi tane doğum yapmış. Bakıyorsunuz karın duvarı zedelenmiş, karnı sarkmış, deforme olmuş. Karın germe ameliyatı yapılması lazım. Sağlık söz konusu olduğundan böyle bir ameliyatı yapıyorum; ama daha fit gözükmek için karın germe ameliyatı yaptırmaya gelenleri de ameliyat etme taraftarı değilim.

Sırf güzellik maksadıyla estetik ameliyat olmak isteyenlere karşı duran idealist doktorlar var mıdır?

Var ama özel sektörde gittikçe azalıyor bunlar. Para kaygısı, hastane yönetiminin baskısı veya ahlâkî değerlerdeki eksikliler nedeniyle karşı durmayabiliyorlar. Maalesef bu hususta doktorları sınırlayacak hiçbir yasal düzenleme de yok.

En Yeniler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı